Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Valim, sayın vekillerim, değerli hocalarım, akademisyen arkadaşlarım, sevgili öğrenciler. 2026-2027 Nasrettin Hoca Eğitim Öğretim Yılı Açılışı’na hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Sözlerime başlarken sempozyum açılışımıza gerçekten yürekten teşekkür ediyorum. Bu arada, unutmadan birkaç gün önce yaşayan kültür mirasımız, somut olmayan kültür mirasımız içerisinde andığımız Neşet Ertaş’ın ölüm yıl dönümüydü. En az iki tane Neşet Ertaş türküsünü senfoniden dinlemek sadece bize nasip oldu, kısmet oldu. Bunu yapsa yapsa Anadolu Üniversitesi yapardı. Gerçekten senfonimize bu anlamda çok teşekkür ediyorum.

Burası Anadolu. Gerçekten doğu ile batının, kuzey ile güneyin, bütün medeniyetlerin buluştuğu, kavuştuğu bir yer. Senfonimiz, Batı enstrümanlarıyla türkülerin, Neşet Ertaş türkülerinin çalınabileceğini bizlere çok güzel gösterdi. Bu anlamda kendilerine sözlerime başlarken tekrar teşekkür ediyorum.

Bu yıl Nasrettin Hoca Eğitim Öğretim Yılı bizim için. Geçtiğimiz yıl, hatırlarsanız, Yunus Emre Eğitim Öğretim Yılı ilan etmiştik.

Bunlar bizim çok büyük kültürel değerlerimiz, çok büyük kültürel mirasımız. Dolayısıyla bize yakışan, Anadolu’ya yakışan, Anadolu Üniversitesi’ne yakışan da bu kültürel mirasa, bu kişiliklere, önümüzü aydınlatan ve bizlere yönümüzü gösteren bu deniz fenerlerine sahip çıkmak ve gereken değeri vermek olmalıdır diye düşünüyorum.

Eğitim öğretim yılı başlarken, her yıl olduğu gibi yine büyük bir heyecanla eğitim öğretim yılını başlatıyoruz. Sanki ilk defa başlıyormuşçasına heyecanlıyız. Sanki Orhan Oğuz 1958’de ilk dersini veriyor ve Anadolu Üniversitesi ilk dersle ilk adımını atıyormuşçasına heyecanlıyız.

Hazreti Mevlana’nın dediği gibi, ‘Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.’ Biz her dem, her eğitim öğretim yılında aynı heyecanla tekrar ‘Bismillah’ diyerek yelken açıyoruz.

Bu anlamda bütün hocalarımıza, akademisyenlerimize, öğretim görevlilerimize ve yöneticilerimize bu heyecanımıza ortak oldukları için yürekten teşekkür ediyorum. İnşallah her yıl olduğu gibi bu yolda yine öğrencilerimizi geleceğe, mesleğe ve bundan sonraki hayatlarında ülkeye, vatana, millete, ailelerine ve dünyaya hizmet edecek bireyler olmaya hazırlamak için gereken gayreti göstermeye devam edeceğiz diye düşünüyorum.

Nasrettin Hoca’nın sadece fıkralarla hatırladığımız bir kişilik olarak kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Nasrettin Hoca, bu ülkenin ve Eskişehir’in dünyaya mal olmuş bir değeridir. Nasrettin Hoca da tıpkı Yunus gibi, tıpkı Mevlana gibi sadece Türkiye’deki bazı şehirlerin değil, dünyanın çok farklı ülkelerindeki insanların sahiplendiği, benimsediği ve ‘Benim’ dediği büyük insanlardan biridir.

Yunus Emre’yi düşünün. Biz Sarıköy’ü Yunus Emre’nin köyü olarak biliyoruz ama Türkiye’de 10’dan fazla şehir, il ve köy ‘Yunus Emre’nin memleketi burasıdır’ diyor.

Herkes kendisinin olsun istiyor. Bu kadar kıymetli bir değere herkes sahip olmak istiyor. Nasrettin Hoca da yine sadece Türkiye’de değil, Türk devletlerinin çoğuna gittiğinizde bir Nasrettin Hoca, Hoca Nasrettin ismiyle karşınıza çıkıyor. Çünkü herkes ona sahip olmak ister.

