Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği (AHPADİ) Derneği Başkanı Mehmet Ektaş şu ifadeleri kullandı;
“Emperyalist ABD ve ortaklarının talimatıyla, teröristbaşı tarafından seslendirilen taleple, Bahçeli’nin çağrısıyla kurulduğu eleştirilerine maruz, Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı, “korsan komisyon” tarafından hazırlanan rapor, komisyonda yapılan oylamada kabul edilerek kamuoyuyla paylaşıldı.
Komisyonda; AKP, MHP, DEM, CHP, DEVA, GELECEK, SAADET, TİP, EMEP, HÜDAPAR vardı. Komisyonda, Liberaller, enternasyonel Sosyalistler, Bölücüler, Siyasal İslamcılar, İkinci, Üçüncü Cumhuriyetçiler vardı. Seçmenin %70’ini Atatürkçüler, Milliyetçiler, vatanseverlerin oluşturmasına rağmen, partilerin komisyona verdiği üyeler içinde bu kimlikleriyle öne çıkan milletvekilleri yoktu. Çünkü, Kemalist kimlikli milletvekillerinin olduğu bir komisyondan bu raporun çıkması mümkün değildi.
Beklenen oldu. Korsan Komisyon raporu, AKP, MHP, DEM ve CHP ve diğer partilerin temsilcilerinin oylarıyla kabul edildi.
Numan Kurtulmuş’un başkanlığını yaptığı, Epstein belgelerinde ABD Ajanı olduğu belirtilen Sezgin Tanrıkulu, Fethi Yıldız, Mehmet Emin Ekmen, Bülent Kaya, Mustafa Bilici, Zekeriya Yapıcıoğlu gibi şahsiyetlerin kuşattığı komisyondan başka bir sonuç da beklenmezdi.
Alford Andrews’in Türkiye’yi 47 etnik gruba ayıran, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Etnik Gruplar” adındaki eseriyle işaret ettiği ve ABD’nin ısrarla Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi Türkiye’de de federatif sistem uygulama istekleriyle üniter yapımızı bozma hedefleri, gerçekleşmeye artık çok yakın.
Raporda, Siyasi kimliğimiz olan kapsayıcı ve birleştirici “Türk Milleti” ifadesinden özenle kaçındılar. İlk defa resmi bir evrakta Anayasamızdaki “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, din, dil, ırk, mezhep ayırt edilmeksizin Türk denir ifadesi” yok sayıldı. Korsan Komisyon raporunda bir kez bile “Türk Milleti” ifadesi yer almadı.
Raporda, ilk okunduğunda oldukça masum duran “Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, planlarını etkisiz hale getirecek bir dönemi başlatacaktır.” ifadesiyle siyasi ve kültürel birliğimizin adı olan “Türklük” etnik bir kimliğe indirgenip, Kürtlükle, Araplıkla, diğer etnisitelerle eşitlendi.
Demokrasi arayanlar, ileri demokrasi diyenler, Ülkemizi, Osmanlı’nın Islahat Fermanına geri döndürdüler.
Raporda, bizi haklı kılarmasına terörist bebek katilinin çağrısının sürecin önemli bir aşaması olarak gösterildi.
İlk kez resmi bir belgede teröristbaşı, bebek katili, cani tespitleri terk edilip örgüt kurucu lideri Abdullah Öcalan sıfatlamasıyla, katil APO’ya masumiyet, meşruluk ve saygınlık kazandırıldı.
İsim belirtilmeden rapor, PKK ve terörist başına bebek katiline göre düzenlendi.
Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek, AKP iktidarı olan yürütmenin sorumluluğu gizlenmeye çalışıldı.
Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek; ilerleyen dönemde atılacak adımlara karşı yasama yani Meclis’in dolayısıyla Milletin iradesine ipotek konuldu, fiili tartışmaya kapattı, Meclisin denetim hakkı ve yetkisi yok sayıldı.
Rapor, AİHM bahanesiyle başta bebek katili olmak üzere teröristleri serbest bırakacak yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini işaret edilerek örtülü bir affın kapısı aralandı.
Raporda, kullanılan etnik dille, Anayasanın 66’ncı maddesinin değişikliği için motivasyon sağlandı.
Ülkenin genç eğitimli insanları işsizlikle boğuşurken, Milletine kurşun sıkan, sıktıran teröristlere istihdam olanağı sağlanacağı sözü verildi.
Bu raporda kullanılan dil ve gerçekleştirilmek istenen hedefler, daha fazla demokrasi olarak sunulmak istense de, hedeflerin gerçekleşmesi durumunda demokrasimizin büyük yara alacağını görmemek mümkün değil. Demokrasiler, Ulusal birlik rejimleridir. Demokrasiler, kültürel, siyasi, ekonomik birlik içinde yaşayan ve ortak hedefleri olan toplumlarda kökleşir. Demokrasi adı altında, Etnik ve inanç ayrılıklarının körüklendiği, toplumun birbirinden uzaklaştırıldığı, yabancılaştırıldığı siyasal ve sosyal düzenlerde, bir süre sonra kaos, terör hakimiyeti ele alır ve demokrasi ortadan kalkar. Terörle, korkan, sinen bireyler, aydınlar konuşamaz, düşüncelerini açıklayamaz. Biz bunları Uğur Mumcu gibi aydınlarımıza yapılan saldırılardan, özellikle Güneydoğu’da halka yöneltilen terörle yurttaşlarımızın esir edildiği gerçeğinden biliyoruz.
Bu rapor, Birlik ve beraberliğimize, Demokrasimize, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine yönelen saldırıdır.
Bu rapora imza atanlar, Anayasaya, başta Siyasi Partiler Kanunu ve TCK olmak üzere laik hukuk devriminin tüm kazanımlarına karşı suç işlemişlerdir.
Bunu bilen komisyon üyeleri, asıl hedeflerini raporda açıkça belirtmemişler, örtülü cümlelerle saklamaya çalışmışlardır.
Bunu bilen komisyon üyeleri kendilerine yasal güvence de istemişlerdir.
Bu noktadan sonra, bu gaflet ve delalete karşı durması gereken TBMM’de bulunan Milletvekilleridir. Korsan Komisyon oluşumuyla, nihayetinde de düzenlenen rapordaki tehditleriyle kendileri devre dışı bırakılan Milletvekilleri Mecliste gerekli cevabı hem partilerinin genel başkan ve yöneticilerine verecektir, vermelidir.
Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımızı sunuyoruz.”





