ESKİŞEHİR HABER

Ayşe Ünlüce açıkladı; "Eskişehir’de acil dönüşmesi gereken 5 bin bina var"

Başkan Ayşe Ünlüce, Eskişehir’de acil dönüşmesi gereken 5 bin bina bulunduğunu belirterek kentsel dönüşümde ortak hareket çağrısı yaptı.

Abone Ol

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce şu ifadeleri kullandı;

"Kentsel dönüşüm konusu o kadar siyasîleşti ve siyasî tartışmaların hedefi hâline geldi ki büyük bir üzüntü duyuyorum. Kentsel dönüşüm konusunda iki mevzuat bulunuyor. Birincisi, afet riski alanlarla ilgili 6306 sayılı açık bir kanun. İkincisi ise Belediye Kanunu’nun 73. maddesiyle düzenlenen konu.

Şöyle söyleyeyim, 1999 depreminden sonra sanki ülke bir aydınlanma yaşadı. O güne kadar sanki hiç deprem olmuyordu. Aslında birçok yerde deprem oluyordu ama İstanbul’da olunca hayat çok etkilendiği için herkesin gözü birdenbire depreme çevrildi.

O günden bu yana Eskişehir’de yapılanları sayarsak, şehir merkezinde 8 mahalleyi kapsayan büyük bir alanda kentsel dönüşüm bölgesi ilan edildi. Ancak siyasî kışkırtmalar nedeniyle bir süre sonra Afet Mağdurları Derneği adıyla bir dernek kuruldu, başında da bir profesör vardı. Davalar açıldı ve o bölge iptal edildi. Şehrin merkezi dediğim yer, Yunus Emre Caddesi’nden Vatan Caddesi’ne, Kırım bölgesine kadar uzanan ve artık eskimiş dediğimiz alanlardı.

Bu süreçten sonra bari Porsuk 1-2 bölgesini kurtaralım dedik. Çukurçarşı’dan başlayıp Sakarya Köprüsü’ne kadar uzanan alanı kast ediyorum. Orayı artık 6306 sayılı kanuna göre yapmadık çünkü aynı sorunları yaşayacaktık. Belediye Kanunu’ndaki o zayıf tek maddeden yararlanarak çalışmaları yürüttük. Yönetmeliği bile olmayan bir düzenlemeydi. Ancak davalar nedeniyle o kadar tecrübe kazanmıştık ki artık 5 hektardan büyük alanlar yapmamaya çalıştık. Böylece davaları ayrı ayrı yönetmek istedik.

Afetle mücadele günün sonunda ahlakî bir konudur. Siz devlet olarak bir şeyler yaparsınız, belediyeler olarak çalışmalar yürütürsünüz ama geldiğiniz noktada herkes şunu istiyor. Metrekarem aynı kalsın, cebimden 5 kuruş çıkmasın ama 5 milyon liralık evim 10 milyon lira olsun. Böyle bir dönüşüm olmaz arkadaşlar.

Biz hâlâ bu konuda çalışıyoruz. Eskişehir’de dönüşüm alanı ilan edilen bölgeler var. Bizim yaptığımız yerler var, Kazım Başkan’ın yaptığı yerler var. Bir de Bakanlığın yapıp hâlâ bir çivi bile çakmadığı alanlar bulunuyor. Onlar da ayrı bir üzüntü kaynağı.

Ama günün sonunda şunu söylemek istiyorum. Biz şimdi 3 belediye ortaklığıyla, İnşaat Mühendisleri Odası ile birlikte çalıştık. Şehirdeki binaların yüzde 50’sinin yapı envanterini çıkardık. Riskli yerler de zaten bu bahsettiğim bölgeler.

Şimdi çalışmalara başladık. En zor bölge Yunus Emre Caddesi olduğu için işe oradan başladık. Ada bazında dönüşümü nasıl sağlayabiliriz diye çalışıyoruz.

Şimdi size soruyorum. Burada güzel bir topluluk var. Yunus Emre Caddesi’ndeki en yüksek apartman 8 katlı, değil mi?

Parsel bazında dönüşüm mümkün. Binalar kendi aralarında anlaşır, bir müteahhitle çalışır ve dönüşüm yapılır. Nitekim bu şekilde dönüşen yerler de var. Ama sonuçta ne oluyor biliyor musunuz? Cadde genişlemiyor, ayrık nizam oluşmuyor. Bitişik nizam devam ediyor ve aynı hatalar tekrar ediliyor. İki eski binanın ortası yıkılıyor. Zaten o bölümde salonlar, oturma odaları bulunuyor. Yan apartmanlara verilen zararlar da ayrı bir sorun oluşturuyor. Sonrasında ortaya yeniden sağlam bir bina yapılmaya çalışılıyor. Üstelik kat kotları bile birbirini tutmuyor.

