CHP'nin Seçilmiş Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz şu ifadeleri kullandı;
"Hamamyolu Caddesi'nde gece 02.00 sıralarında ilginç anlar yaşandı. AK Parti İl Başkanlığı tarafından medyaya servis edilen görüntülerde, 15 Temmuz pankartının güvenlik güçleri tarafından indirildiği iddia ediliyor. AK Partili il ve ilçe yöneticileri de bu duruma tepki göstermiş. Bu arkadaşlar her zaman olduğu gibi olayı yine çarpıtıyorlar. Olayın iki üç boyutu var.
Birinci boyutu, astıkları pankartın Valiliğe ait bir pankart olduğunu iddia ediyorlar. Şimdi asanlar kim? AKP'liler. Şunu sormak lazım; devlet ciddiyeti ve devlet sistematiği açısından neden Valiliğin pankartını bir siyasi partinin teşkilatı asıyor? Neden Eskişehir Valiliğinin pankartlarını AKP'liler asıyor?
Valiliğin bu pankartı astırabilecek kolluk kuvveti de var, gerekli personeli de var, bunu yapmak için gerekli tesisatı ve donanımı da var. Hal böyleyken bunu AKP'lilerin asıyor oluşu, devletin bir parti devleti hâline dönüştürülme gayesinin bir sonucudur.
İkinci olarak, Odunpazarı Belediyesinin zabıtasının görev alanına giren bir yere pankart asıyorsunuz ama belediyeye bilgi verme zahmetinde bulunmuyorsunuz. Bu kaçıncı arkadaşlar? Belediyeleri yok sayamazsınız. Hamamyolu gibi işlek bir caddeye pankart asıyorsanız belediyeye bilgi verecek, onların gösterdiği yere asacaksınız. Belediyeleri yok sayarak, belediyeler yokmuş gibi davranarak hiçbir sonuca varamazsınız.
Bir de siz iktidar partisinin mensuplarısınız. Devlet ciddiyetini ve devlet sistematiğini en başta koruması gereken sizlersiniz. Zaten yaptıkları işlem tamamen yasal olsaydı bunu gece saat 01.00'de, 02.00'de yapmazlardı. Saate bakın; gece 01.00 - 02.00... İzin almadan yaptıkları için zabıtanın müdahale etmeyeceğini düşünerek o saatte yapıyorlar.
Siz uygun saatte belediyeye bilgi verirsiniz, belediye de size uygun bir yer gösterir. Yangından mal kaçırır gibi gece kimse görmesin, herkes uykudayken oldu bittiye getirelim anlayışıyla bu işler olmaz arkadaşlar.
*
Jale Nur Süllü katıldığı canlı yayında Özgür Özel'in ismini anmaması nedeniyle kendisine kırgın olduğunu söylemiş. "Hain Jale" sloganlarına tepki göstermiş ve "Onların haddine mi düşmüş" ifadelerini kullanmış. Ayrıca "Tarihin doğru tarafında olanları zaman gösterecek." demiş. Biz tarihin doğru tarafında durduğumuzun onur ve gururunu yaşıyoruz. Tarih, en azından bizim nezdimizde, çarpıtılarak yazılacak ya da okunacak bir şey değildir. Tarih bellidir.
Bir kere kim göreve hangi suretle gelmiş, buna bakmak lazım. Özgür Özel, delegelerin seçmesiyle tam bir kere değil, iki kere değil, üç kere değil, dört kere seçilerek o göreve gelmiş, meşruiyetini tabanından, örgütünden ve halkından almış birisidir.
Diğer taraftan Kemal Beyefendi, yargının aldığı bir kararla, yönlendirmeyle, hukuka aykırı şekilde ve Recep Tayyip Erdoğan'ın yönlendirmesiyle verilen yargı kararı sonucunda o göreve gelmiştir. Meşruiyetini Recep Tayyip Erdoğan'dan almaktadır.
Tarihin doğru tarafı şudur. Kim milyonların umuduna mazhar olmuş, kim bugün milyonların umudunu temsil ediyor, kim partisini iktidar yapmak adına çaba gösteriyor, kim partisinin iktidara giden dört nala yürüyüşünün önüne duvar örüyor?
Bu konuda vatandaşlarımız ne düşünüyorsa tarihin doğru ve yanlış tarafını da o şekilde nitelendirmiş olurlar. Çok uzun uzadıya konuşulacak bir konu olduğunu düşünmüyorum. Tarihin doğru tarafı da yanlış tarafı da bellidir. Herkes tarihin doğru tarafında mı, yanlış tarafında mı duracağını kendisi belirler.
Genel Başkanımız hem "Hain Jale" hem de "Hain Kemal" sloganlarına karşı çıkmaktadır. Her iki sloganın atıldığı esnada da müdahale etmiştir. Zaten yürüyüş sırasında da müdahale etmiştir.
Bu nedenle Genel Başkanımızı bu unsur üzerinden eleştirmek doğru olmayacaktır. İnsanların ağzına bant vuramazsınız, insanların ağzını zincirleyemezsiniz. Birileri içinden geçtiği şekilde bir şeyler söyleyebiliyor. Yanlıştır, doğrudur ama Genel Başkanın tepkisine en başta ben şahidim.
"Yapmayın." dedi. Hatta "Hain Kemal" sloganı atan bir kişiyi bizzat kendisi uyarıp yürüyüş kortejinin arkasına gönderdi. Ben buna bizzat şahit oldum. Eminim siz basın mensuplarından da buna şahit olanlar olmuştur.
