Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ şu ifadeleri kullandı;
"Ekonomik buhran, yaygın ve derin yoksulluk devam ediyor ve enflasyon kontrol dışında kalmaya devam ediyor. Bu ekonomide bir kurum var. Mutluluk Hormonu Kurumu diye adını değiştirmeliler. TÜİK'ten bahsediyorum. 2025 sonu itibarıyla kişi başına 18.040 dolar düşüyormuş. Hepimizin zenginliği 18.040 dolarmış. Kişi başına aylık gelir 1.500 dolarmış. Evet Haydar Hocam, var değil mi o kadar, evet 1.500 dolar. Sanki hani bir çocuk romanı vardır ya, Alice Harikalar Diyarında gibi TÜİK de bize bir Harikalar Diyarında olduğumuz masallarını anlatıyor.
Oysa gülüyoruz ama millet açlık ve yoksullukla kırılıyor. Gerçekten Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik buhranlarından bir tanesinden geçiyoruz. 2026 Temmuz itibarıyla açlık sınırı 38.216 lira, yoksulluk sınırı 117.336 TL olmuş durumda.
Yani asgari ücret açlık sınırının 10.141 lira altında arkadaşlar. Düşünün, nasıl insanlar geçinecekler, nasıl karınlarını doyuracaklar?
Şimdi TÜİK'e soralım buradan. Madem kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla 18.000 dolar, yani ayda 1.500 dolar; 5 milyon asgari emekli maaşı alan emeklimiz ve 11 milyon asgari ücretlimiz neden açlık sınırı altında bir gelir elde ediyorlar? Bu paranın geri kalanı nerede arkadaşlar?
Neden halkımıza bu parayı aktarmıyorsunuz? Halka aktarmıyorsanız kimlere aktarıyorsunuz?
Gayrisafi yurt içi hasıla olarak açıkladığınız rakam bir hayal mi, yoksa bakın gelir dağılımı öyle sine bozuk ve adaletsiz ki bir küçük grup zenginlik içinde yüzerken toplumun %90'ı açlıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Hangisini söylemek istiyorsunuz? Hangisi TÜİK'in doğrusu?
Bu rakamlar gerçekçi rakamlar değil, bu rakamlar doğru rakamlar değil. TÜİK hangi açıklamayı yaparsa yapsın halkın karnı doymuyor, halk aç kalmaya devam ediyor. Gençlerimiz işsiz kalmaya devam ediyor. İşçi, emekli, memur, orta direk aç ve perişan kalmaya devam ediyor. Esnaf ve sanayici ise batık halde varlığını sürdürmeye, "Bir gün daha acaba işletmemi açık tutabilir miyim?" diye mücadeleye devam ediyor. İflaslar her geçen gün biraz daha kontrol dışına çıkıyor ve artıyor.
İşte AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türkiye Yüzyılı böyle bir dönem. 24 yıldır iktidardasınız ama yapısal sorunların hiçbirisini çözemediniz ve Türk halkını açlığa, sefalete mahkûm ettiniz.
Öyle TÜİK'in açıkladığı rakamlarla ekonomi düzelmiyor, halk refaha ulaşmıyor. Çünkü eğer vatandaşın alım gücünü arttırmazsanız, gelir dağılımında adaleti sağlamazsanız, bütçe açığını kapatmazsanız, dış ticaret açığını düşürmez veya ortadan kaldırmazsanız, tasarrufları arttırmazsanız, savurganlığa devam ederseniz sonuç ekonomik bir çöküş olur. Biz de ülke olarak ne yazık ki değerli arkadaşlar, bu ekonomik çöküşü yaşıyoruz.
Yaptıkları tek şey, Türk halkının dişinden tırnağından arttırarak inşa etmiş olduğu elinde kalan son zenginlikleri de yabancılara satarak elde edecekleri geliri, üzerine basacakları parayla seçim öncesinde maaşlara zam ve kredi faizlerini düşürerek seçimi kazanmaya çalışmak.
Sonra ne olacak? Bakın, 64 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız. 64 milyar dolarlık özelleştirme... Sonra kur korumalı mevduata vermiş olduğunuz faizlerle bu paranın tamamını vergisiz rant baronlarına aktardınız.