Birkaç gün önce Yunus Emre konusunda hayatını bu çalışmalara adamış Mustafa Tatcı Hoca ile tanıştım. Sayın hocam şöyle söyledi: ‘Sarıköy, Yunus Emre’nin köyüdür. Ben bütün ömrümü buna adadım, yazılmış tüm kaynakları taradım ve şu anda Sarıköy’ün Yunus Emre’nin köyü olduğu konusunda hiçbir şüphe yok.’

Biz ‘Bizim Yunus’ diyorduk, artık bunda hiçbir şüphemiz yok. ‘Bizim’ derken bu ‘bizim’ ifadesini sadece Eskişehirliyi, sadece Türkiye’yi, hatta sadece bugünün dünyasını değil; çağları ve geçmişi de kapsayacak kadar geniş bir parantez içerisinde ele alıyoruz. Herkesi kucaklayan ve insan sevgisiyle donatılmış bir Yunus felsefesinden bahsediyoruz.

Çünkü bizim olmak bunu gerektirir. Yine Yunus gibi Nasrettin Hoca da herkesin etrafında kenetlendiği; uyarırken düşündüren, kırmadan, dökmeden yanlışın ve doğrunun ne olduğunu gösteren derin felsefesiyle inşallah bu yıl hepimizin daha fazla tanışacağı bir değer olacak.

Yunus’un felsefesini anlamak için geçen yıl yaptığımız paneller, çalıştaylar ve sempozyumlar olduğu gibi bu yıl da Anadolu Üniversitesi olarak Nasrettin Hoca’yı sadece fıkralarıyla anılan bir kişi olarak değil, Horasan erenlerinin tasavvufi geleneğini sürdüren, aynı zamanda kadı, imam, rehber ve toplumun önünde bir kanaat önderi olarak en doğru şekilde, gençlerimizden başlayarak bütün topluma anlatmaya çalışacağız.

Yine az önce ifade ettiğim gibi, ‘Biz her dem yeniden doğarız’ derken sürekli yenilenmenin, sürekli yeni bir arayışın içindeyiz. Hepiniz fark etmişsinizdir, üniversitemizde büyük bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Bu değişim ve dönüşüm sadece fiziksel olarak binaları yenilemekten ibaret değildir.

Eğitim içeriklerimizi de yeniliyoruz. Yenilemek zorundayız. Çünkü çağ o kadar hızlı gelişiyor ki bunun gerisinde kaldığınız zaman gençlerimizi, mezun olan çocuklarımızı geleceğe veya sektöre hazırlamak çok da mümkün olmuyor.

Bu ihtiyacı bildiğimiz için Anadolu Üniversitesi olarak öncelikle bilişim teknolojilerine büyük yatırım yaptık. Bilişim Teknolojileri Yüksekokulu’nu kurduk. Burada yetişecek gençlerimizin yapay zekâ, bilişim, oyun tasarımı veya animasyon gibi alanlarda sektörün ihtiyaç duyduğu insanlar olarak yetişmesini hedefliyoruz.

Bir de Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültemizi kurduk. Burada da mühendislik dışında, yapay zekâyı merkeze alan bir eğitim öğretim hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıldan bu yana Anadolu Üniversitesi’nde 21 yeni bölüm açtık. Bunların 15’e yakını, ‘yeni nesil bölümler’ dediğimiz, gençlerimizi geleceğe hazırlayan bölümler oldu. Bunların 16 tanesi bu yıl eğitim ve öğretime başlamış oldu.

Yani sadece yeni bölümlerimizde 700’e yakın gencimiz Anadolu’yla ve Anadolu Üniversitesi’nin eğitim kalitesiyle tanışmış oldu. Eğitim kalitesi demişken, geçtiğimiz günlerde açıklanan sıralamaya göre Anadolu Üniversitesi eğitim alanında Türkiye’de ikinci sırada yer alıyor.

Dünyada da 300-400 bandında yer alan üniversitelerden bir tanesi. Eğitim gerçekten üniversitelerin öncelikli misyonları arasında yer alıyor. Ama sadece eğitim değil, tabii ki bizim aynı zamanda araştırmaya ve AR-GE’ye de büyük yatırımlar yapmamız lazım. Çünkü işimiz bu. Sadece eğitim vermek değil. Sadece eğitim veriyor olsaydık burası lisenin bir üstü olmuş olurdu.

