Eskişehir’de Milli Savunma Politikaları Panelinde konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu şu ifadeleri kullandı;
“Milli Güvenlik konusu hassas bir konu. Yani yapılan açıklamalar farklı yönlere gidebilir. Siyaseten yanlış anlaşılabilir, içinden cımbızlanarak çekilip aleyhte kullanılabilir. Artık her şeyi bırakın; başka Türk Silahlı Kuvvetleri yok, başka ordu yok. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmakta da kullanılabilir. Birtakım algı faaliyetleri, tezviratlar da yürütülebilir. Dolayısıyla bizim zaviyemizden, bizim bakış açımızdan Milli Savunma politikalarına ilişkin nedir, ne yaptık, bundan sonra ne yapmayı planlıyoruzu bir şekilde anlatmak ve bunu da bir 10-15 dakikayla sınırlı tutmak; çünkü 3 saat 5 saat konuşabiliriz bu konuda ama sorulara bırakmak mikrofonu ve sizin sorduğunuz sorularla konuları birbirini tamamlayacak şekilde açmak ve bir nebze bilgi sahibi yapmak sizi. Zaten bildiğiniz konular, hepiniz takip ediyorsunuz. Burada önemli olan bazı temalar var. Yani işte savunma sanayii olsun, diğer konular olsun buradaki gerçekleri anlatalım ki veya bizim bakış açımızla, bizim tespit ettiğimiz hususları anlatalım ki siz de işte etrafınızdakilerle, muhatap olduğunuz kişilerle bunları değerlendirebilirsiniz, belirtebilirsiniz.
15 Temmuz'dan sonra gerek bu yapısal değişikliklerle veya başka düzenlemelerle Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli Savunma Bakanlığı yapısı kökten değişti, takip ediyorsunuz. Yani kimi zaman bazı yorumlar yapılıyor. 10 sene, 15 sene veya 20 sene önce emekli olmuş askeri personel tarafından; gerçekten şu anda o dönemle bu dönem arasında ciddi fark var. Yani ben 5 sene önce emekli oldum diyebiliriz 2021 yılında ki o günden bu yana ki çok seviyordum Silahlı Kuvvetlerimi ve Deniz Kuvvetlerimi, yakinen takip ettim; ben bile bazı konularda geride kaldığımı hissediyorum. Dolayısıyla yorumlarda temkinli oluyorum, tezvirata, yanlış anlamaya meydan verecek değerlendirmelerde bulunmuyorum biraz önce belirttiğim nedenlerle. Ama görüyorsunuz bazı işte sivil veya asker emekli bürokratlarımız değişik yorumlarla, değişik işte açıklamalarla olayı başka mecralara çekiyor.
Dolayısıyla benim tavsiyem öncelikle resmi açıklamaların dikkate alınması, daha sonra sağduyulu değerlendirmelerle bu yolda yürünmesi. Birinci tavsiyem bu; bunun örneğini de çok yakın zamanda gördünüz geçmiş dönemde.
Şöyle bir avantajım var; 15 Temmuz'dan 3 gün sonra Deniz Kuvvetleri Harekat Başkanlığına atandım. Yani 18 Temmuz günü İzmir'de görevliydim, 18 Temmuz günü Deniz Kuvvetleri Karargahına katıldım. Dolayısıyla o süreci de çok yakından tanıdım. Kaldı ki albaylık dönemimde İstanbul Askeri Casusluk denen FETÖ kumpası, biliyorsunuz isim davalardan biridir, onun da sanığıydım. En sonunda Anayasa Mahkemesi kararıyla, hak ihlali kararıyla tekrar yargılandık ve beraat ettik. Daha sonra da mesleki paternimiz devam etti. Dolayısıyla Deniz Kuvvetlerinin yaşadığı, daha doğrusu Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaşadığı bütün olayların kendi çapımda, kendi bakış açımla merkezinde yer aldım diyebilirim. Bütüncül değerlendirmeye bu da büyük katkı sağlıyor.
