Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu şu ifadeleri kullandı;
"Türkiye'de ittifakların konusu olabilecek bloklaşmalar artık kalmadı. Millet İttifakı da yok, Cumhur İttifakı da yok. Millet İttifakı, geçen seçim 2023'te biliyorsunuz sonuç alamadı, masa dağıldı. Cumhur İttifakı da geçen seçimi kazandığı ilkelerden vazgeçti. Geçen seçim Öcalan'ın terör, bölücülük, güvenlik falan diye kazandılar. Şimdi Öcalan'la yürümeye karar verdiler, o da dağıldı. Dolayısıyla ne Cumhur İttifakı var ne Millet İttifakı var. Sadece millet var ve dertleri var. Önümüzde bir karne var.
Bu, kararsızların birinci parti çıktığı, öyle söylendiği bir zeminde sorduğunuz bir soru. Yani Türkiye'de şu anda kararsızlar birinci parti diyorlar. Kararsızlar kimden ayrılarak kararsızlar efendim? İktidardan ayrılarak kararsızlar, muhalefetten ayrılanımız azdır. Muhalefetten de vardır ama azdır. Daha çok iktidarın kararsızı, birinci partiyi oluşturuyor. İktidarın kararsızı neden oluşuyor? Yolsuzluğu çözeceğiz demişsiniz, yolsuzluk var. Yoksulluğu çözeceğiz demişsiniz, yoksulluk var. Fakirlikle, yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğiz demişsiniz, yasaklar var. Zindanlarda insanlar var. Madde bağımlılığının pençesinde evlatlar var. Aile yılı ilan ediyorsunuz, aile dağılmış, demografimizle ilgili tehdit var. Üretim demişsiniz, rantı kuvvetlendirmişsiniz, üretenin zoru var, esnafın siftah problemi var. Çocukların işsizlik problemi var. Atanamayan öğretmenden tutun da üniversiteyi bitiren çocuklarımızın hayal kuramazlar, kâbusları var. Yurdu terk etme hattında bir sürü evlat var. Sokaklarda mesleksiz bir sürü insan var. Evde internet gencine çevirmişsiniz, çocuklar ev genci olmuşlar. Ne istihdamda ne işte ne eğitimde çocuklarımız var. Bu kadar sınırlarımız kevgire dönmüş, bu kadar sorun var.
Bu sorunların üstünden gelmek zorunda olanlar, bize ittifakla ilgili gündem oluşturuyorlar. "Hangi taraftasınız?" Milletin tarafındayız efendim. O yüzden Anahtar Parti, müstakil olarak şu anda kararsızların birinci parti olduğu, bu kararsızlığın kahra döndüğü zeminde kararsızların kararı olmaya çalışacak.
Nizamülmülk'ün sözüdür: "Her işe bir baş, her başa bir maaş." Anahtar Partinin vaadi budur. Her işe bir baş, her başa bir maaş. Bu üç maaş, beş maaş saltanatına son verilecek. Yönetim kurulu üyelikleri de dahil. Onlar sadece maaş ve konfor oluşturmuyorlar. Orada gözden kaçıyor, kamuoyunun gözünden kaçıyor. Bu bir yönetim modelidir efendim. İçeride işlerin yanlış gittiğini söyleyecek adamlara bu nimetler, imkânlar sunularak susturuluyor insanların vicdanları. Ben Türkiye'de siyaset kurumunun, bu tür yönetim kurulu üyelikleri dahil bu tür pozisyonları kendi yaptıkları yanlışları konuşma potansiyelini susturma imkânına dönüştürdüğünü düşünüyorum. Yani sadece para kaybetmiyoruz, şahsiyet de kaybediyoruz. Nice insanlar kendilerine ya da evlatlarına sunulan imkânlarla vicdanlarını susturuyorlar. Konuşacaklar, diyecekler ki: "Biz efendim AK Partiliyiz diyelim, AK Partiliyiz" diyecekler. Ama şunlar şunlar yanlış diyecek olana bunu anlıyorlar, diyorlar ki: "Size efendim filanca yerde yönetim kurulu üyeliği verelim." Sadece para kazanmıyorlar, şahsiyet de kaybediliyor. İtiraz da yetim kalıyor. O yüzden bu bir maaş, her baş bir maaş, bir maaş bir baş falan işlerini bitirmemiz lazım.
Efendim milletin durumu ortada, karne ortada. Bu karne için kurulduk zaten biz. Yeterli görsek kurulmazdık. Dört başı mamur olsa kurulmazdık. Şöyle bir şey var, A Haber'i izleyince memleket abat olmuş zannediyorsunuz, Cumhurbaşkanımız devamlı A Haber izliyor zannediyorum. O yüzden öyle konuşuyor yani devamlı A Haber'i izliyor. Şimdi bizim Halk TV'yi izleyince de memleket berbat olmuş gibi anlıyorsunuz. Yani birine bakarsanız masal ülkesi, birine bakarsanız kâbus ülkesi gibisiniz. Biz ne masal ülkesiyiz ne kâbus ülkesiyiz, sadece kötü yönetiliyoruz. Biz Anahtar Parti olarak bir ara kanalız efendim. Yani memleket çok büyük bir potansiyeli var, kötü yönetiliyor. Kötü yönetildiğimiz için hissemize bu ara fakirlik düştü, yüksek enflasyon düştü, faiz düştü, çocuklarımıza işsizlik düştü, eğitimde dağınıklık düştü, üretimde rekabet gücümüzde azalma, bozulma falan bunların hepsi yönetim maharetsizliğinden oldu. Yani bu ülke kocaman bir ülkedir. Ülkenin böyle felaket tellalı gibi siyaset yapılmaz. "Battık, bittik, yıkıldık" denmez. Kötü yönetildik diye başımıza bir takım sorunlar geldi. Bu sorunların hepsi yönetim maharetsizliğindendir. İyi bir yönetim, daha önce nasıl ülkeyi ayağa kaldırmışsa iyi bir yönetim geliyor ve memleketi ayağa kaldıracak. Anahtar Partinin durduğu yer burasıdır.
