YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer şu ifadeleri kullandı;
"Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazı. Ben basın ve ifade özgürlüğünü ilk düğme olarak görüyorum. Burada aslında Anayasa'da, yasada normalde "Basın hürdür, sansür edilemez" diyoruz. Temel olarak ilke bu. Ama bu iktidar döneminde her gelen yasada maalesef gazetecilerin, sivil toplumun, yurttaşların özgürlükleri adım adım yontuldu, yok edilme noktasına geldi.
Bu temel kısıtlamaları getiren yasaları bir kere kaldıracağız. Neden bahsediyorum? Dezenformasyonla mücadele adı altında çıkarılan meşhur 217/A, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan bahsediyorum.
Hatırlıyorsunuzdur, yani detaya giriyorum siz sordunuz diye, bu yasa çıkarken sizler de şahitlik ettiniz. İktidar bileşenleri, "Biz bunu gazeteciler için getirmiyoruz. Hiçbir şekilde bundan gazeteciler tutuklanmayacak" dedi. Biz de sadece muhalefet partisi olarak değil, sizlerin meslek örgütleriyle birlikte, "Hayır, bu çok belirsiz, ucu çok açık ve hâkimler tarafından, özellikle siyasi baskı altındaki yargı tarafından gazetecilerin aleyhine kullanılacaktır" dedik.
Sonra rakamlar ortaya çıktığında, işte 3 yıl oldu sanırım yasa yürürlüğe gireli, bunun en büyük mağduru gazeteciler oldu. En büyük mağdur. 100'ün üzerinde, tam rakam önümde değil ama yüzlerin üzerinde soruşturma, kovuşturma, yine onlarca gözaltı ve yine onlarca tutukluluk yaşandı.
Hâlâ birçok meslektaşımız Türkiye'nin birçok yerinde yazdığı haber, yaptığı paylaşım nedeniyle bu maddeden ya yargılanıyor ya gözaltına alınıyor ya tutuklanıyor ya ceza alıyor. Mesela buna benzer, basın özgürlüğünün önünde engel olan maddeler kesinlikle kaldırılacak.
Ayrıca Anadolu basını dediğimizde sıkıntıları biliyorum, sizler sayesinde biliyorum. Eskişehir'de olsun, Türkiye'nin dört bir yanına gittiğimde hep cemiyetlerle bir araya geliyordum. Bundan sonra da yurt içi seyahatlerimde mutlaka önceliğim sizlerin oradaki mevkidaşlarınız, meslek örgütlerinin temsilcileri, cemiyetlerimiz ve derneklerimizle buluşmak olacak.
Oradan da bizlerin gördüğü sıkıntılar var. Mesela aranızda internet siteleri, online yayın yapan internet siteleri var. Bunlar çıkarken hatırlarsanız çok şey konuşuldu. Ama sonra zaman içinde neye dönüştü bu? Bir tıklama meselesine dönüştü. Yani ne kadar tık alırsan o kadar ilan alırsın gibi. Haber niteliğinden ziyade niceliğe dönük bir yaklaşıma dönüştü. O dönemde de bu kriterlerin yanlış olacağını söyleyerek eleştirmiştik. Hatta çok sıkıştırılmıştı, sonra biraz gevşetildi ama yine de sıkıntılar var.
Anadolu basınının can damarı ilanlar. Basın İlan Kurumu ile ilgili yaşanan sıkıntıların farkındayız. RTÜK ile ilgili yaşanan sıkıntıların farkındayız. Basın kartı alımında İletişim Başkanlığı ile yaşanan sıkıntıların farkındayız.
İşte daha sanırım geçen haftaydı, Turkuaz Basın Kartı yok diye Silivri'de gazetecilerin izlemesi engellendi. Ben şimdi burada sorsam söylersiniz ama hepinizde aynı kart olmayabilir. Ama ben hepinizi buraya gelen gazeteci sayıyorum. Eskişehir halkı gazeteci sayıyor.
Çünkü aramızdaki bu durum günden güne artıyor. Freelance çalışan gazetecilerin sayısı artmakta. Onlar da gazetecilik yapıyor. Bazen bir kuruma çalışıyor, öbür gün başka kuruma çalışıyor ya da kendi YouTube sayfasını vesaire yönetiyor. O noktada gazeteciliğin böyle bir sınırlandırmaya tabi tutulmasını da doğru bulmuyorum.