Partinin Milli Savunma politikaları eleştirilebilir, dış politika eleştirilebilir ama şunu her zaman altını çizerek söylüyorum: Biz iktidarda değiliz. Bizim elimizde ne bir istihbarat teşkilatı var bize bilgi getirecek, ne bir Özel Kuvvetler Komutanlığı var ne de başka devlet kurumları var. Biz oturuyoruz; tamamen gönüllülük esasına göre bize destek sağlayan, tamamen gönüllülük esasına göre, bunu altını çiziyorum, emekli askeri personel, emekli güvenlik uzmanları, emekli dış politika personeli ile işte açık kaynaklardan toplamış bilgilerle bir vizyona, bir değerlendirmeye tabi tutuyoruz ve Sayın Genel Başkanımıza iletiyoruz, parti yönetimine iletiyoruz. Bu konuda da şu ana kadar vicdanen gayet iyi görev yapıldığını hissediyorum. Hatalar olabilir ama şunu değerlendirirken lütfen objektif değerlendirmek lazım. İki tane haber kanalıyla sadece sosyal medya var elimde. Dolayısıyla duyurmak veya bilgi sahibi kılmak gerçekten zor. Burada sizden işte ilk talebim bu olacak. Yani sosyal medyadan takip edin bizi, kafanıza yatan, size uyum sağlayan fikirlerimizi siz de yayın. Dolayısıyla başka bir kaynağımız yok çünkü. Yani dumanla veya davulla sokakta haberleşecek halimiz, kendimizi duyuracak halimiz yok. Burada sizin desteğiniz çok önemli.
Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kurultayı'ndan sonra Sayın Genel Başkanımızın kurultay hazırlıklarında verdiği bir taahhüt vardı. Cumhuriyet Halk Partisi'nde ilk defa Milli Savunmadan Sorumlu bir Genel Başkan Yardımcılığı, Milli Güvenlikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tesis edileceğini açıklamıştı. Daha sonra kurultaydan sonra o göreve ben başladım. O dönem gölge bakanlık müessesesi vardı, biliyorsunuz 18 disiplin vardı. Bu 18 disiplinden işte İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı gibi hepsini tek tek saymayayım, gölge bakanlıklar oluşturuldu ve o şekilde bu olay devam etti.
Milli Güvenlik Danışma Kurulu kuruldu. Emekli general, amiral ve güvenlik uzmanlarından oluşan bu kurul; ayda bir veya iki ayda bir, kriz durumlarına bağlı olarak acil toplanarak Genel Başkanı ve parti yönetimini bilgilendirdi. Bunun yanında 140-150 sayfalık Milli Güvenlik Politika Belgesi hazırladık. Bu politika belgesi tamamen parti içi bir dokümandır. Bunu basına veya örgütümüze yaymadık çünkü bu belge, parti programında yer alan hususların nasıl yapılacağını anlatıyor. Bu belge bizim açımızdan canlı bir dokümandır; yarın yeni bir öneri gelirse değişebilir. Şu anda bu dokümanı Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisine devrettik ama o dönem bu hazırlığı tamamladık.
Bunun dışında bize katkı sağlayabilecek herkesle irtibat kurduk. Bu süreç tamamen gönüllülük esasına göre yürütüldü. Kimi arkadaşlarımız, büyüklerimiz veya beraber çalıştığımız personelimiz; savunma sanayisinde ya da devlette çalıştıkları için iş gelecekleri açısından çekindiler. Ancak çekinmeyenlerle irtibatımızı kurduk ve onlardan katkı sağladık. Bu noktada sadece emeklilerden destek aldık. Yani burada sakın "İçeriden bilgi aldık" gibi bir anlam çıkmasın. Daha iyi bir Türk Silahlı Kuvvetleri ve milli güvenlik politikası nasıl oluşturulabilir diye bunun üzerinde çalıştık.
