Tüm Bel-Sen Eskişehir Şube Başkanı Gerçek Bilyaz İzgü şu ifadeleri kullandı:
"Bugün 3 Temmuz 2026. TÜİK haziran ayı enflasyonunu bugün itibarıyla açıkladı.
Öncelikle bu ülkede artık çocuklar bile TÜİK vasıtasıyla açıklanan enflasyon rakamlarının, yaşadığımız gerçek enflasyonu yarı yarıya düşük gösteren sahte rakamlar olduğunu biliyor. Dolayısıyla bizler, her geçen gün derinleşen yoksulluğumuzda başrolü oynayan TÜİK rakamlarına göre yapılacak maaş artışlarından medet ummuyoruz.
Bunun için KESK olarak iki haftadır ülke çapında "GEÇİNEMİYORUZ! ACİL EK ZAM İSTİYORUZ" başlıklı bir imza kampanyası yürütüyoruz. Bugün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapmayı ve kampanyada topladığımız imzaları iletmeyi planlamıştık.
Ancak ne yazık ki NATO Zirvesi yasaklarına takıldık.
7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak olan NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek ülkede haftalardır adeta sıkıyönetim havası estiriliyor. Ankara, tam anlamıyla yasaklar ülkesinin başkentine çevrilmiş durumda.
Valilik, anayasal hakların başında gelen toplantı ve gösteri hakkını yok saymakla yetinmedi. Geçtiğimiz hafta aralarında bizim üyelerimizin de bulunduğu 200'den fazla kişi gözaltına alındı. Bunların yarısından fazlası sudan gerekçelerle tutuklandı. Basına yansıyan bilgilere göre NATO Zirvesi için görünür harcamalara ayrılan kamu kaynağı 12 milyar TL'ye ulaşmıştır.
Asgari ücretliye, emekçiye, emekliye gelince "kaynak yok" diyenler, 427 bin asgari ücreti aşan bir bütçeyi sadece iki günlük NATO Zirvesi'ne harcamayı tercih etmiştir.
Peki neden? Güya NATO Zirvesi'nde Türkiye'ye bir "müjde" verilecekmiş.
Zirveden "müjde" bekleyenler, NATO'yu üyelerini korumaya ant içmiş, tek amacı savunma ve barış olan, adeta kutsal bir ittifak gibi göstererek halkı yanıltıyorlar.
Oysa NATO, kurulduğu günden bugüne hiçbir zaman bir "savunma ve barış" ittifakı olmamıştır.
Tam tersine NATO, hiçbir üyesinin toprakları tehdit altında olmadığı hâlde dahi onlarca katliama imza atan emperyalist bir ittifaktır.
Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. NATO, bir savunma ve barış örgütü değildir. NATO; emperyalizmin çıkarlarını koruma işlevi gören, savaş ve çatışmaları körükleyen bir ittifaktır.
NATO; ABD Başkanı Trump'ın, "İstihdama, eğitime, sağlığa ayırdığınız kaynağı azaltıp benim silah tekellerime aktaracaksınız. Bundan sonra millî gelirinizin en az yüzde beşini silahlanmaya harcayacaksınız." sözlerini talimat olarak kabul eden bir ittifaktır.
Dolayısıyla NATO, bugüne kadar hiçbir zaman mazlum halklara, ezilen halklara "müjde" vermemiştir. NATO'nun "müjde" verdiği adres her zaman ABD'nin başını çektiği emperyalizm, uluslararası silah tekelleri, savaş lordları ve askerî darbeciler olmuştur.
Bu nedenle bizler, bu ülkenin emekçileri olarak "NATO'dan gelecek bir müjdeden halka, emekçilere hayır gelmez." diyoruz.
Ve bir kez daha haykırıyoruz:
NATO'dan çıkılsın, üsler kapatılsın.
25 yıldır ülkeyi yönetenler, kendi yarattıkları yoksulluğu NATO Zirvesi için yollara diktikleri demirden panolarla, duvarlarla gizleyeceklerini sanıyorlar. Ama ülkemizde bugün yaşanan yoksulluk ve sefalet, hiçbir pano ve hiçbir duvarla kapatılamayacak kadar derinleşmiştir.
