2005 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş. 2006’da Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı birleştirilerek SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) adını almış.
SSK’nın kurulmasındaki temel amaç, işçilerin hastalık, analık, malullük ve yaşlılık gibi durumlarda sosyal güvenliğini sağlamaktı.
SSK çok değerli amaçlarla kurulmuş. İşçiler açısından önemli hizmetler sunmuş. Siyasette SSK’nın batırıldığı sık sık söylenir ve Kemal Kılıçdaroğlu bu sürecin sorumlusu olarak gösterilir. Kemal Kılıçdaroğlu, 1992-1996 ve 1997-1999 yılları arasında toplam 6 yıl SSK Genel Müdürlüğü yaptı. O dönemde koalisyon hükümetleri, ağırlıklı olarak da sağ hükümetler vardı. Finansal açıdan SSK zor duruma düşmüştü.
Kurumun mali dengesinin bozulmasına ve nihayetinde kapatılarak SGK çatısı altına girmesine neden olan başlıca faktörler şunlardır:
1- Erken emeklilik uygulamaları: Yaş sınırının kaldırılması (1992 yılında yapılan düzenlemeyle kadınlarda 38, erkeklerde 43 yaşında emekli olabilme imkânı getirildi).
Aktif/pasif oranı: İdeal bir sistemde 4 çalışana 1 emekli düşmesi gerekirken, bu oran Türkiye’de 2’nin altına düşerek sistemin kendi kendini finanse edememesine yol açtı.
2- Yapısal ve ekonomik sorunlar: Kayıt dışı istihdam, tahsil edilemeyen primler, yüksek sağlık harcamaları.
Sosyal güvenlik kurumlarını normalde devletin desteklemesi gerekirken, o dönemki hükümetler yeterli destek sağlamamış; tersine kamu kuruluşları ve belediyeler sigorta primlerini ödememiş. SSK’nın vergi borçları, kurumun gayrimenkullerine el konularak tahsil edilmiş. Eskişehir’de Tepebaşı’nda Anadolu Lisesi, metro ve Koçtaş’ın bulunduğu geniş alan, Emlak Bankası kanalıyla SSK’dan devlete aktarılmıştı. Bu olaya birebir şahit olmuştum.
Bugün SGK da mali açıdan açık veriyor; ancak hükümet yüksek oranlarda destek sağlıyor. Türkiye’de sosyal güvenliğe devlet katkısı 2008-2022 arasında %37 ile %49 arasında gerçekleşmiş.
“SSK battı” suçlamalarının işaret ettiği 1990’lı yıllarda ise finansman açığı en fazla %32 seviyesine ulaşmış. Bu durum, SSK’nın yeterli devlet desteği olmadan faaliyet gösterdiği bir dönemde oluşan açığın, bugünkü destek seviyesi olmadan daha da yüksek olabileceğini gösteriyor.