Eleştirilerde her zaman yapıcı olduk ve yapıcı olmaya da devam edeceğiz. Kim ne derse desin; çıkıp bağırmanın veya elinde sopayla vurmanın bir anlamı yoktur. Eğer bir şeyi eleştiriyorsan çözüm önerisi getireceksin. Örneğin, Deniz Unsur Komutanlığı Karadeniz'de konuşlanacaksa o zaman "Montrö'ye dikkat edeceksiniz, sadece Karadeniz'e sahildar ülkelerden oluşacak ve insansız deniz araçları gibi yeni teknolojiler Montrö'de dikkate alınmalı" diyeceksin. Biz de bu şekilde yapıcı öneriler getirdik.
Bu süreç devam etti ve 39. Olağan Kurultay'dan sonra gölge bakanlık sistemi kaldırıldı. Önce Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde 18 disiplinin yer almasına karar verilmişti. Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK), partinin en üst karar organlarıdır. MYK'da sadece sivil toplum kuruluşları ve diğer idari görevlilerin olmasına karar verilmişti. Ancak Sayın Genel Başkan yaptığı bir değerlendirmeyle güvenlik, ekonomi ve dış politika disiplinlerinin hem Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde hem de MYK'da olmasına karar verdi.
Ben MYK'da Genel Başkan Yardımcısı olarak görevime devam ettim. Benden daha kıdemli bir amiralimiz ise Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde Milli Güvenlik Politikaları Kurulu Başkanı oldu. Bu kurulun altında üçü milletvekili, sekizi güvenlik uzmanı ve emekli asker olmak üzere 11 kişi bulunmaktadır. Onlar da tamamen gönüllülük esasına göre çalışan arkadaşlardır.
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile MYK arasındaki ayrımı söylemek gerekirse; aday ofisi hükümet programını yazacak. Parti programının güvenlik bölümü yazıldı, eminim okumuşsunuzdur. Bunu daha detaylı bir şekilde hükümet programına çevirecekler. Biz de onlarla koordineli bir şekilde çalışıyoruz ve şu ana kadar hiçbir sıkıntımız olmadı. Gayet uyumlu ve koordineli bir süreç yürütüyoruz. Bu ekip Türkiye'yi dolaşacak; muhtemelen Eskişehir'e de gelecekler. Kurul başkanı dahil 12 kişilik bu ekip çalışmalarını sürdürüyor. MYK ise parti politikalarını belirlemek, Genel Başkana tekliflerde bulunmak ve karara esas bilgileri sağlamak gibi görevlerine devam ediyor.
Parti programında genellikle bağlayıcı ve çok detaya giren kesin şeyler söylenmez. Ancak o kadar acil hususlar var ki biz parti programında biraz daha detaya girdik. Askeri sağlık sistemi, askeri eğitim sistemi ve doğal afetlerle ilgili detayları programa yazdık. Dolayısıyla parti programı, hükümet programına esas teşkil edecek hale geldi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin resmi internet sitesinde yer alan bu programı okumanızı tavsiye ederim. Bu çalışmalar geliştirilerek hükümet programı haline getirilecek. Parti programındaki yedi ana başlığı özetleyebilirim; bu başlıkların altına onar on beşer sayfalık maddeler eklenebilir.
