Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç şu ifadeleri kullandı:
"YENİ Parti'nin siyasi anlayışındaki en önemli yeniliklerden biri, üyelerine verdiği değerdir. Genel Başkanımız Özgür Özel'in de ifade ettiği gibi ilçe başkanlarını, il başkanlarını ve genel başkanı doğrudan üyelerimiz seçecek. Kasım ayının birinci veya ikinci haftasında genel başkanımızı belirleyeceğiz.
Bugün “Her üyeye bir oy, her oya eşit söz hakkı” anlayışı, parti içi demokrasimizin temelini oluşturuyor.
Üyelik yalnızca bir parti kartı taşımak değildir. Üyelik, söz sahibi olmak, karar süreçlerine katılmak ve partinin geleceğini birlikte belirlemektir. Delege sistemi yasal ve teknik bir gereklilik olarak kalmalı, parti iradesinin asıl sahibi üyeler olmalıdır.
Çünkü üyelerimiz yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan isimler değil, siyasetin her aşamasında sözünü söyleyen, iradesini ortaya koyan yol arkadaşlarımızdır.
YENİ Parti'nin bu yaklaşımı, siyaseti dar kadroların ve kapalı çevrelerin alanından çıkararak üyelerin ortak iradesine açıyor. Eskişehir'de örgütümüzü büyütürken bu anlayışı yaşatmaya devam edeceğiz.
Özellikle ilçe ve il başkanlığı seçimlerinde sandıkların kurulduğu alanlar adeta bayram yerine dönüştü. Seçimlerin ardından insanlar birbirleriyle tokalaştı, kucaklaştı ve birlik içerisinde hareket etti. Bu tablo, uyguladığımız sistemin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koydu.
YENİ Parti Eskişehir Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz, zor zamanlarda sorumluluk almaktan kaçınmayan, örgütünün ve partisinin arkasında duran bir isimdir.
Siyasette zaman zaman kararlı bir duruş sergilemek, düşüncelerini açıkça ifade etmek ve mücadeleyi sürdürmek sertlik olarak yorumlanabilir. Oysa örgütlü siyasetin ihtiyacı, sorunlar karşısında geri çekilmek değil, sorumluluk üstlenmektir.
Talat Yalaz'ın kararlı duruşu, Eskişehir örgütünün birlik içerisinde ve kararlılıkla yoluna devam etmesine önemli katkılar sağlıyor.
İl örgütümüzün başarısı, kişisel tartışmaların değil, ortak hedeflerin ve birlikte çalışmanın başarısı olmalıdır.
Ekonomik koşullara ve vatandaşlarımızın geçim sıkıntısına da değinmek istiyorum. Bu konular üzerinde çokça duruldu ancak özellikle gıda fiyatlarındaki artışın insanların beslenmesini ciddi anlamda zorlaştırdığını belirtmek gerekiyor.
Türkiye'de gıda enflasyonu yüzde 28 seviyesindeyken Avrupa Birliği ortalaması yüzde 0,3'e, yani binde 3'e gerilemiş durumda. Avrupa ile aramızdaki gıda enflasyonu farkı yaklaşık 90 kata ulaşmış durumda. Maalesef karşı karşıya olduğumuz tablo budur.
Genel Başkanımız Özgür Özel de bu konuda önemli açıklamalarda bulundu. Çiftçilerle gerçekleştirdiği buluşmalarda dikkat çektiği konulardan biri, çiftçilerin yaş ortalamasının giderek yükselmesiydi.
Çünkü genç çiftçilerin önemli bir bölümü, asgari ücretle çalışabilecekleri bir iş bulduklarında tarımdan ayrılmayı tercih ediyor. Özellikle belediyelerde çalışmak isteyen çok sayıda genç bulunuyor.
Gençlerin topraktan ve üretimden uzaklaşmasının sorumluluğunu yalnızca gençlere yükleyemeyiz. Çiftçiyi üretimden uzaklaştıran ekonomik ve sosyal koşulları değiştirmek zorundayız.
