Düzce'de konuşan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu şu ifadeleri kullandı;
"Siyasette nezaket, siyasette ciddiyet, siyasette terbiye. Siyasetin bugün içinde en çok ihtiyaç duyulan ilkesizliğe karşı ilkeli duruşa. Siyasetin bugün kendisinden en çok beklenen merhamete, nobranlığa karşı merhamete. Siyasetin bugün kendisinden en çok beklediği adaletsizliğe karşı adalet hassasiyetini dilimize düşürdüğü iradenin başı selamdır.
Aykamızda Parti Genel Başkanlığının, benim, Parti Genel Başkanlığımızın iradesini temsilen, millet iradesini temsilen, partimizin iradesini temsilen Anahtar Partimizin, devletimizin hamisi, bağışlayıcısı, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafları var. Yanda Cumhurbaşkanımızın fotoğrafı var. Selam hattında mesuliyetini heceleyen insanlarız biz.
Cumhuriyetin kuruluşuna hassasiyet gösterince neyi selamladığımızı herkes bilir. Atatürk dediniz mi, kuruluş dediniz mi, Cumhuriyet dediniz mi neyi selamladığınızı aslında ifade etmiş olursunuz. Vatanı selamlarsınız Cumhuriyet deyince. Bağımsızlığı selamlarsınız Atatürk deyince.
783.000 kilometrekarelik vatanın bir ve bütün olduğu millî iradeyi selamlarsınız. Anayasayı, millî devleti selamlarsınız Atatürk deyince. Bayrak deyince, önünde durunca, arkasında yürüyünce, uğruna adanınca, gölgelenmesin, mahzun olmasın diye mücadele edince aslında selamınızın muhtevasını verirsiniz.
Ben, Atatürk'ün posterinin yanında, Ay Yıldızlı Al Bayrağın posterinin yanında kendi posterimin asılmış olmasının bana, yanına Anahtar Partinin rozetinin, ambleminin, isminin asılmasının da size yüklediği sorumluluklarla kürsüdeyim.
Bu gördüğünüz ekran içerisinde Cumhuriyet demek şu demektir: Düzce'nin köylerinden çıkarsınız. Yol olmaz, yol bulunmaz köylerde okursunuz. Sonra babalarınız evlatlarınız için hayaller kurar, sizi okuturlar, mezun olursunuz. Sonra Cumhuriyet size imkan verir. Hayaller kurduğunuz memlekette devletimize baş olursunuz.
Cumhuriyet kurulmuş, memleketin bütün evlatlarına hakkını verirseniz, nereden geldiğinize, neye inandığınıza, hangi mensubiyetten, hangi aidiyet grubundan olduğunuza bakılmaksızın Türk milletine mensupsanız devletin başına çıkabilirsiniz nimetinin varlığında konuşuyorum.
Cumhurbaşkanı, ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet hassasiyetinin, bize emanet ettiği Cumhuriyetin Tayyip Bey'e nimet olarak düşüşü şudur: Rize'den, Kasımpaşa'dan, Kaptan Ahmet'in oğlu olarak devletin başına gelebilme imkanını ona Cumhuriyet vermiştir.
Abdullah Gül'e Kayseri'den, Binali Yıldırım'a Erzincan'dan, İsmet İnönü'ye Malatya'dan, Turgut Özal'a Malatya'dan, nice devlet büyüklerine, Süleyman Demirel'e Isparta'dan İslâmköy'den çıkıp devletine baş olabilme imkanını veren Cumhuriyetin mesuliyetiyle konuşmak zorunda olduğumuz zamanlardayız.
Ben, toprağı Trabzon'a, ruhu Yozgat'a. Ben, itirazı Trabzon'a, asaleti Yozgat'a. Ben, memleketle ilgili hassasiyeti Trabzon'a, adanmışlığı Yozgat'a bağlı bir hat üzerinden, Cumhuriyetin bana sunduğu imkanı nimetle değil, yükle teslim eden Sayın Cumhurbaşkanına Trabzon'dan, Yozgat'tan omuz verip emaneti yine Cumhuriyetle ondan devralma iradesiyle buradayım.