Biz öyle bir şeyi hedeflemiyoruz. Bizim işimiz eğitimin yanında AR-GE yapmak, araştırma yapmak, bir şeyin nasıl daha iyi, daha güzel, daha ekonomik ve daha doğru yapılabileceğini gösterecek prototipler ortaya koymak.

Yani AR-GE önemli işlerimizden bir tanesi. Şunu söyleyebiliriz: Anadolu Üniversitesi, Türkiye’de araştırma ve geliştirmeye en çok fon ayıran ilk üç üniversite arasında yer alıyor. Diğer görevimiz de toplumsal katkı.

Bu anlamda Anadolu Üniversitesi’nin toplumsal katkısının kesinlikle yadsınamayacak kadar güçlü olduğunun farkındayız ve bilincindeyiz. Buna katkı sunmaya da devam edeceğiz.

Bir diğer husus, yine Türkiye’de öncülük yaptığımız mikro yeterlilik meselesi. Gençlerimizi sadece diplomayla buradan uğurlamak değil, onları çağın ve sektörün gerektirdiği yetkinliklerle donatarak buradan uğurlamak istiyoruz. Bu anlamda şu anda 120’den fazla mikro yeterliliği hayata geçirmiş durumdayız.

Mikro yeterliliğin gençler için bir diğer faydası ve fırsatı da sadece kendi okudukları bölümdeki zorunlu ve seçmeli dersleri almaktan öte, üniversitedeki çok farklı alanlardan, sosyal, sportif ve kültürel alanlardan ders almalarına imkân sağlıyor olması.

Diğer taraftan mikro yeterlilikler, sektörle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve üniversiteyi buluşturmaya da fırsat tanıyor. Çünkü üniversitemizin akredite ettiği kurum ve kuruluşlarla ortak yapılacak sertifika programlarından aldıkları eğitimleri de artık üniversite eğitimlerine dâhil edeceğiz.

Seçmeli dersler yerine dışarıdan aldığı kurslardan edindiği sertifikaları da eğitim öğretim sürecine dâhil edebileceğimiz yeni bir dönem başlıyor. Mikro yeterlilikler gerçekten gençlerimize büyük bir fırsat tanıyor. Bu alanın öncülüğünü de Anadolu Üniversitesi yapıyor.

Sözlerimi bitirmeden önce, geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kapsamlı af yasası çıktı, biliyorsunuz. Her ne sebeple olursa olsun üniversiteyle ilişiği kesilen herkes tekrar kaldığı yerden eğitim öğretimine devam edebiliyor.

Anadolu Üniversitesi bu anlamda bu af yasasından en fazla etkilenen üniversite olarak dikkat çekiyor. Çünkü Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nden bugüne kadar 5 milyon mezun var. Sisteme girip eğitimini tamamlamamış, ayrılmış veya yarım bırakmış yaklaşık 4 milyon civarında insan var. Yani bu affın kapsamında milyonlarca insan bulunuyor.

Ancak bu affın diğerlerinden farkı, örgün eğitime devam etme fırsatı olmayan, şehir değiştirmiş, hatta ülke değiştirmiş veya şu anda bir iş güç sahibi olduğu için örgün eğitime devam edemeyecek kişilere aftan döndükten sonra açıköğretimden eğitimlerine devam etme fırsatı sunuluyor olması.

Bunu Anadolu Üniversitesi olarak çok güçlü bir şekilde anlatmak istiyoruz. Bugüne kadar ilgililere bu mesajı çok rahat ve doğru şekilde verebilmek için büyük bir iletişim kampanyası yürütüyoruz.

Şu ana kadar yaklaşık 250 bin kişi aftan yararlanmak için Anadolu Üniversitesi’ne başvuru yapmış durumda. İkinci Üniversite kapsamında da 100 bin yeni öğrenci Anadolu Üniversitesi ailesine dâhil olmuş oldu.

Dolayısıyla bizim iş yükümüz herhangi bir üniversite gibi değil. Anadolu Üniversitesi olarak sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da erişilebilir eğitimini sunma anlamında hayat boyu eğitimin liderliğini yapmanın büyük bir misyon olduğunun farkındayız.

Bugün bize açılış dersini sunmak üzere aramızda bulunan Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın hocamıza öncelikle hoş geldiniz diyorum. İyi ki buradalar. Hemşerimiz olmasından da büyük bir gurur duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Sayın Hasan Basri Yalçın, ilk, orta ve lise eğitimini Eskişehir’de tamamladı.