Yine aynı şey olacak, yine aynı şey olacak. Bedeli fakir Türk halkı öderken yandaş sermaye grupları zenginleşecek ve Türkiye'den aldığını yurt dışına götürecek. Değerli arkadaşlar, 2005-2025 yılları arasında Türkiye'den dışarıya 80 milyar dolar çıktı, yatırım olarak. Bu 80 milyar doların çok büyük bir bölümü son yıllarda çıkan para. Bu 80 milyar doların da son yıllarda çıkan 12,5 milyar doları yurt dışında gayrimenkul alımına gitmiş. 12,5 milyar dolarlık gayrimenkul alınmış. Bu korkunç bir para. Evet, bazıları "Türkiye'de bir şey olur"se diye yurt dışından oturma izni almak için gayrimenkul satın alıp yabancı ülkelerde oturma izni alıyorlar. Ama bazıları da Londra'da sokaklar, caddeler satın alıyor. Kimlerin satın aldığını ve bu alımların Türk halkının alın terinin Londra bankerlerine aktarılması olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu zafer ekonomisidir. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu sürdürülebilir, planlı kalkınmanın benimsenmesidir. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasıdır. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu hukukun üstünlüğünün benimsenerek güven ikliminin oluşturulmasıdır. Planlı ekonomidir, planlı sanayileşmedir, planlı tarımdır, verimin üretimde arttırılmasıdır. Ve bunları AK Parti iktidarının yapması mümkün değildir.
Çünkü her geçen gün biraz daha hukuk devletinin tasfiye edildiğini, düşman ceza hukukunun insafsızca uygulandığını, iktidarda kalacağız diye muhalefet üzerindeki ve vatandaş üzerindeki baskıların arttırıldığını görüyoruz.
Ama ne kadar baskıyı arttırsalar da sonuçta vatandaş öfkesini sandığa taşıyarak sandıkta patlatmaya hazırlanıyor.
Buradan AK Parti yönetimine sesleniyorum. Bakın, eğer sokakta protestolar olsaydı öfke bu kadar yüksek olmazdı. Düdüklü tencerenin düdüğünü lehimlediniz. Geriye bu buharın dışarı çıkması için bir tek şey kalıyor. Bu tencere patlayacak ve bu tencere sandıkta patlayacak.
Ve patladığı zaman siz de öyle şaşıracaksınız ki, öyle telaşa kapılacaksınız ki. Biz bu telaşı, bu şaşkınlığı 2015 Haziran'ında görmüştük. Bu sefer çok daha ağır, ama çok daha ağır bir mağlubiyete doğru gidiyorsunuz. Böyle devam edin, böyle devam edin.
Terörsüz Türkiye adını verdikleri terörle müzakere ve teröre teslimiyet süreci 21 ayı geride bıraktı. PKK kendisini feshedecekti, silahlarını bırakacaktı, bir al-ver süreci yaşanmayacaktı, şartsız şurtsuz terör sona erecekti.
Bu başladığı zaman bunun böyle olmayacağını, olamayacağını, Türk halkına bu konuda doğrusunun söylenmediğini ifade ettik. Ve ne yazık ki haklı çıktık.
Gelmiş olduğumuz noktada bırakın bir müzakereyi, "Ben silahı bırakmam" diyen bir terör örgütüne taviz veriliyor ve dağdan inmesi için yasa çıkartılıyor. Pazarlığın odağında narko terörist elebaşı Öcalan'a özgürlük ve siyasi haklar verilmesi, PKK'lı teröristlerin affedilip deyimle "topluma kazandırılması" yer alıyormuş.
Evet, unutmadık ki Devlet Bahçeli "Öcalan gelsin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşsun" diye bu yolu açmıştı. Öcalan'ın kurucu önder olmasını, Öcalan'a siyasi statü verilmesini ve Öcalan'ın siyasi koordinatör olması gerektiğini ifade etmişti.
Ve işte böyle çıktıkları yolda şimdi Türk kamuoyundan titizlikle gizlenen ama Abdullah Öcalan'ın onay verdiği söylenen bir taslak metin, yasa taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacakmış. Medyadan biz de izliyoruz. Kimi bilgilere göre yasa taslağında "PKK terör örgütüne mensup olmakla birlikte suça bulaşmamış..."
Arkadaşlar bu nasıl bir iş. Yani PKK terör örgütüne mensup olacak ve suça bulaşmayacak. Zaten PKK terör örgütüne mensup olmak suça bulaşmak anlamına geliyor yasalara göre.
Ve bunlar topluma kazandırılacakmış. Cezaevindeki hükümlülere de ceza indirimi gelecekmiş. Zaten şu ana kadar yüzlerce ve yüzlercesinin serbest bırakıldığını duyuyoruz, izliyoruz.
Çerçeve yasa taslağı aslında açık bir af düzenlemesi. Nitekim Adalet Bakanı da "Bir genel af söz konusu değil, PKK ile sınırlı bir düzenleme" diyerek bunun bir PKK affı olduğunu teyit etti.
Ve iktidar ve Terörsüz Türkiye sürecini yürütmeye çalışanlar PKK'ya af düzenlemesi tasarlıyorsa bunu çıkıp açıkça ifade etmek ve gazilerimize, şehit ailelerine ve tabii Türk milletine bir açıklama yapmak zorundalar. Neden. Neden yapıyorsunuz bunu.
Bu açılım ve terörle pazarlık sürecini yürütenler kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimizin emaneti olan aile yakınlarının yüzlerine bakabilirler mi. Hiç sanmıyorum."