Arkadaşlarımız beni kürsülere çağırırlarken bu ara "alametifarikamızdır" falan gibi diyorlar. Diyorlar ki bu Yavuz Ağıralioğlu, siyasette nezaketin, siyasette terbiyenin, siyasette hakaret etmeden eleştirinin de efendim temsilcisidir. Nezaketin hakkını vereyim. Arkamdaki fotoğraflara, bayrağa mukabele edeyim. Yanda Sayın Cumhurbaşkanımızın başta resmi var.
Bu kalabalık, bu anahtar partinin coşkusudur. Memleket için yapmak zorunda oldukları halde sözleriyle yapamadıklarını görüp, yarım kalmış memleket sevdasını, kaynakları berbat edilmiş vatanı yeniden ayağa kaldırmak için parti kurmak zorunda olanların kalabalığıdır.
Burada şimdi cumhur vardır. Cumhur buradaysa, o ki nezaketle konuşmaya başlayacağım, cumhurun başına da Düzce’den selam olsun, Cumhurbaşkanına da selam olsun. Şimdi önce selamımızı duysun, peşine kelam geliyor. Önce selam sonra kelam.
Kıymetli yol arkadaşlarım, memleket umudu Düzceliler. Memleket için daha iyisi mümkündür diye bir hassasiyetin her birinizin kalbine düşürdüğü iradenin adını ben biliyorum. Kiminiz bu salonlarda, "Bu kadar asgari ücret olur mu yahu?" diyenlersiniz. "Bu kadar emekli ücretiyle geçinilir mi?" diyenlersiniz. "Bu pahalılıkla ev geçindirilir mi?" diyenlersiniz. "Bu enflasyonla ticaret yapılır mı?" diyebilenlersiniz. "Bu faizle, bu faizle üretim yapılabilir mi?" diye itirazı olanlarsınız.
Çalıştığınız halde hakkı verilmeyen, hakkını alamadığı için yaşam şartları bozulup razı edilemeyenlersiniz. Yıllarca çalışmışsınız. Emekli olsanız, maaşınızın dörtte üçü eriyip gidiyor. Eskiden, 2002 yılında, emekli olanlarınız maaşının dörtte üçünü alıyordu. Şimdi dörtte birini alıyorsunuz. "Bu maaşla emekli olmayız" diyenlersiniz. "Okuduk, iş bulamadık" diye kahırlı olanlarsınız. "Sınav kazandık, atanamıyoruz" diye bağıranlarsınız. Mülakat adaletsizliğinden kahırlananlarsınız.
Adalet gecikiyor diye, siyaset adaletin gölgesinin altında, siyaset adalete gölge yapıyor diye adaletin örselenmesinden rahatsız olanlarsınız. Mahkemelerin kararlarının dinlenmemesinden kendi hissesine dert düşenlersiniz. Devletin yöneticilerine torpil bulmadan, adam bulmadan, hatırlı bir adama ulaşmadan işlerinizi takip edemiyor olmaktan yorulanlarsınız. Bu memlekette satın alma gücü azaldığı için düğüne gidemeyen, takı takamayan, evlat evlendiremeyen, evlendirse iki yakası bir araya gelemeyenlersiniz. Misafir ağırlayamayacak hale getirilenlersiniz. Verdikleri maaşlarla kira ödeyemeyen, kirası ödenmediği halde, kiralarınız ödenmiyor olduğu halde 23 yıl iktidarda durmuşlar, şimdi size kira öder gibi konut vaadiyle iktidar hevesinde olanları izleyenlersiniz.
Anahtar Parti bir itirazın içerisinde kuruldu. Anahtar Parti'yi bugün bu kalabalıklarla buluşturan şey, iktidarın söz verip de yapamadıklarıdır. Anahtar Parti'yi bugün milletle buluşturan, adım adım milletin kalbine yaklaştıran, her geçen gün büyüten, milletle kucaklaştıran şey, iktidarın milleti unutması, milletine verdiği sözlerden ricat etmesi, umursamamasıdır. Biz milletiz. Biz artık milletin temsilcisi değiliz.