Asgari ücretlisinden emeklisine, kamu emekçisinden işçisine kadar toplumun ezici çoğunluğu, yıllardır sahnelenen bir oyunla yoksullaştırılıyor.
Aşağıda metni yalnızca imla, yazım ve noktalama açısından düzelttim. Madde işaretlerini korudum, ancak cümle sonlarında nokta kullanmadım.
Yıllardır sahnelenen bu oyuna göre:
• Ülkeyi yönetenler her yıl önce yaşanan gerçekle hiçbir ilgisi olmayan toz pembe enflasyon hedefleri belirliyorlar
• Sonra maaşlarımızı, ücretlerimizi bu toz pembe enflasyon hedeflerine göre, hatta bazen bunun da altında belirliyorlar
• Sonra bu hedefleri tutturmak adına TÜİK'e "enflasyonu düşük açıkla" talimatı veriyorlar
• TÜİK de bu talimata uygun olarak sahte rakamlar uydurarak çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan hayat pahalılığını yarı yarıya düşük gösteriyor
• Ama sonuçta suni TÜİK rakamlarına göre bile birkaç ayda gerçekleşen enflasyon, yılın başında açıklanan toz pembe enflasyon hedeflerini aşıyor
• Yılın sonunda ise TÜİK rakamlarına göre bile bu hedeflerin 3 katına, hatta 5 katına çıkan enflasyonla karşılaşıyoruz
Üç yıldır "yeni", "rasyonel" gibi adlarla cilaladıkları bir programı uyguluyorlar Bu üç yıl boyunca sermayeye, patronlara teşvik üstüne teşvik yağdırdılar Vergi barışı, vergi indirimi diyerek bir avuç sermayeyi ihya ettiler
Emekçi maaşları gündeme geldiğinde aynı şeyleri tekrarlayarak, "Asgari ücrette, memur ve emekli maaşlarında artış enflasyonu körüklüyor" dediler
Buna o kadar inanıyorlar ki hem ücretlerimizi dibe çekerek hem de vergi yükümüzü artırarak yoksulluğumuzu derinleştiriyorlar
Çelişkileri burada açığa çıkıyor Yıllardır maaşlarımız dibe çekilmesine rağmen enflasyon gerilemiyor
Üç yıl boyunca 88 milyonun gözünün içine baka baka söylediklerinin koca bir yalandan ibaret olduğu bugün bir kez daha ispatlandı
2023 Haziran'ında yıllık enflasyon yüzde 38'di Bugün TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre yıllık enflasyon yüzde 32,11 olmuştur Yani emeğiyle geçim mücadelesi verenler sefalete mahkûm edilmiş ama enflasyon düşmemiştir
İktidar sözcüleri "enflasyon düştü" masalları anlatsa da yüksek enflasyon sıralamasında dünya beşincisi bir ülkede yaşıyoruz
Maaşlarımızın yüzde 75'i gıda, kira ve ulaşım kalemlerine gidiyor Gıdadan kiraya enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sıradayız Dolayısıyla maaşlarımız hızla buharlaşıyor Yaşamımız gittikçe zorlaşıyor Barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi en temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılamakta zorlanıyoruz
Haziran ayı itibarıyla açlık sınırı 40 bin TL'ye, yoksulluk sınırı ise 120 bin TL'ye ulaşmıştır
En düşük emekli maaşı bugünden açlık sınırının yarısına inmiş, asgari ücret ise açlık sınırının 12 bin TL altında kalmıştır
Asgari ücret nasıl işçiler için ortalama ücret hâline geldiyse bugün en düşük kamu emekçisi maaşı da kamu emekçileri için ortalama maaşa dönüşmüştür Bu iktidarın göreve geldiği 2002 yılında en düşük kamu emekçisi maaşının 1,5 katı olan ortalama maaş, bugün en düşük maaşın 1,1 katına gerilemiştir
Ortalama maaşla bir yılda alınan Cumhuriyet altını, 20 yılın sonunda 52 adet azalmıştır Bugün ortalama kamu emekçisi maaşı yoksulluk sınırının yarısı civarındadır
Öte yandan TÜİK bugün kira artışlarında esas alınan 12 aylık ortalama enflasyonun yüzde 32,03 olduğunu açıkladı Buna göre 60 bin TL maaş alıp bunun yarısını, yani 30 bin TL'sini kiraya veren bir kamu emekçisinin maaşı temmuz ayında 8 bin 105 TL artacak Ama kirası 9 bin 610 TL artacaktır
Yani maaş zammının tamamı kira artışına gidecektir. Hatta kirasını karşılayabilmek için cebinden bin 505 TL daha koymak zorunda kalacaktır.