Türk Silahlı Kuvvetlerini siyaset dışı tutmak, Türk Silahlı Kuvvetlerini siyasetin etkisinden çıkarmak birinci önceliktir. Bence herkes de bununla mutabık kalır. Cumhurbaşkanlığı ofisi de hükümet programı yazarken bunu dikkate alır zaten. A Partisi, B Partisi veya C Partisi önemli değil. Türk Silahlı Kuvvetleri, siyaset dışı kimliğine kavuşmalı ve bu idame edilmelidir. Görüşümüz şudur: Türk Silahlı Kuvvetleri, şehit aileleri, gaziler, savunma sanayii ve Atatürk, siyaset dışıdır ve siyaset üstüdür. Özellikle Atatürk bu kapsamdadır. Dolayısıyla birinci madde budur. İkincisi; barışta caydıran, savaşta kazanan Türk Silahlı Kuvvetleri hüviyetinin idame edilmesi ve geliştirilmesidir. Bakın, bu hüviyetin kazandırılması demiyorum. Biliyorsunuz, hepiniz en az benim kadar konulara hakimsiniz. Kütahya-Aslıhanlar Muharebesi dışında Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Cumhuriyet öncesini de sayarsanız, kaybettiği bir muharebe, savaş veya çatışma yoktur. Dolayısıyla değerlendirmeler yapılırken bazı şeyler üzerinde bunu dikkate almanız lazımdır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürk’ün ve ebedi başkomutanın muzaffer ordusudur. Dolayısıyla bunu daha da devam ettirecek ve geliştirecek tedbirler alınması, birinci maddede söylediğim siyaset dışı olma durumundan biridir.
Daha sonra bunlarla bağlantılı olarak personel yönetiminde biliyorsunuz 5 safha vardır: Personel temini, eğitimi, ataması, terfisi ve emekliliği. Bu süreç ana hatlarıyla 5 safha hâlinde gider. Bunların objektif kriterlere göre; anayasa, kanunlar ve nizamlara göre yapılması ile liyakat ve sadakat Atatürk ilkeleri ve yasalara sadakatin esas alınmasını sağlayacağız. Bunların nasıl yapılacağı da Milli Güvenlik Politika Belgesi’nde yer alacaktır. Bir tane örnek vereyim: Mülakatlarda itiraz hakkı olacak ve kamera kaydı alınacak gibi örnekler mevcuttur.
Onun ardından Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük hakları geliyor. Bakın, şu anda ben de dâhil olmak üzere bu salondaki herkesin maaşı yoksulluk sınırının altına geldi. Ancak benden emin olun çok daha düşük maaş alanlar vardır. Elleri kaldırsınlar; açlık sınırının altında olanlar veya yarısı açlık sınırının altında olanlar elini kaldırsın. Bu düzende, Genel Başkanınızın ifade ettiği bu kara düzende, emekliler ve asgari ücretliler eziliyorlar. Herkes eziliyor. Ancak benim de görevim Türk Silahlı Kuvvetleri personeli olduğu için şunu belirtmek zorundayım: Emekli astsubaylar, verilen taahhütlere rağmen açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Emekli uzman erbaşlar, emekli devlet memurları ve emekli binbaşılar da aynı durumdadır. Dolayısıyla ciddi bir sıkıntı vardır. Muvazzaf personelden, yani görevli personelden bir rütbenin altındakiler de yoksulluk sınırının altında maaş alıyorlar. Yani şimdi ölmeyi emrettiğiniz; dağda, bayırda ve denizde görevlendirdiğiniz, şurada uçakların en modern uçakların bakımını yapmakla görevlendirdiğiniz personele bu reva değildir. O yaştan sonra ikinci bir işte çalışmak da bu ekonomik şartlarda zaten mümkün değildir. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin özlük ve sosyal haklarının düzeltilmesi de ana maddelerimizden biridir.
Ondan sonra ne geliyor? Mutlaka bunu sorarsınız; 15 Temmuz’da yapılan yapısal dönüşüm denen ama bizce olumsuz etkileyen düzenlemelerin tekrar düzeltilmesidir. Ne var mesela? Askerî eğitim sistemi vardır. Bununla ilgili parti programında Milli Savunma Üniversitesinin ne olacağını, harp okullarının nereye bağlanacağını, liselerin nasıl açılacağını, astsubay hazırlama okullarının nasıl açılacağını ve astsubay meslek yüksekokullarının 4 yıla çıkarılacağını yazdık. Bunlar artık parti programında taahhüttür. Bir diğer hususu şimdi söyledim, onu tekrar hatırlatayım çünkü önemlidir: Özlük hakları konusunda da biliyorsunuz üç tane temel dernek vardır: Emekli Astsubaylar Derneği, Emekli Subaylar Derneği ve Emekli Uzman Erbaşlar Derneği. Bunlar 2847 sayılı kanunla kurulmuş, Milli Savunma Bakanlığı himayesinde yasal derneklerdir. Biz bu personelin özlük hakları konuşulurken bu üç dernekten de temsilcilerin o masada olmasını istiyoruz ve bunu da parti programına yazdık. Dolayısıyla direkt TESUD müdahale edecek, TEMAD müdahale edecek, TEMUD müdahale edecek ve istekleri belirteceklerdir.