Bu iktidara 23 yıl dua ile verdik. Tebessümle verdik. Tevazuyla verdik. İnançla destek verdik. Arkalarında dağ gibi durduk, destekledik. Düştüler, kaldırdık. Bir daha şans verdik. Ümitlerimizin kışa uğradığı, bir daha deneyin diye bir daha kredi verdik. Her düştüklerinde, her yıkıldıklarında onları bize vaat ettiklerini tutsunlar diye bir daha hamiyetle ayağa kaldırabildik. Dua ettik, olmadı. Destek verdik, olmadı. Yanlarında durduk, olmadı. Kabahatlerini görmezden geldik, olmadı. Bize parmak salladılar, görmezden geldik, yutkunduk, tahammül ettik, olmadı. Devlet millet düşmanlarıyla beraber oldular, devleti ayaklar altına aldılar. Darbelere konu ettiler devlet iradesini. Sokaktan devleti topladık, yine kendilerine iade ettik, başaramadık. En son, en son sebep oldukları fakirliğe, en son sebep oldukları enflasyona, sebep oldukları işsizliğe rağmen devletin milletin düşmanlarının canına okuyacağız dedikleri için sebep oldukları her derde kahrımıza rağmen katlanabildik. Çocuklarımızın katilleriyle beraber olmaya karar verdiler. Biz de karar verdik. Biz de karar verdik. Bakın şöyle sevgili arkadaşlar, bir coşkuyu büyüteceğiz. Bir coşkuyu büyüteceğiz. Bir memleket umudunu büyüteceğiz.
Biz hamaset kadrosu değiliz. Biz bir memleket kadrosuyuz. Bir umut büyüteceğiz biz. Büyüteceğimiz umut şudur: Destek verdik, olmadı. Dua ettik, olmadı. Tenkit ettik, olmadı. Dönün dedik, olmadı. İkaz ettik, olmadı. Çözün dedik. "Bu çözdüğümüz iradeyle sizi sevmek istiyoruz, dualarla başımızda tutmak istiyoruz" dedik, olmadı. Sizin elinizden memleketi almaya karar verdik.
Memleketi ellerinden almaya karar verdik. Umudu büyütüyoruz derken kastettiğim şey şudur: Hamasete zaman yok. Parti kavgasına fırsat yok. Önümüzde, arkamızda ne varsa muhasebesini yapacak bir akıl vardır Türk milletinde. Biz Türk'ün aklıyız. Biz Türk milletinin varlığıyız. Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilelebet varlığının teminatıyız. Bu topraklarda devlet neyin üstünde varsa biz oyuz. Millet neyle ayaktaysa biz o değerlerle beraberiz. Biz devlet millete, devletin milletin bin yıllık varlığına nezaret eden her kıymetle anahtar partiyiz. Adalet olmadan kalkınılamayacağını biz de biliyoruz. Sizin 23 yılınız tersinden bunu göstermiş oldu.
"Başkanım" diyor ki, "Sen öğretmensin." Ben öğretmen değilim, Tayyip Bey daha büyük öğretmen. Tayyip Bey daha büyük öğretmen. Ne yapmayacağımızı ondan öğrendik. Biz şimdi ne yapacağımızı biliyoruz. Cumhurbaşkanımız daha büyük öğretmen. Adalet ve Kalkınma Partisi kadroları daha büyük öğretmen. Milliyetçi Hareket Partisi kadroları daha büyük öğretmen. Öyle şeyler yaşıyoruz ki biz, şimdi ne yapınca başımıza ne geliyor, yapmazsak ne bulacağımızı onlara bakarak heceliyoruz.
Biz Anahtar partiyiz. Parti kavgasına değil. Muhasebesi edilmiş yüz yıllara son 20 yılda imkan bulduğumuz halde omuzlarımıza dert diye bıraktıklarınıza isyanla, itirazla değil; şuurla, akılla, ahlakla itiraz ediyoruz. Memleketi sizden alacağız. Cevabını vereceğimiz sorular var. Hükümete sesleniriz buradan. Düzce'deyiz, cumhur burada. Cumhurun başına sorular var. 23 yıldır iktidardaydınız. Biz şimdi her konuştuğumuzda güya yanınızdan, yörenizden insanlar bize diyorlar ki, "Nasıl yapacaksınız?" 23 yıl sizi iktidarda tuttuk. Sizi iktidarda tuttuğumuz zaman bize vaat ettikleriniz vardı. Bize vaatleriniz vardı. Bize vaatlerinizin başında adalet, adaleti gerçekleştirdiğinizde sonunda kalkınma vardı. Yolun başında tevazu vardı. Bir memleketi ayağa kaldırma koordinatlarınızı çizdiniz. Bir memleket nasıl ayağa kalkar koordinatlarını 2002'de çizdiniz. "Adaletle kalkınır" dediniz, isminiz Adalet. "Kalkınır" dediniz, "Adalet olmazsa olmaz" dediniz, soyadınız Kalkınmaydı. Parmağınızdaki yüzükler vardı. Devlet adamının nezaret etmesi gereken ahlaktı bu. Sizi taşlamak için söylemiyorum. Kalkınma koordinatlarıdır bunlar. Devlet adamları kendileri zengin olan değil, milletlerini zengin yapmak zorunda olanlardır. Onu hatırlatmak için gösterdiniz.
