Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Yönetim Kurulu Üyesi Gürol Kara şu ifadeleri kullandı;
"2026 tarım sezonuna sadece ne kadar üretim yapacağız diye bakmamalıyız. Ne kadar verimli üreteceğiz, ne kadar su kullanacağız, toprağımızı ne kadar koruyacağız, üretici ne kadar kazanacak ve bu üretimin sürdürülebilirliği nasıl sağlanacak.
Üretimin artması yetmez. Üreticinin de kazanması gerekir. 2026 tarım sezonunu değerlendirirken öncelikle şunu ifade etmek gerekir, tarım artık sadece üretim miktarını artırma meselesi değildir. Tarım; su yönetimi, toprak verimliliği, iklim değişikliği, bitki sağlığı, girdi maliyetleri, teknoloji ve üreticinin gelirinin birlikte değerlendirilmesi gereken stratejik bir alandır.
2026 yılının ilk resmi bitkisel üretim tahminlerine baktığımızda önemli bir üretim artışı öngörülüyor. Buğday üretiminin 22.8 milyon ton, arpanın 9 milyon ton, ayçiçeğinin 2.3 milyon ton, şeker pancarının yaklaşık 22 milyon ton olması bekleniyor. Buna karşılık mısır üretiminin 8 milyon tona gerilemesi öngörülüyor.
Bu rakamlar bize önemli bir şey söylüyor. Üretim artırılabilir ancak asıl soru bu üretim artışının üreticinin gelirine ne kadar yansıyacağıdır. Çünkü tarımda başarı sadece tarladan alınan tonajla ölçülemez. Üreticinin o ürünü hangi maliyetle ürettiği ve hasat sonunda ne kadar kazandığı da en az verim kadar önemlidir.
Eskişehir'de tarımı konuşurken suyu ve toprağı konuşmalıyız. Eskişehir tarımı açısından baktığımızda ise öncelikli konularımızın başında su geliyor. Artık hangi ürünü ne kadar ekelim sorusunun yanında hangi ürünü nerede, ne kadar su kullanarak ve hangi ekonomik değerle üretmeliyiz sorusunu da sormamız gerekiyor.
Eskişehir'in tarımsal yapısında buğday, arpa, mısır, ayçiçeği ve şeker pancarı önemli bir yere sahip. Son karşılaştırılabilir resmi il verilerinde işlenen tarım alanı üzerinden bakıldığında buğday yaklaşık %40, mısır %10, şeker pancarı ve yağlık ayçiçeği ise yaklaşık %4-5'er seviyesinde paya sahip ürünler olarak öne çıkıyor.
Eskişehir'in yaklaşık 546200 hektarlık tarım arazisinin önemli bir bölümünü oluşturan bu 5 ürünün toplamı yaklaşık 337000 hektar ediyor ve Eskişehir'in bugün açıklanan 546200 hektarlık toplam tarım arazisinin yaklaşık %61.7'sine karşılık geliyor. Dolayısıyla Eskişehir'de tarımsal planlama yapılırken özellikle bu ürünlerin su tüketimi, ekonomik getirisi ve iklim riskleri birlikte değerlendirilmelidir.
Bitki sağlığı da üretim planlamasının bir parçasıdır. Eskişehir tarımında sadece ekim alanlarını ve verimi değil, bitki sağlığını da yakından takip etmek zorundayız. İlimizde yaygın olarak ekilen bu ürünlerin yapılan arazi kontrollerinde önemli hastalık ve zararlılarının bulunduğu görülmektedir.
Şeker pancarında cercospora yaprak lekesi hastalığı özellikle uygun sıcaklık ve nem koşullarında ciddi bir risk oluşturabilir. Mısırda ise empoasca yaprak piresi zararlısı, yaprak kurtları ve 2 noktalı kırmızı örümcek gibi zararlılar açısından dikkatli arazi kontrolleri yapılmalıdır.
Buğdayda özellikle kök ve kök boğazı ve sarı pas hastalıkları önemlidir. Fusarium, rhizoctonia ve bipolaris gibi etmenlerin oluşturduğu hastalıklar verim ve kalite açısından ciddi sorunlara yol açabilir.
Ayçiçeğinde ise özellikle mildiyö başta olmak üzere hastalıkların ve yaprakla beslenen yeşil yaprak kurdu gibi zararlıların erken dönemde takip edilmesi gerekir.
