Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği (AHPADİ) Başkanı Mehmet Ektaş şu ifadeleri kullandı:
"Saadet Partisi il başkanlığımızı böyle bir çalıştaya imza attığı için kutluyor, bizleri davet ettiği için de teşekkür ediyorum. Tabii ki Sayın Başkanımız Fesih Bey yıllardan beri Eskişehir'in sorunlarına hakim kadrosuyla birlikte ancak bu çalıştayla geniş bir kamuoyunun da görüşlerini almak istemesi büyük bir nezaket olmuş, kutluyorum kendisini.
Az önce Engelliler Derneği'nden aramızda bulunan arkadaşlarımız kendi sorunları ile ilgili bir paylaşım yapınca şu geldi aklıma; şehirler insan ölçekli olmalı. Bizim inşaat eğitiminde okuduğumuz, Sayın Başkanım bilecektir, Neufert kitabı vardı Almanların Türkçeye çevrilen. Neufert çok kalın bir kitap, kapak sayfasında bir insan profili vardır. Binalar, odalar, salonlar, mutfaklar, tezgah yükseklikleri, hastaneler, genişlikleri, girişler, kaldırımlar, caddeler her şeyin planlanmasında insan vardır. Şehir insana göre planlanmalı ve insana göre biçimlenmelidir. Eğer siz şehirlerinizi ranta göre planlıyor ve biçimlendiriyorsanız, siz şehirlerinizi araçlara göre planlıyor ve biçimlendiriyorsanız o zaman burada konuştuğumuz sorunlarla karşı karşıya kalmamız zaten kaçınılmaz.
Trafikle ilgili çok güzel bir sunum hazırlamışsınız, kutluyorum. Eskişehir'in deprem, su, eğitim, trafik gibi tüm sorunları zaten biliniyor. Sorunları tespit etmek ve bu sorunlara etkili, sürdürülebilir çözümler üretmek hiç de zor değil. Bugüne kadar bunlar defalarca da yapıldı. Sorun iradedir. Eğer sizin çözümleri uygulama iradeniz yoksa, öncelikleriniz halkın sorunları değilse, öncelikleriniz insanların yaşam kalitesini artırmak değilse sorunlara istediğiniz kadar tespitte bulunun sorunlarla baş edemezsiniz, sorunlar olduğu yerde kalmaya devam eder. Trafikle ilgili sorunları hangimiz bilmiyoruz sizin çıkardıklarınızı? Biliyoruz. Peki bugüne kadar çözüm noktasında defalarca konuşulan bu sorunların çözümü için herhangi bir adım atıldı mı? Ne yazık ki atılmadı.
Şimdi aramızda, ben tabii söz almakta geciktim keşke daha önce söz alsaydım, iki tane belediyenin bir de İnşaat Mühendisleri Odası'nın temsilcisi vardı. Bu sorunlara yönelik olarak deprem dahil konuşmalarından şunu anladım; belediyeler çözüm üretecek noktada değiller, biriken bu sorunlarda belediyelerimizin hiçbir kusuru yok, bütün kusur merkezi idarenin. Eğer ki bu toplantıya merkezi idareden de katılımcılar olsaydı onlar da bu kürsüde söz alacaklardı, bunun tam tersini söyleyeceklerdi. Ben bir yurttaş olarak mazeret dinlemek istemiyorum. Ben bir yurttaş olarak Anayasa'nın 56. ve 57. maddelerinde karşılık bulan çevre hakkımın ve konut hakkımın bana kazandırılmasını istiyorum.
Mazeretler benim hiç umurumda değil. Ne diyor Anayasa'nın 56. maddesi çevre hakkında? Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir diyor. Sağlıklı ve dengeli çevre. Çevre ne? Sadece çevre örgütlerinin çok haklı olarak yaptıkları ormanlarda ağaçların kesilmemesi ya da maden ruhsatları verilmesinden ibaret değil. Çevre yaşadığımız evden, onun önündeki bahçeden, kaldırımdan, caddeden, sokaktan başlıyor. Sağlıklı çevre dediğimiz bu, dengeli çevre dediğimiz bu. 57. madde ne diyor? Konut hakkı diyor. Nasıl bir konut hakkı? İnsan onuruna yaraşır, sağlıklı ve güvenli bir konut hakkı. Güvenli diyor arkadaşlar. Depremsellik konusu güvenli konut hakkının yurttaşlara verilmemesinin bir karşılığı.
Peki bunları kim yapacak? Bunları devlet dediğimiz aygıtın iki tane, yürütme anlamında söylüyorum, karşılığı var. Birisi merkezi iktidar, diğeri de yerel iktidar. Her ikisinin de bu alanlarla ilgili sorumlulukları ve görevleri var. Bizim onlardan beklentilerimiz bu sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmeleri. Yöneticileri seçiyoruz, yöneticiler şehrin sahibi gibi davranıyorlar. Halbuki şehrin sahibi o şehirde yaşayan kentliler, yani bizleriz. Dolayısıyla şehrin planlanmasında, biçimlenmesinde, yönetilmesinde ve denetlenmesinde şehirde yaşayanlar söz sahibi olmalıdırlar. Bugünkü temsili demokrasi yoluyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilleri, yerelde belediye meclislerindeki belediye meclis üyeleri ve grup kararıyla elleri kolları bağlanmış temsili yönetim sistemiyle az önce söylediğim yurttaşların şehirlerin yönetime katılma, planlama, biçimlendirme, yönetme ve denetleme süreçlerinde yer alması mümkün değil. Öncelikle sorunlarımızın çözümü için gerçekçi bir modelin ortaya konulması gerekiyor. Yoksa biz gerçekten söylüyorum havanda su dövmeye devam ederiz.