Bu noktada özellikle dijital teknolojinin gelişmesi önemli. Ama dijital teknolojiler gelişirken basın emekçilerinin hakkının, hukukunun elinden alınmaması lazım.
Bu noktada bir konuyu dile getirmek isterim. Bir konu da dijital telif meselesidir. İşte haberi Tarkan Bey yapıyor ya da Sadi Bey yapıyor. Ondan sonra o haber izinli izinsiz yayılıyor. Onun telifi noktasında bir gazeteci için gerçekten haber maddiyata bakmaz meslektaşım, biliyorum. Tabii ki maddiyat hepimiz için önemli ama haber önemlidir, haberin değeri önemlidir, haberin etkisi önemlidir. Ama bu kadar emeğin hiçbir şekilde korunmadan, hakkı korunmadan sömürülmesine de son verilmesi lazım.
Bu noktada bugüne kadar biz parlamentoda çok söyledik, dijital telif yasası gelmeli diye. Gelmedi. O noktada da önümüzdeki dönemde, bu iktidar yapacaksa onlar yapmalı, yoksa bizim iktidarımızda yapılacak. Bunun birçok demokraside örneklerini izliyorsunuzdur. Kanada'da, Avrupa'da birçok ülkede bu konu gündeme geldi.
Yani bu dijital kartellerin, platformların gazetecinin emeğini sömürmesi meselesini Türkiye'de artık dert etmemiz gerekiyor. Bunu da en önce gazetecilerin, onların meslek örgütlerinin ve onlarla dayanışma içinde olduğunu ileri süren ya da savunan siyasetçilerin ve partilerin dert etmesi gerekiyor.
Biz her noktada, "En kötü sendika sendikasızlıktan iyidir" diyen bir anlayıştayız. Sosyal demokrat anlayıştaki bir parti olarak da çalışma yaşamının her kesiminde olduğu gibi basın sektöründe de basın emekçilerinin haklarının örgütlü bir şekilde savunulmasını savunuyoruz, savunacağız.
Onun ötesinde Basın İlan Kurumunun ve kamunun, daha doğrusu özellikle Anadolu basınına daha fazla ilan yaratması lazım. Daha fazla. Yapılanları küçümsemiyorum. Evet, sizlerin talepleri doğrultusunda bazı adımlar atılmıyor değil, atılıyor ama yeterli değil.
Ben de gazetecilikten geldim. Basın İlan Kurumundan, sizler de bilmiyorum alıyor musunuz, sıkıştığımızda kredi alırız. Ama o kredinin, mesela baktığınızda şimdi aldığınız miktar, inanın temel ihtiyaçları gidermekten çok uzak durumda. Onun mutlaka artması lazım.
Nasıl artacak bu? Basın İlan Kurumunun yönetimini düzgün yaparak artıracaksınız. Benzer şekilde meslek örgütlerine Basın İlan Kurumundan pay verilirdi. O pay yıllar içinde yok denecek noktaya indi. Bunların hepsi kötü yönetimden kaynaklanıyor.
Bir de şöyle bir şey var kurumlarda. "Nasıl olsa internet var, internete veririz, gazeteye vermesek de olur. Bir yerden verelim, niye 10 yere verelim?" gibi anlayışlar var. Bunlara da mutlak surette bir çekidüzen gelmesi lazım.
Çünkü böyle her kolaycı anlayış, yani "Bir yere verelim, ne olacak?" denen anlayış, aslında Anadolu'da onlarca ve birkaç yıla baktığınızda yüzlerce gazetenin yok olmasına neden oluyor.
Bir kamu yöneticisinin, "Ona da vermesem ne olur?" deme lüksü olmamalıdır diye düşünüyorum. Anadolu basınının can damarı ilanlardır. Bunu artıracak arayışları yapmakla yükümlü olan kamudur.
O sorumluluğunu yerine getirme çağrısını muhalefetteyken yapacağız. Biz iktidara geldiğimizde bunu yerine getireceğiz.
Asıl olan, basınla ilgili düzenleyici kuruluşların; Basın İlan Kurumu, RTÜK, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, BTK ve şimdi Siber Güvenlik Başkanlığı oldu biliyorsunuz, hepsinin görevlerini basını kısıtlayıcı, basını engelleyici, sansürleyici ve baskıcı bir anlayışla değil, basının çalışma yaşamını kolaylaştırıcı bir anlayışla yerine getirmesidir.
Hem özgürlükler anlamında hem de maddi olanaklar anlamında basının önünü açacak bir anlayış değişikliğine ihtiyaç var."





