Türk Harb-İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Hasan Atak, 1 Mayıs öncesi yaptığı açıklamada ücret politikası, güvencesiz çalışma ve vergi sistemine dikkat çekti. pic.twitter.com/9qnzudv0tF
— Gazete26 Gzt26 Eskişehir (@gazete26) April 27, 2026
Türk Harb-İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Hasan Atak şu ifadeleri kullandı;
"1 Mayıs İşçinin, Emekçinin Bayramı diyoruz. Sıkıntılar aklımıza geliyor. Sıkıntılar deyince de ilk aklıma gelen ücret diye gidelim. Yani şu anda maalesef geçinebilecek bir ücret politikası Türkiye'de emekçilere yönelik olarak uygulanmıyor ve yoksulluk sınırının tamamen altında bir ücret asgari ücret olarak dayatılıyor. Bu da maalesef Türkiye'de artık geniş kitlelerin tamamen geçinemediği bir ücret hâline geldi. Bu da yoksulluktan çıkılsın, yoksulluktan kurtulsun diye değil, yoksulluk devam etsin diye belirtilen bir durum. İlk aklıma gelen bugün emekçilerin büyük sorunu bu. Ama sorunlar çok, çok fazla sorunlarımız var.
Türkiye'deki en büyük sorunlardan bir tanesi güvencesiz artık işçi çalıştırılması, farklı istihdam politikalarının izlenmesi; 4A, 4B, 4C gibi farklı isimlerde aslında ne olduğu belli olmayan ya da ne şekilde güvence altında olduğu belli olmayan çalışma yöntemlerinin ortaya çıkartılması. Ya da işte işçi iş yerine girdiğinde bunun ileriye dönük olarak kıdem tazminatımı alabilecek miyim, maaşımı alabilecek miyim? Ya da kıdem tazminatımı alsam çok düşük miktarda artık azalan yıllara sirayet etmiş olan ve geriye doğru giden bir kıdem tazminatı sorunuyla karşı karşıyayız. Bu kıdem tazminatı beni geçindirebilecek mi? Bunlarla baş başa kalıyor.
Yine çalıştığı iş yerlerinde özellikle iş sağlığı güvenliği açısından baktığınızda, gerekli tedbirlerin, gerekli önlemlerin birçok yasal düzenleme yapılmış olmasına rağmen alınmaması; iş kazalarının üst seviyede devam ediyor olması, bunlar emekçilerin problemleri. Önemli sorunlardan bir tanesi de bana göre ikisini iç içe koyabiliriz; kayıt dışıyla birlikte vergilendirme oranları. Yani Türkiye'de çok ciddi anlamda adaletsiz bir vergi sistemi işliyor.
İnsanlar maaş bordrolarından %65 hiçbir zaman öteleyemediği, hiçbir zaman erteleyemediği ya da yapılandıramadığı bir vergilendirmeye baş başa bırakılıyor. Türkiye'de toplanan vergilerin %65'i dolaylı vergilerden oluşuyor ve bunların çok ciddi anlamdaki kısmının tamamını da bordrolu maaşıyla geçinen insanlar ödüyor. Bu da ciddi anlamda bir Türkiye'de sorun. Yani şimdi yakında geriye dönük olarak baktığınızda ücret politikasını bir kenara bırakıp da geçinme ücreti haricinde en fazla Türkiye'de tartışılan iki tane konudur; kıdem tazminatı ve adaletsiz vergi sistemi. Fakat bununla ilgili de herhangi bir adım atılmıyor. Bunlar şu anda emekçilerin ciddi anlamda karşılaştıkları sorunlar. Buna şunu da ekleyebilirim; özellikle sendikal örgütlenmede Türkiye hem 4857 sayılı İş Yasası'nda hem de 6356 sayılı Sendikalar Yasası'na baktığınızda çok güncel olmayan iki tane yasayla çalışma hayatı düzenlenmeye çalışılıyor. Bunlar artık yetersiz kalmakla birlikte sendikal örgütlenmenin önünde engel oluşturan ve çok acil bir şekilde düzelmeye ihtiyaç duyulan yasalar. Bir de işçiler açısından baktığınızda sorunun büyük bir tarafı da bu tarafta duruyor.
Çok uzun zamandır sendikal faaliyetlerin içerisindeyim. 28 yıllık işçiyim ben, 28 yıldır işçiyim. 28-29 yıldır da Türk Harb-İş Sendikası'nın üyesiyim. Yani bunun yaklaşık 15 yılı şube başkanlığı olarak geçti. 28-29 yılda çalışma hayatında maalesef iyileştirmeler olacağını beklerken her geçen gün geriye gittik. Gerek yasal düzenlemeler açısından gerekse çalışma hayatı açısından Türkiye'nin ekonomisi büyüyor, Türkiye'nin ekonomisi bir yandan işte güçlü bir ekonomi hâline geliyor denilirken öte taraftan kendi iş yerimde, iş kolumdan bahsedeyim; Millî Savunma Bakanlığı örneğin. Bu iş kolunda teknolojik ilerlemeden ziyade işçilerin çok daha zor şartlar altında, çok daha olumsuz şartlar altında geçindiklerini görmeye başladım.
Basit bir örnek vereceğim müsaadenizle. Bundan 20 yıl öncesine gideyim. 30 yıl değil ama 20 yıl öncesindeki rakamlar yakında kontrol ettiğimden aklımda kaldığından dolayı oradan örnek vereyim. Yani 30 yıllık bir işçi, 20 yıl önceki rakamlara göre baktığınızda kıdem tazminatını alıp da bir iş yerinden ayrıldığında bugünün ücretlendirmesiyle, eğer buna bir işte gram altın üzerinden bir hesap yaparsak 14 milyon 400 bin lira ayrılarak, alarak iş yerinden ayrılması gerekiyordu. Bugün baktığınızda 1 milyon 700 - 1 milyon 800 bandında kıdem tazminatı alarak ayrılıyor ki Eskişehir şartlarında 1+1 bir sığınacak evi dahi kıdem tazminatı anlamında alamıyor. Bu açıdan değerlendirdiğinizde çok ciddi bir gerileme var.
Bu sadece kıdem tazminatında değil, az önce belirttiğim sorunlarımızın tamamında. Yani şimdi müsait olanlar inceleyebilirler; geriye dönük olarak sosyal medyaya girdiğinizde, internet üzerinden baktığınızda ben sendikal faaliyetlere başladığımda, sendikal hayatıma girdiğimde ya da sendikaya üye olduğumda biz iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada üçüncü sıradaydık. Bugün hâlâ aynı durumdayız. Ne yaparsak yapalım bunun önüne bir türlü geçilmedi. Ha bunun nedenleri var tabii. Bunun bana göre en büyük sebebi istenmiyor olması.
Ülkeyi yöneten, ülkeyi belli bir siyasi güce sahip olan bir iktidar mevcuttur. İktidarın irade gösterip karar alması gerekiyor ama aynı zamanda da çok ciddi anlamda holdingleşen sermaye kesiminin, işveren tarafının da bu konularda adım atması gerekiyor.
Bu, sonuçta belki kısa vadede işverenlere yarıyor olabilir. Bu tür politikalar, hükümetin ekonomik çarkını düzenlemede çevirmesinde yarıyor olabilir. Ama genel ve uzun vadede baktığınızda, bu ne ülkemizin faydasınadır ne de çalışan insanların faydasınadır."