Mesela depremi konuştuk. İnşaat Mühendisleri Odası'nın temsilcisinin sözüne çok şaşırdım. Eski binaların olduğu yerler yıkılmadan yeni imar alanları açılmamalıymış dedi. Eğer yeni imar alanları açılırsa eski binalar zaten kalırmış. Gerçekten anlayamadım, burada olsaydı, ayrılmasaydı cevap hakkını kullanmasını isterdim. Şimdi eski binalar dediğimiz yerler 40, 50'şer yıllık binalar. Orada ilk sahipleri kalmamış, çoğu mirasa girmiş. Torunları 5 kişi, 10 kişi her bir dairenin sahibi. Onun içinde kim yaşamış, yarın kim ölmüş umurunda değil. Kirasını bu ay 15.000 liraya, 20.000 liraya daireyi kiraya veriyor mu, altındaki dükkanı 50.000-60.000 liraya kiraya veriyor mu onun derdinde.
Hangi binalar dönüşüyor? Dönüşebilen tek binalar hakkında çürük raporu alınmış olan binalar. Peki Eskişehir'de çürük sıfatını taşıyan binlerce bina var, İnşaat Mühendisleri Odası da bunu biliyor. Peki bu raporlar aldırılıyor mu? Aldırılmıyor. Niye gizliyoruz? Peki bu kadar insan nerede yaşayacak denildi. Tamam, bu kadar insan nerede yaşayacak, deprem olunca bu kadar insan ölecek. Yani bildiğimiz bu konutlarda yaşatmaya devam edeceğiz ve öldüreceğiz. Halbuki biz bu binalara çürük raporlarını aldırsak, belediye bu işe öncülük etse, bunun sosyal maliyetinden, seçim maliyetinden kaçınılmasa o binalar içindekiler tarafından dönüştürülmek zorunda kalacaklar. Hamamyolu'nda yıkımı nedeniyle gündeme damga vuran bir köşede bir binamız vardı. Bu binayı oradaki konut sahipleri isteyerek mi yıktılar? Hayır. Apartmanda oturan bir kişi dönüşümünü istedi, bu nedenle gitti masraf yaptı; isteyen de orayı yapan müteahhitti, kendi dairesi vardı, yılını doldurmuş dedi ki ben buradan bir daha kazanayım bir para daha dedi. Gitti raporunu aldırdı, binayı yıkmak zorunda kaldılar. Siz binaların çürük raporlarını aldırmaz ve yıktırmaz iseniz hiçbir zaman dönüşüm sağlayamazsınız. Bir; öncelikle şehrin yeni imar alanlarına ihtiyacı var, insanlar konuta, yeni ticaret merkezlerine kavuşacaklar, şehrin içerisindeki eski yerler değerini yitirecek, oralardan kira, rant sağlayamayacak insanlar mecburen oraların dönüşmesine rıza gösterecekler. Ben bu konudaki görüşlerimi bu şekilde ifade etmek istiyorum.
Sadece araç trafiği değil, Eskişehir’in çok önemli bir yaya trafiği sorunu var. Eskişehir’in diğer illerimizde olduğu gibi bütün kaldırımları işgal altında. Bulvarların kenarında apartmanların bahçeleri, çekme mesafeleri kafeterya olmuş, restorant olmuş, yeşil alanlar yok edilmiş. Bunlar da trafikle ilgili sorun. Ne dedik? Her şey insan odaklı olması gerekir dedik. Trafik dediğimizde insana hizmet etmeyen her şey sorun bizim için. O zaman sorunun çözümüne öncelikle yaya trafiğini kolaylaştıracak işlerden de başlamak gerekiyor. Yine bakıyoruz hep araç odaklı değerlendirmelerde bulunuyoruz. Bunları ifade etmek istedim.
Depremle ilgili son bir görüşümü ve önerimi söyleyip sözlerimi sona erdireceğim. Deprem konusunda tabii ki binaların dönüşümünden bahsediyoruz, sağlıklı ve güvenli konutlardan bahsediyoruz ancak deprem meydana geldiğinde depreme hazırlıkla ilgili de yeterince çabamız yok. Bugün her depremden sonra diyoruz ki deprem oldu, 48 saat sonra su gitmedi, 48 saat sonra araç girmedi. Dünyanın hiçbir yerinde büyük depremden 3 saat sonra depreme ulaşabilen bir sistem yok. Onun yerine mahalle afet yönetim sistemi kurulması gerekir. Yani depremde ilk mağduriyet yaşayanların sağlık araç gereçlerine, küçük kesici araç gereçlere, suya erişebilecekleri bir afet yönetim sistemi oluşturulması gerekir.
Çünkü depremde 24 saat, AFAD’ın verilerine göre 48 saat ulaşılamaması bazen mümkün olmuyor. O sırada oradaki enkaz altında kalanların kurtarılabilmesi, yaralılara ilaç tedavisi, pansuman tedavisi gibi hizmetlerin götürülebilmesi için bütün mahallelerin içerisinde afet yönetim sistemi çerçevesinde acil deprem konutlarının ve depolarının oluşturulması, mahallelerde yine depreme müdahale edecek heyetlerin ve ekiplerin oluşturulması gerekiyor. Bu konuyla ilgili de büyük bir zafiyetimiz olduğunu ve bu zafiyetimizin de devam etmekte olduğunu ifade etmek istiyorum."