Şimdi gelelim 15 Temmuz sonrasına. İşte askerî eğitimi söyledim. En önemlisi askerî sağlıktır. Kuzeyde savaş var, güneyde savaş var. NATO’da bu kadar harekât temposuna herhâlde bir Amerika Birleşik Devletleri ordusu ulaşmıştır. Yoğun harekât temposu var ancak askerî sağlık sistemi hâlâ yoktur. Bu seneden beri, marttan beri "yapacağız, yapacağız" deniyor ancak ortada bir şey yoktur. Askerî sağlık sistemi de önceliğimizdir. Başka neler var? Askerî yargı sistemi ile ilgili birtakım düzenlemeler, doğal afetlerdeki Türk Silahlı Kuvvetlerinin rolü ve Türk Silahlı Kuvvetleri komuta yapısı vardır. Şu anda Genelkurmay, Milli Savunma ve Kuvvet Komutanlıklarının hepsi aynı seviyede Milli Savunma Bakanlığına bağlıdır. Bu durum komuta birliği ve sadeliği açısından uygun değildir. Örneğin Jandarma ile Sahil Güvenlik Komutanlığının Türk Silahlı Kuvvetleri ile olan ilişkileri koparıldı. Bunların tekrar bir şekilde düzenlenmesi lazımdır. Tabii ki kolluk kuvvetleridir; tabii ki barış zamanı İçişleri Bakanlığı emrinde olacaklar ancak bu kadar güçlü, yani Jandarma Genel Komutanlığı şu anda birçok devletin kara kuvvetlerinden güçlüdür; Sahil Güvenlik Komutanlığı birçok devletin deniz kuvvetleri ile eşit seviyededir. Bunlardan bir sinerji yaratacak şekilde koordinasyonu sağlamak lazımdır. Başka ne var? OYAK vardır. OYAK’ta sıkıntılar vardı, bu sene göreceğiz bakalım. Ne var? Türk Hava Kurumu var; hâlâ başında kayyum vardır. Dolayısıyla bu tip düzenlemeler yapmak ve bu 15 Temmuz’dan sonra yaşanan olayları düzeltmek önceliğimizdir. İlk aklıma gelenler bunlardır. Başka ne var? Askerî alanların ranta açılması vardır. İşte en son Balıkesir; İstanbul’da son 10 yılda %49 askerî alan ranta açılmış. Halka açılsa bir şey demeyeceğim ama AVM oluyor, rezidans oluyor. Bunların tekrar gözden geçirilmesi gibi durumlar söz konusudur. 15 Temmuz’daki hain darbe girişimini sonuna kadar lanetliyoruz ama sonuçlarının bedelini de Türk Silahlı Kuvvetleri ödememelidir.
15 Temmuz,da 253 vatandaşımızın yanı sıra kışlalarından çıkmayan bir grubu da, o FETÖ'cüleri darbecileri kışlalarından çıkarmayan Türk Silahlı Kuvvetlerinin %92'si, askeri personelin %92'si engel oldu 15 Temmuz'da. Bunu unutmamak lazım. Yani 15 Temmuz'un vebalini de Türk Silahlı Kuvvetlerine zinhâr yüklememek lazım.
