Kent Tarım Bahçecileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Zekeriya Çallı şu ifadeleri kullandı;
"Biz kimiz? Hobi bahçeciler kimiz? Fatma teyze, İsmail abi, Kerim amca, Nil bebek... Belki inanmayacaksınız ama biz öyle birilerinin ima ettiği gibi uzaydan gelen istilacı bir tür falan değiliz. Bizler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Bizler bu toprakların, bu vatanın öz sahiplerindeniz. Hani birileri alt kesim, elit kesim gibi ayrıştırmalar yapıyorlar ya; alt kesim dedikleri zaman da bizleri kastediyorlar ya, varsın etsinler gocunmuyoruz.
Bizler Yeşilçam filmlerinde görmeye alıştığınız o havuz kenarlarında fink atan, caka satan zengin çocuklarından da değiliz. Bizler köylüyüz, bizler çiftçiyiz. Bu vatan için üretenler biziz. İşçi, memur, emekliyiz; bu vatan için çalışanlar biziz. Gerektiğinde asker olup, polis olup bu vatan için can verenler biziz. Bu vatanı yurt yapanlar, bu devleti kuranlar biziz.
Devletimizin maalesef bir düzenlemesi yoktur. Vardı da biz mi uymadık? Şehirlerde bunaldık. Tapuları tamamen kendimize ait olan yerlerde dişimizden tırnağımızdan arttırarak kendimize, eşimize, çocuklarımıza, torunlarımıza doğayla iç içe, toprakla haşır neşir, üretim ve terapi odaklı bir dünya kurduk. Ağaçlar diktik, bitkiler yetiştirdik, çorak arazileri güzelleştirdik.
Mehmet Ali kardeşimiz de kazandığı asgari ücret dengi bir parayla kendisi, eşi ve 2 güzel çocuğu için aynı dünyayı kurmuştu. "Abi" diyordu bana, "eşime aşık olduğum gibi bu bahçeye aşık oldum ben." Rabbim kendisini bizden daha çok seviyor olmalı ki, elim bir hastalık sonrasında daha 36 yaşındayken kendisini aramızdan aldı. Şimdi geride kalan eşi ve 2 küçük çocuğu Mehmet Ali'nin aşık olduğu bahçeye sahip çıkmaya çalışıyor. Hakkaniyetsiz, ölçüsüz para cezaları, mahkeme kapıları, yargılanmalar, avukatlık bedelleri...
Cevdet teyzemin işi ise eşi hastaydı, felçliydi; evine inip çıkamıyordu. Emekli aylıkları üzerinden kredi çekerek onlar da kendilerine benzer bir dünya kurdular. Yıllarca çektikleri kredinin taksitlerini ve maruz kaldıkları insafsız cezaları ödediler. Birileri bizi saymış; "Ya olsa olsa hepitopu 11.000 kişi bunlar" diyorlar. Bizler sadece Eskişehir'de 60.000 hobi bahçesiyiz. Ailelerimizle birlikte 240.000 kişiyiz. Türkiye'de 5.000.000, yine ailelerimizle birlikte 20.000.000 kişiyiz. Hesabınız yanlış, çoktan Bağdat'a doğru yola çıkmıştır; merak etmeyin yakında döner. Ha bir de, milletimiz neciptir; zalimin değil mazlumun yanında yer alır. Yani biz aslında 80.000.000 kişiyiz. Yanlış hesabın yanlış başkan, 90.000.000'uz biz. Ya bir sus, o kadar da korkutma.
Şimdi bizlere diyorlar ki evlerinizi yıkın. Yıkmazsanız bilmem ne kadar ceza ödersiniz. Yine yıkmazsanız biz gelir yıkarız, hapse atarız. Binbir zorlukla, hevesle yaptığımız evlerimizi nasıl yıkalım? İçimiz el vermiyor ki. Yazdığınız milyonluk cezaları nasıl ödeyelim? O kadar paramız yok ki. Siz nasıl yıkacaksınız? Bu güzelim bahçelere kıyabilecek misiniz? Vicdansız mısınız?
O bizlerden farklı olan elit kesim istediğinde; 1. sınıfmış, altın gibiymiş, sulakmış demeden canım tarım arazilerini hemenecik imara açıyorsunuz ya; ve o elit kesim kolaylıkla 25, 30, 35.000.000 verip buralardan villa alabiliyor ya, biz alamıyoruz. Üstelik bizlerin tarlaları hobi bahçesine dönüştüğünde tamamen tarım dışı kalmıyor; ancak siz elit kesimin tarlaları arsaya dönüştüğünde tamamen tarım dışı kalıyor. İki şeyi çok merak ediyorum; hani bizleri tarım arazilerini bitirmekle suçluyorsunuz ya, Hollanda'da bitirecek kadar bile tarım arazisi yok, bizim tarım arazilerimizin 27'de 1'i kadar. Buna rağmen nasıl oluyor da 2022'de dünya tarımsal ihracat 2.'si bir ülke olabiliyorlar? Tarım politikalarını incelemek lazım belki de.
İkinci merak ettiğim şey ise; elitlere var da bize neden yok? Az önce anlattım, biz de bu vatanın öz evlatlarıyız dedim. Değil miyiz? Değil miyiz arkadaşlar? Kabul etmiyor musunuz? İlle de yakacak mısınız? Ne diyelim, vatan sağ olsun. Sizlerin geleceğini yakanları biz de yakacağız. Gelin yakın!
Vardır bir bildiğiniz diyeceğim ama pek de emin değilim doğrusu. Ancak bildiğim ve emin olduğum bir şey var. Siz elitler, o bulunduğunuz irtifalara bizlerin omuzlarında yükseldiniz. Biz düşersek zaten yerdeyiz, çabucak kalkarız. Ama siz o yükseklerden bir düşerseniz var ya; kafanız gözünüz kırılır, dağılır, Allah korusun. Aslında Allah korusun diyemeyeceğim, bildiği gibi yapsın.
Her şey karşılıklı. Ellerinizi yıkarsanız eğer, sakın ola gelip de bizlerden oy istemeyin. Taze bitti. Kalmadı. Olsa dükkan sizin."