Akademik çalışma alanları arasında uluslararası ilişkiler, güvenlik ve strateji gibi konular bulunuyor. Bugün ilk dersimizde Sayın Hasan Basri Yalçın’dan Türkiye’nin ve ülkenin içinde bulunduğu durum ile dünya düzeni konusunda bir ders, bir seminer dinlemiş olacağız.

Tabii Türkiye şu anda bölgesinde ve kendi içerisinde olağanüstü bir süreçten geçerken Sayın Hasan Basri Yalçın’ın söyleyeceklerinin ilk ders için çok anlamlı olacağını düşünüyorum. Özellikle Türkiye’nin yeni bir demokratikleşme adımı attığı bu günlerde, bu konuda akademi olarak bizlerin de üzerine düşen, yapması gereken hususlar mutlaka vardır.

Bu konuda da Sayın Hasan Basri Yalçın’ın söyleyeceklerinin bizim için çok kıymetli olacağını düşünüyorum.

Tekrar açılışımızda heyecanımızı paylaştığınız ve burada olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Rektör hocalarım, iyi ki bizimlesiniz, iyi ki birlikteyiz. İnşallah Eskişehir için, Türkiye için, dünya için birlikte güzel işler yapmaya devam ederiz.

Tekrar hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Nasrettin Hoca Eğitim Öğretim Yılı hepimize hayırlı uğurlu olsun.”

*

Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz şu ifadeleri kullandı:

“Sayın milletvekilim, sayın genel başkan yardımcım, sayın rektörlerim, sayın başsavcım, Eskişehir Belediye Başkan Vekilim, değerli mülki idare amiri arkadaşlarım, kıymetli hocalarımız, kıymetli hemşehrilerim.

Yeni akademik yılımızın başta öğrencilerimiz olmak üzere tüm akademik ve idari kadromuza, Eskişehir’imize ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Hayallerinin peşinden gidip ‘Tercihim Eskişehir’ diyerek bu köklü bilim yuvasının, Anadolu Üniversitesi ailesinin bir parçası olan tüm genç kardeşlerimi yürekten kutluyor, bilim ve kültür şehrimize hoş geldiniz diyorum.

Değerli gençler, Eskişehir sizin için yalnızca kampüsten ibaret bir şehir olmayacak. Burası bilimin, kültürün, sanatın ve gençlik enerjisinin harmanlandığı, ilham bulacağınız, yaşayan bir gençlik başkentidir.

Eskişehir; sanayisi, turizmi, eğitimi ve çok boyutlu üretim ekosistemiyle siz değerli gençlerimize eşsiz imkânlar sunmaktadır. Üniversitelerimizin kamu kurumlarıyla, sanayi kuruluşlarıyla ve sivil toplumla kurduğu güçlü sinerji, kentimizin ve dolayısıyla sizlerin başarı potansiyelini her geçen gün yükseltmektedir.

Sizlerden istirhamım, derslerinizdeki başarının yanı sıra bu şehrin ruhunu hissetmeye, kültürel dokusunu solumaya ve sosyal hayatına değer katmaya da zaman ayırmanızdır. İnanıyorum ki yarın buradan mezun olduğunuzda sadece kendi alanınızda yetkin birer profesyonel değil, aynı zamanda Anadolu Üniversitesi kültürünü ve Eskişehir sevgisini yüreğinde taşıyan birer gönüllü elçi olarak dünyayı değiştirmeye aday olacaksınız.

Şüphesiz ki nitelikli bilgi ve yükseköğretimin ilk şartı; güvenli, huzurlu ve özgür bir akademik iklimdir. Şehrimizdeki huzur ve güven ortamı ne kadar güçlü ise sizlerin geleceğe odaklanması ve eğitiminiz de o kadar kolay olacaktır.

Devletimizin tüm imkânlarıyla ilimizdeki ilk ve ortaöğretimden yükseköğretime kadar her bir evladımızın huzuru ve güvenliği için aralıksız çalışıldığını, her daim yanınızda olunduğunu bilmenizi isterim.

Kıymetli konuklar, değerli akademisyenlerimiz, bugün Anadolu Üniversitemizin sahip olduğu akademik birikim ve uluslararası başarılar hepimiz için ayrı birer gurur vesilesidir.