Fakir sofralarına oturdunuz. Fakir sofralarındaydınız. Fakir sofralarına niçin oturdunuz? Oy derdine, rey derdine değil, sofrasına oturacak fakir bırakmayacağız diye söz verdiniz. "Bugün bu fakirlerin sofralarına diz çöküyorum" dediniz. "Bizi iktidarda tutarsanız sofrasına oturacak fakir bırakmayacağız" dediniz. 23 yıldır iktidardasınız. 2,5 milyon fakirle almıştınız memleketinizi, 17,5 milyon fakir var diyorsunuz. Parmağınızdaki yüzüklere idealizm yüklüyordunuz. Şimdi yanınızdan, yörenizden, etrafınızdan, paçanızdan dökülenlere cevap bile veremiyorsunuz. İsraf diye bir şey var, "itibar" diyorsunuz. Memleketiniz pazarlar kapandığı zaman ucuz bir şeyler alayım diye çürüklere almak zorunda kaldığı yerlerde 400-500 milyon dolarlık uçaklarınız var. Ona "itibar" diyorsunuz. Evlatlarınız, evlatlarınız 68-70 yaşında kargo uçaklarında ölüyorlar. Sizin 14 tane VIP uçağınızla mahcup olmuyorsunuz.
Memleket nasıl kalkınır biliyorsunuz siz. Siz memleketin nasıl kalkındığını biliyorsunuz. Biz de sizden öğrendik. Biz memleketin nasıl kalkınacağını, doğru yapmazsanız nasıl yıkılacağını da sizden öğrendik. O yüzden Anahtar Parti var. Biz sözümüzü size kendimizi övücü kılalım, avantaj kollayalım diye söylemiyoruz. Keşke başarsaydınız, keşke yapsaydınız, keşke milletinizin övüncü olsaydınız, keşke milletimize umut olarak çıktığınız bu yolculuğu çocuklarınızın katiline umut aklı olarak bahsederek noktalamasaydınız keşke.
Milletimize umut olacaktınız. Öyle diyordunuz. "Biz sizi faizin pençesinden, biz sizi enflasyonun pençesinden kurtaracağız." "Nasıl yapacaksınız?" diyorlardı size. Sizinle dalga geçiyorlardı. Siz de diyordunuz ki, "Yediklerini yemeyeceğiz, dediklerini demeyeceğiz. İsrafın, yolsuzluğun, yoksulluğun önüne geçeceğiz. Harcadığımız her kuruşun hesabını vereceğiz. Adaletle bir ülkeyi yönetip adaleti herkesin sığındığı liman haline getireceğiz. Planlı harcama yapacağız" diyordunuz. "Devletin kurumlarını gürül gürül çalıştıracağız. O Tekke'den dönemine atıf yaparak partili valiler, partili başkanlar dönemine son vereceğiz. Devlet adamlarının yönettiği bir ülke vaat ediyorduk." Siz biliyordunuz memleketin nasıl kalkınması gerektiğini. O yüzden diyordunuz.
Şimdi bu Anahtar Partililer bu sıcakta, bu pazar günü bu salonda donup donup terleyerek sizin omuzlarınızda bıraktığı yükü kaldırmaya hazırlanıyor. Niçin? Çünkü siz bir ülkenin kalkınma koordinatlarını bildiğiniz halde onların hepsine sırtınızı döndünüz. Yolun başında söylediğiniz her şeyi unuttunuz. Milletinizle beraber yürüdüğünüz yolu milletinize rağmen yürür oldunuz. Biriniz Apo'nun, biriniz Papa'nın elinde rehin kaldınız.