Üreticiyi destekleyen, planlı üretimi esas alan, çiftçinin ne ekeceğini ve ürününü hangi koşullarda satacağını öngörebildiği bir tarım politikasına ihtiyaç var. Çünkü çiftçinin güçlenmesi, tüketicinin de daha uygun fiyatlarla gıdaya ulaşması anlamına geliyor.
Burada özellikle üzerinde durmak istediğim bir başka konu ise çocuklarımızın çalışma hayatındaki durumudur.
Çocuklarımızın yeri, iş yerlerinde tehlikeli makinelerin başı değil, okullar ve güvenli eğitim ortamlarıdır.
MESEM olarak bilinen Mesleki Eğitim Merkezleri kapsamında verilen mesleki eğitim elbette değerlidir. Ancak eğitim adı altında çocukların ucuz ve güvencesiz iş gücüne dönüştürülmesine, iş sağlığı ve güvenliği riskleriyle baş başa bırakılmasına izin veremeyiz.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin 7 Ekim tarihli raporuna göre, 2026 yılının ilk dokuz ayında en az 66 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. Yalnızca eylül ayında hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı ise sekiz olarak açıklandı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin eğitim yılı raporunda ise son bir yıl içerisinde en az 95 çocuğumuzun yaşamını yitirdiği bildirildi.
Bu rakamların her biri, yarım kalmış bir hayatı ve evladını kaybeden bir aileyi anlatıyor.
Çocukların çalışma hayatında korunması, denetimlerin etkin biçimde gerçekleştirilmesi ve mesleki eğitimin gerçekten eğitim niteliği taşıması gerekiyor. Hiçbir ekonomik gerekçe, çocukların yaşam ve eğitim hakkının önüne geçemez.
Değinmek istediğim bir diğer konu da son dönemde gazetecilere yönelik uygulamalardır.
Özellikle T24'e yönelik kapatma uygulamaları, Halk TV'ye kayyım atanması, gazeteci Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç'in tutuklanması gibi gelişmeler üzerinde durmak istiyorum.
Gözaltılarla, tutuklamalarla ve susturma girişimleriyle toplumun haber alma hakkı engellenemez.
Gazeteci Murat Ağırel'in halkı yanıltıcı bilgi yaydığı iddiasıyla gözaltına alınması, İsmail Arı'nın aynı suçlama kapsamında tutuklanması ve İsmail Saymaz hakkında uygulanan adli kontrol tedbirleri kabul edilebilir uygulamalar değildir.
Türkiye Gazeteciler Sendikasının 10 ilde gerçekleştirdiği yürüyüşler de önemli bir katılımla yapıldı. Gazetelerdeki görüntülere baktığımda vatandaşların bu yürüyüşlere yoğun ilgi gösterdiğini gördüm.
Yürüyüşlerde “Gazeteci halktır, susturulamaz” sloganı atıldı.
Genel Başkanımız Özgür Özel de basına yönelik baskı ve sansür uygulamalarına tepki göstererek bu girişimlerin amacının gerçeklerin üzerini örtmek, özgür basını ve muhalefeti susturmak olduğunu ifade etti.
Önümüzde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı var. 29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlayacağız.
Ancak burada üzüntü duyduğum bir başka konuya da değinmek istiyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde kurulan bir kurumdur. Buna rağmen millî bayramlar öncesindeki hutbelerde Atatürk'ün adının anılmamasını doğru bulmuyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığının hutbelerinde Atatürk'ü en son 16 yıl önce andığını biliyoruz. Bu süreçte görev yapan Diyanet İşleri başkanlarının tutumlarını ve alınan kararları protesto ediyorum.
Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü kimse yok sayamaz. Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde verilen mücadele ve kurulan Cumhuriyet, bugün sahip olduğumuz kurumların ve kazanımların temelini oluşturuyor.
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk, yaşasın Cumhuriyet."