Mal varlıklarıyla ilgili kesinlikle doğrudur, bu gündemdedir. Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Davutoğlu zamanında bir konuşuldu bu. Cumhurbaşkanının şöyle bir şey dediğini duydum. Bizzat kulağımla duymadım ama bu mevzu edildi, "Adam bulamayız" falan gibi bir şey demiş. Yani biz, "Siz bu siyasi etik yasasını çıkarırsanız biz böyle illerde falan adam bulmakta çok zorlanırız" falan gibi bir şey dediğini duydum. Bununla ilgili toplumda böyle bir hakim duygu var. Yani iktidar olmak eskiden, özellikle AK Parti için söyleyeyim bunu, bunlar "Rüşvet alan da veren de melundur" arkasına bu hadis-i şerifi yazarak siyaset yapanlardı, bu kadro. Bunlar Millî Görüş'ten bu terbiye ile ayrıldılar aslında. Arkalarında "Rüşvet alan da veren de melundur" kapıları efendim millete hakaret saydıkları için kapısız odalarda oturanlardı bunlar. Efendim kibri siyasetin düşmanı, memleketin efendim fakirliğini de siyasetin utancı sayan adamlardı. Fakirliğin olduğu memlekette yönetici olmayı utanç sayarlardı. Zekat verilecek insanın kalmadığı bir memleket hayali kurarlardı. Oradan buraya geldik şimdi. Dolayısıyla şimdi diyorlar ki: "Efendim siyasette etik yasası olursa biz il, ilçe teşkilatı bulmakta biraz zorlanabiliriz." Bunu diyorlarsa bu baştan hassasiyet diye gösterdiklerini unutmuş demektir bunlar. Siyasi etik yasası lazımdır. Bizim kanunlarımız da vardır efendim, kanunu uygulayacak bir devlet lazımdır, devlet yönetimi lazımdır. Bizim kanunlarımızda kimin neyi var, kimin nereden edindi bu malı, kim bunu nereden buldu bizim kanunlarda var efendim. Uygulayacak olan bir siyasi irade lazım, o Anahtar Parti işte.
İktidarın da kendi hissesine, "Kendi belediyelerimin de yolsuzlukları varsa onları da araştırıyorum" demek düşebilseydi keşke. Kendisinden olanı, olmayanı değil, memleketin hakkını yiyeni takip edebilseydi keşke. Şuna döndü siyasi pratik, "Bana gelirseniz sorgulama olmaz, bana gelirseniz soruşturma olmaz, bana gelirseniz korunursunuz. Eğer muhalefette kalırsanız durumunuz iyi değil." Buna gider yani devlet yönetiminde, adalet bu işi bu pratikle yapmaya devam ederse memlekette değer aşınmasına sebep olur. Millet de şöyle demeye karar verir: "Sanki siz yemiyorsunuz." Yani yemeyi, memleketin milletin malını israf etmeyi meşru görmeye başlar millet. Kendi iradesinin böyle töhmet altında kaldığını görmekten vatandaş kahırlı hale gelir, değer aşınmasına sebep olur bu. Akıllarını başlarına alsınlar. Belediyecilikte Tayyip Bey bilir. Tayyip Bey kendi belediyede kendisi belediyedeyken belediyeden alınmış, cezaevine gönderilmiş bir adamdır, bilir yahu. Kendi başına gelen başkasının başına gelmesin diye seçtik seni kardeşim. Allah Allah yani kendi başına gelen başkasının başına gelmesin diye seçtik seni.
O yüzden siyasetçilerin vazifesi biraz empati yapmaktır. Ben konuşurken şöyle konuşuyorum, bugün AK Parti'ye söylüyorum. CHP iktidarda olsa, AK Parti'ye söylese, CHP'ye söylerim aynısını. Masumiyet karinesi diye bir şey vardır, hukukun genel prensiplerini ihlal etmemek lazımdır. Mahkeme kararları kesinleşene kadar insanlara suçlu muamelesi yapamazsınız. Lekelenmeme hakkı vardır insanların, aileleri vardır, ayıptır yahu. Yani suçun şahsiliği diye bir şey vardır. İnsanları itibar itibarsız hale getirirken aile maile ne var ne yok, geçmiş gelecek her şeyi töhmet altında bırakacak bir azgınlık devletin yönetiminde olmamalıdır, dikkat edilmelidir bu işlere.
Bu arada muhalefet de kendilerine tevcih edilmiş olan güvene layık terbiyeli, ahlaklı ve ciddi davranmalıdır. Yani hükümeti tenkit ediyorsanız hükümeti tenkit ettiğiniz şeyler yapmayacaksınız. Nepotizm diyorsanız akraba kayırmayacaksınız, ahlaksızlık diyorsanız yapmayacaksınız, yolsuzluk diyorsanız bulaşmayacaksınız. "Devletin malını mülkünü hükümet har vurup harman savuruyor" diyorsanız devletin malını mülkünü har vurup harman savurmayacaksınız kardeşim."