Burada temel yaklaşımımız çok net olmalıdır. Hastalık veya zararlı ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine tarlayı düzenli kontrol ederek riski önceden görmemiz gerekir. Bunun yolu da düzenli survey, doğru teşhis, doğru zamanlama ve entegre mücadeleden geçmektedir. Çünkü bitki korumada en önemli unsur yalnızca kullanılan ilaç değildir. İlaçlamada başarının 4 D anahtarı diyebileceğimiz doğru ilaç, doğru zaman, doğru teşhis ve doğru uygulama çok büyük önem arz etmektedir.
Ziraat mühendisliği, dolayısıyla bütün bu teknik açıklama ve paylaşımlarımızdan sonra ziraat mühendisliğinin tarımın merkezinde olması gerektiğine inanıyoruz.
Çözüm ortak akılda. Selma Başkanımızın da belirttiği gibi bugün tarımda hassas tarım teknolojileri, uydu görüntüleri, drone uygulamaları, dijital takip sistemleri ve yapay zeka gibi teknolojiler hızla gelişiyor. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin tarladaki gerçek durumu okuyacak ve bu veriyi doğru tarımsal karara dönüştürecek uzmanlara ihtiyacımız her zaman vardır.
Burada herhangi bir siyasi ayrım yapmadan bütün paydaşların ortak bir zeminde buluşması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Ziraat Mühendisleri Odası, ziraat odaları, Tarım ve Orman Bakanlığı, kamu kurumları, üniversiteler, araştırma kuruluşları, özel sektör ve üreticiler aynı hedef doğrultusunda çalışmalıdır.
Tarımın sorunlarını birbirimize aktarmak yerine birlikte çözüm üretmeliyiz. Üretici tarlasındaki problemi anlatmalı. Ziraat mühendisi bilimsel çözümü ortaya koymalı. Üniversite araştırma desteğini vermeli. Kamu doğru politikayı oluşturmalı. Özel sektör ise teknoloji ve yenilikleri sahaya taşımalıdır.
2026 yılında bazı temel ürünlerde üretim artışı beklentisini elbette olumlu karşılıyoruz. Ancak gerçek başarı yalnızca üretim rakamlarının yükselmesi değildir. Üretici kazanıyorsa, topraklarımız korunuyorsa, su kaynaklarımız sürdürülebiliyorsa, tüketici güvenilir gıdaya ulaşabiliyorsa ve gençler tarımda geleceği görebiliyorsa başarılı bir tarımdan söz edebiliriz.
*
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder şu ifadeleri kullandı;
"Bizler Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak ziraat mühendisliği yapan gerek kamuda, gerek özel sektörde, gerek zirai ilaç ve tohum bayilerimizde her yerdeki meslektaşlarımızın sosyal haklarını, itibarını, iş imkanlarını, bunların üst seviyede olması için mücadelemizi veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz.
Gürol arkadaşımızın da bahsettiği üzere ziraat mühendisi sadece teknik bir kişi değildir. Bu kişi aynı zamanda pek çok meslek dinamiğini, çünkü bizim ziraat mühendisleri olarak fakültelerde tarla bitkileri, bahçe bitkileri, tarım ekonomisi, peyzaj, bunun dışında zootekni gibi pek çok alt bilim dalımız var.
Bu anlamda her bir meslektaşımızın çalışma alanlarında nasıl çalıştıklarına dair teknik olarak düşünmüyoruz bunu. Çünkü Gürol Bey de anlattı, her şey tarlada başlıyor ve tarlada bitiyor. Gıda güvenliği diye her yerde her geçen gün pek çok sizler de içindesiniz, insan olarak hepimiz içindeyiz.
Teknik olarak donanımlı arkadaşlarımız var ancak bunun sahada yansımasının nasıl olacağı, uydu sistemleri var, teknoloji var, dronelar var. Artık tarıma da teknoloji girdi. İşte bunların okunması ve o toprağın sesini, toprağın neminden başlayarak nasıl olduğunun anlaşılması sadece ve sadece ziraat mühendisleri sayesindedir.
Ve burada ortak nokta ziraat mühendisi olup tarımın şekillenmesinde ardından diğer ilgili yerler gelmek durumundadır. Burada da bir ortak akıl olayı var."