Tüm bunlara rağmen iktidar milyonlarca kamu emekçisine ve emekliye bugün açıklanan TÜİK rakamlarını göstermekte ve "Altı ayda gerçekleşen enflasyonun dört, beş puan altında kalan artışlarla yetinin" demektedir.
Milyonlarca asgari ücretliye "Açlık sınırının altında kalmaya devam edeceksiniz" demektedir. Yine milyonlarca emekliye "Size açlık sınırının yarısı kadar aylık yeter" demektedir.
İktidar son toplu sözleşme sürecinde 2026 enflasyon hedefinin %16, 2027 enflasyon hedefinin ise %9 olduğunu açıklamıştır.
Buna göre iktidarın noterliğini yapan Hakem Kurulu da maaşlarımızın altışar aylık dilimler hâlinde; 2026 için %11 + %7, 2027 için ise %5 + %4 artırılmasına karar vermiştir.
Ama sahte TÜİK rakamlarına göre bile 2026 hedefi daha ilk beş ayda aşılmıştır.
Şimdi de çıkıp "2026 hedefimizi %24 olarak revize ettik. Ama tahminimiz %26. Ayrıca 2027 hedefimizi de %15'e çektik" diyerek bizimle dalga geçiyorlar.
Bir kez daha altını çiziyoruz. Suni TÜİK rakamlarına göre bile mevcut toplu sözleşme geçersiz hâle gelmiş, kadük olmuştur.
Bunun için yıllardır hepimize dayatılan yoksulluk ve sefalete artık yeter diyoruz.
Sadece son beş yılda yaşadığımız kayıpların telafisi için acil
• Temmuz ayı maaşlarımızda ek %35 artış yapılmasını
• İlave seyyanen ödenek başta olmak üzere mevcut tüm ek ödemelerin taban aylığımıza yansıtılmasını
• 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın derhâl, grevli toplu pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını temel alan evrensel sendikal normlarla uyumlu hâle getirilmesini istiyoruz
Sözlerimizi önemli bir noktanın altını tekrar çizerek tamamlıyoruz.
Bizler KESK'liler olarak bu ülkede sadece kamu emekçilerinin değil, asgari ücretlisinden emeklisine, kamu işçisinden özel sektör işçisine kadar tüm çalışanların insanca yaşayacak bir ücreti fazlasıyla hak ettiğine yürekten inanıyoruz.
Bunun için bugüne kadar, maden işçilerinden özel sektör öğretmenlerine uzanan her mücadelede sınıf dayanışması içinde yan yana olduk.
Bundan sonra da yan yana, omuz omuza olmaya devam edeceğiz.
Dolayısıyla çağrımız sadece kamu emekçilerine değil, bu garabet düzenin çarkları altında ezilen herkesedir.
Hepimizi sefalette eşitlemeyi hedefleyenlere artık yeter demenin vakti çoktan gelmiştir.
Gelin, yoksulluğu kader gibi gösterenlere karşı sesimizi, gücümüzü birleştirelim.
Taleplerimizi hep beraber savunalım.
Birleşe birleşe kazanacağız.
Yaşasın örgütlü mücadelemiz. Yaşasın KESK."