Üniversitemizin bu başarısını gösteren en güncel örneklerden biri, Fianque Ranking tarafından yayımlanan 2026 Küresel Akademik Branşlar Sıralaması’dır. Anadolu Üniversitemiz, eğitim alanında dünya genelinde 301-400 bandında yer alma başarısı göstermiştir.

Bu başarı, yıllardır emek veren akademisyenlerimizin, araştırmacılarımızın, öğrencilerimizin ve üniversitemizin ortaya koyduğu bilimsel gayretin uluslararası ölçekte karşılık bulduğunun önemli bir göstergesidir.

Anadolu Üniversitemizin eğitim alanında yüksek kalitede araştırma göstergesinde 30,7, araştırma etkisi kategorisinde 15,0, uluslararası iş birliklerinde 4,6 ve dünya çapında öğretim üyesi göstergesinde 10,2 puan elde etmesi, ortaya konulan akademik emeğin niteliğini göstermesi bakımından son derece kıymetlidir.

Bu vesileyle Anadolu Üniversitemizin adını bilim dünyasında daha da yukarıya taşıyan tüm akademisyenlerimizi, araştırmacılarımızı ve üniversitemizin tüm çalışanlarını yürekten tebrik ediyorum.

Ancak şunu özellikle ifade etmek isterim: Başarı, yeni başarıların başlangıç noktasıdır. Bugünün dünyasında bilgi çok hızlı değişiyor. Yapay zekâ, dijital dönüşüm, biyoteknoloji, yeşil dönüşüm ve yeni nesil üretim teknolojileri hayatımızın tüm alanlarını yeniden şekillendiriyor.

Böylesine hızlı değişen bir dünyada ülkelerin gücü yalnızca sahip oldukları doğal kaynaklarla değil; bilgi üretme, bilgiyi teknolojiye dönüştürme ve yetişmiş insan kaynağı oluşturma kapasitesiyle ölçülüyor. Bu nedenle üniversitelerimiz, geleceğin Türkiye’sinin en önemli stratejik merkezleridir.

Üniversite; araştırılan, yeni fikirlerin ortaya çıktığı ve insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm arandığı yerdir. Bu noktada akademisyenlerimizin sorumluluğu da son derece büyüktür. Sizler geleceğin bilim insanlarını, mühendislerini, öğretmenlerini, sanatçılarını, girişimcilerini ve yöneticilerini yetiştiriyorsunuz.

Bir başka ifadeyle sizler aslında geleceği yetiştiriyorsunuz. Bizler de kamu yönetimi olarak ülkemizin bilimsel ve teknolojik kapasitesini artıracak, gençlerimizin önünü açacak, üniversitelerimizin üretim, araştırma ve inovasyon gücünü geliştirecek her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz.

Değerli konuklar, bugün açılış törenimizde son derece kıymetli bir konuğumuzu, hemşehrimizi ağırlamanın da ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz. Açılış dersini vererek törenimizi onurlandıran değerli bilim insanımız Prof. Dr. Hasan Basri Yalçın hocamıza huzurlarınızda yürekten teşekkür ediyorum.

Sayın Hasan Basri Yalçın’ın ‘Değişen Dünya Düzeni ve Türkiye’ başlıklı ufuk açıcı dersi, önümüzdeki dönemin stratejik haritasını çizmek açısından son derece kıymetli olacaktır.

Tarihsel kırılmaların yaşandığı, küresel dengelerin yeniden kurulduğu ve jeopolitik dinamiklerin hızla değiştiği bir çağdan geçiyoruz. İşte bu yeniden şekillenen küresel sistemde eğitimin, bilginin ve nitelikli insan kaynağının rolü her zamankinden daha kritik bir hâle gelmiştir.

Bilgiyi üreten, küresel rekabette stratejik akıl ortaya koyabilen ve yenilikçi yaklaşımlar geliştiren toplumlar yeni düzende söz sahibi olmaktadır. Bilgiyi yönetemeyen ve değişime uyum sağlayamayanlar ise ne yazık ki çağın gerisinde kalmaya mahkûmdur.

Ben, eğitim öğretim hayatımızın yeniden başladığı, Nasrettin Hoca’yı da konu alan bu dönemin başarı dolu, gönlünüzce bir dönem olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”