*
Kemal Kılıçdaroğlu da dün akşam canlı yayında, "CHP'yi ikiye bölenler Erdoğan'a hizmet ediyor." dedi. Kesinlikle katılıyorum. Dün yayında Kemal Kılıçdaroğlu'nun katıldığım tek cümlesi odur. CHP'yi bölenler Recep Tayyip Erdoğan'a katkıda bulunmaktadırlar.
Bugün CHP'yi bölen Kemal Kılıçdaroğlu'dur. CHP'nin başında meşru bir genel başkan varken, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisi iken, yapılan bütün anketlerde iktidara en yakın parti iken, muhtemel bir erken seçimde iktidar olacak konumdayken, kendisi Recep Tayyip Erdoğan'dan aldığı icazetle partinin başına geçmeye çalışmaktadır.
Bununla da kalmamakta, utanmaksızın, geçici olarak bir kurultay yapmak adına getirildiği bu görevde partinin evlatlarını biçmek, tabiri caizse partinin evlatlarını partiden uzaklaştırmak gibi bir cüreti de göstermektedir.
Şimdi soruyorum kamuoyuna; partiyi bölen Kemal Kılıçdaroğlu mudur, Özgür Özel midir?
Net olarak söylüyorum; partiyi bölen Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Partiyi sadece fiilen değil, ruhen ve fiziken bölmek gayesindedir. Ama bölebilmiş midir? Bölememiştir.
Neden bölememiştir? Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi tabanda öyle yüzde 50'ye 50, 60'a 40 ya da 80'e 20 gibi bir ayrım söz konusu değildir. Şu anda bir karpuz olarak düşündüğünüzde, karpuzun sapını bile bölememiştir Kemal Kılıçdaroğlu.
Kendisini destekleyenler sadece kendi varlığından medet umanlar, bundan nemalananlardır. Siyasi kariyerini geçmişte yaptığı hatalarla bitirip bugün "Acaba Kemal Kılıçdaroğlu'nun gelmesiyle bir siyasi menfaat elde edebilir miyiz?" diye memleket ve parti menfaatini kendi şahsi istikbalinin gerisine koyanlardır.
Bunu net olarak okumak lazım. Bu bakış açısıyla ve objektif bir değerlendirmeyle de partiyi bölmek gayesinde olan Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Kendisine katılıyorum; partiyi bölen Recep Tayyip Erdoğan'a hizmet eder, bölen de kendisidir.
*
Başkanım, geçen hafta CHP İl Başkanlığına bir atama yapılması bekleniyordu ancak açıklanmadı. Çünkü Eskişehir'de kimseyi bulamıyorlar. Bu görevi yapacak bir tek partiliyi bulamıyorlar.
Ama talip olan, az önce bahsettiğim sıfatlara haiz bazı arkadaşlar var. Onlara daha önce de söyledim; geçen hafta atanmadık diye üzülmesinler. Birisini bulamazlarsa partiyi kendi nezdlerinde yönetimsiz bırakacak hâlleri yok, eninde sonunda birisini atayacaklardır.
Bu hafta açıkçası bir atama bekliyorum. Çünkü bu durum onlar için utanç kaynağı olmaya başladı. Düşününüz; beni hem görevden almışlar hem de şu anda bu koltukta oturan kişinin, onların aldığı kararla, butlan yönetiminin kararıyla parti üyeliği bile yok. Beni sadece görevden almadılar, partiden kaydımı da sildiler.
Şimdi böyle olunca bu durum onlar için utançtır. Koskoca Eskişehir'in bir milyon nüfusu var. Bir de üyeler arasından bulmaları da şart değil; üye olmayanlara da teklif götürdüler, onu da biliyorum.
Bir milyonluk şehirde Kemal Kılıçdaroğlu'nu temsil edecek, biz nasıl burada Özgür Özel'i şerefle, gururla, onurla temsil ediyorsak, başı dik, alnı açık şekilde bu koltuğa oturacak bir kişiyi bulamıyorlar.
Kendilerinden talepte bulunan kişiler de normal şartlarda hayatı boyunca bu görevlere gelemeyecek kişiler. Onlar kapıda yatıyor. Butlan yönetimi bile kapıda bekleyen o kişileri bu göreve layık görmüyor. Düşününüz, onlar bile layık görmüyor.
Ama eninde sonunda birisini atamak zorundalar. Muhtemelen de ismi geçen arkadaşlardan birisini bu perşembe yapılacak MYK'da atayacaklardır diye düşünüyorum.
Eskişehir'de yana döne il başkanı arıyorlar. Gerçekten yana döne arıyorlar. Öyle alakasız isimlere teklif gitmiş ki içlerinde parti üyesi olmayanlar bile var. O kadar çaresiz durumdalar.
Dediğim gibi, perşembe günü bir karar verileceğini öngörüyorum. Çünkü diğer illerin yaklaşık 15'ine atama yaptılar, Eskişehir'le birlikte sadece birkaç il kaldı.
Burada örgütün duruşunu, Cumhuriyet Halk Partililerin onurlu duruş ve tavrını tebrik etmek gerekir. Buradaki en büyük pay bence örgüttedir. Örgütün duruşu sayesinde görevi kabul etmeyi düşünen kişiler bile cesaret edip kabul edemiyorlar."