Ondan sonra ne var bir madde; şehit aileleri, gaziler, 6. madde. Şehit aileleri ve gazilerle ilgili yaptıklarımızı biliyorsunuz işte. Geçen sene de geldik buraya, yüzün üzerinde il ve ilçede 200'ün üzerinde dernek dolaştık. Genel Başkanımız işte geçen bir ay önce, bir buçuk ay önce grup toplantısında bir daha hatırlattı. Üç tane büyük dernek var işte 2847 ile kurulan; onlar da o şekilde kuruldu, onlarla irtibatımız devam ediyor. Sıkıntılarını, dertlerini iletmeye çalışıyoruz.
2024 Haziran ayında bir tane İstanbul'da Şehit Aileleri Gaziler Çalıştayı yaptık. Bu dernekler geldiler, terörle mücadele sırasında yaralananlar ama gazi sayılmayanlar geldiler. Özlük ve sosyal hakları çok kötü durumda. Yani düşünün; er, erbaş, gazi emsal maaşları... Yani 7.500 lira anne alıyor şehit olanın, 7.500 lira baba alıyor. Böyle bir şey var mı, böyle bir dünya? Yani normal bunları da düzeltecek şekilde 18 kanun teklifi verildi, hepsi Milli Savunma Komisyonu'nda bekliyor. Bugün yarın, bugün yarın biz de bunu bir şekilde tekrar tekrar gündeme getirmeye çalışıyoruz.
Yani zaten her konuşmada, her basın brifinginde aylık yaptığımız mutatlardan tutun da başka konularda üç tane temel konu var gündeme getirdiğimiz. Bir tanesi şehit aileleri, gaziler; bir tanesi askeri sağlık sistemi; bir tanesi de personel özlük hakları. Dolayısıyla şehit aileleri ve gazilerin de durumunu takip ediyoruz. Şunu da özellikle vurguluyorum, bakın bunu her yerde vurgularız: Şehitler Türk milletinin toprak altındaki ulu kökleri, gaziler de Ebedî Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifade ettiği gibi yaşayan anıtlardır ve onlar Türk milletinin asli sahipleridir. Bu bir kere bizim düsturumuz.
Genel Başkanımız ne dedi bu devam eden çalışmalarda: "Şehit aileleri ve gazilerin yüzüne bakamayacağım hiçbir sürecin veya çalışmanın içinde olmam," dedi. Dolayısıyla o açıdan onu da bu vesileyle vurgulamak istiyorum. Sonuncusu savunma sanayi. Savunma sanayinde başarılar var, zafiyetler var. Bunları da gündeme getiriyoruz. Çok kıymetli destek aldığımız, yani mesela Twitter'da şimdi isimlerini vermeyeyim ama takip edenler, bu konuda ilgilenenler, uzman olarak değerlendirdikleri arkadaşlarla irtibatımız var. Onlardan destek alıyoruz.
Yani insan gücü açısından bir sıkıntımız yok. Zaten her Silahlı Kuvvetler mensubu bir şekilde harekât ihtiyaçları belirleme, konsept ve savunma sanayinin etkileşimi konusunda bir derece tecrübe sahibi. Dolayısıyla savunma sanayinde de temel prensibimiz şu: Etkin, adil, denetlenebilir bir proje yönetimi yapılması lazım. Kayırmacılıktan uzak, siyasi referansın olmadığı bir personel yönetimi olması lazım. Bir de yurt dışı göç, beyin göçünün engellenmesi lazım.
Yani biz şimdi mesela şöyle bir tezvirat yapılır: "Cumhuriyet Halk Partisi geldiğinde savunma sanayi duracak." Zinhâr, savunma sanayi daha da ileri gidecek. Yani etkin proje yönetimi, harekât ihtiyaçları harekât ihtiyaç makamları tarafından saptanacak. Aynı proje üzerinde değişik firmalar çalışıp gayret israfı olmayacak. İşi yapabilen firma projeyi alacak. Siyasi yakınlık bir iş alma, proje alma aracı olmayacak. Bir de bu projeler denetlenecek, Milli Savunma Komisyonu denetleyecek, Milli Savunma Komisyonu da uzmanlarla desteklenecek."