Biz de bu nedenle parsel bazında dönüşümün doğru bir yöntem olmadığını söylüyoruz. Alansal bazda yaptığımız çalışmalar ise sürekli davalarla iptal edildi. Konuyu anlatamadık, siyasî malzeme hâline getirildi. Bu yüzden bari ada bazında çözelim düşüncesiyle hareket ediyoruz.

Yunus Emre Caddesi’nde ada bazında çalışmalara başladık. Diyelim ki sizin orada bir eviniz var. Size sorayım. Yunus Emre Caddesi’nde, 40 yıllık eski bir binanın 2. katında oturuyorsunuz. Binanız 8 katlı ve sizin 120 metrekarelik bir daireniz var.

Biz şimdi buradaki bütün binaları birleştirip çekme mesafeleri oluşturacağız. Adayı bütün hâline getireceğiz. Ön taraflarda 8 kat, arka taraflarda 4 kat bulunan yapıları bir araya getirip yeni bir düzen kuracağız. Böylece yeni binalar oluşturarak dönüşümü sağlamaya çalışacağız. Ayrık nizam olacak, çekme mesafeleri bulunacak, yollar ve caddeler genişleyecek. Aslında güzel bir plan.

Ama vatandaş şunu söylüyor. “Ben 5 kuruş para vermem. Bana yine 120 metrekarelik dairemi verin. Bu dönüşümü yapın, bir de bu süreçte kiramı ödeyin.”

Böyle bir dönüşüm mümkün mü? Devletin ya da belediyenin buna gücü yeter mi?

Peki şunu kabul edecek misiniz? Şehrin bir silüeti var biliyorsunuz. Bizde en yüksek binalar genellikle 8 katlı. Çok az sayıda yüksek bina bulunuyor. Onun dışında 4 katlı yatay mimari hâkim, ana caddelerde ise 8 katlı yapılar yer alıyor.

Eğer sizin dediğiniz gibi bir dönüşüm yapılacaksa bu bölgelere 15-16 kat izni vermemiz gerekir. Bunu kabul edecek misiniz?

Bunu kabul etmiyorsanız, ada bazında birleşip ortak karar alarak bir kentsel dönüşüm kültürü oluşturabilir miyiz?

Diyelim ki bunu da kabul ettiniz. Ancak cebinizden hiç para çıkmayacaksa, 120 metrekarelik daireniz ve 8 kat sınırı korunacaksa, ekstra kat da verilmeyecekse bu kez 120 metrekarelik dairenizin 60 metrekareye düşmesini kabul edecek misiniz?

Biz çalışmaya devam ediyoruz, emin olun. Daha yeni mikrobölgeleme çalışmalarını tamamladık. Bütçemizden 54 milyon lira harcadık. İnşaat Mühendisleri Odası ile birlikte çalıştık. Şimdi bu çalışmayı bir kentsel dönüşüm strateji belgesi hâline getirmeye çalışıyoruz.

Ancak bütün bu çalışmalar tamamlandığında yine dava açılırsa, “Ben para harcamayacağım, metrekarem düşmeyecek ama 3 milyon liralık dairem 6 milyon lira olacak” denirse bu iş yürümez arkadaşlar.

Günün sonunda hiçbir devletin buna gücü yetmez. Bunu hükûmeti suçlamak için söylemiyorum, onların da gücü yetmez, belediyenin de gücü yetmez.

Biz ne yapabiliriz? İmar planlarını hazırlarız. Odunpazarı Belediyesi ve Tepebaşı Belediyesi olarak en azından riskli bölgeler için çalışırız. Bakın, 5 bin binanın çok acil dönüşmesi gerekiyor. Gerçekten çok acil. En ufak bir sarsıntıda bu yapılar gider.

Aslında sayı 10 bin bina. Ben size en acil olan 5 bini söylüyorum. Diğerleri de çok ağır hasar alacak durumda. İçinden insanların sağ çıkması bile zor olacak.

Biz bu gerçeği bile bile hâlâ “Belediye ne yapıyor, hükûmet ne yapıyor” tartışması yürütürsek, bir de belediyelerin ve devletin yaptığı işlere dava açıp iptal ettirirsek sonuç alamayız.

Bakın, bu planlama 2010’lu yılların başında, 2009’un sonlarında yapıldı. O gün uygulanmış olsaydı bugün o 8 mahalledeki çalışmalar tamamlanmıştı. Eğer davalar açılmasaydı, proje kabul görseydi şehrin merkezindeki 30 küsur hektarlık kocaman alan dönüşmüş olacaktı.

Bunları kaybettik ama en azından bundan sonra bize destek olun. Bu süreci birlikte yürütelim. Çünkü bugüne kadar yaptığımız bütün çalışmaları sizlerle birlikte gerçekleştirdik.

Bundan sonrasında da bu süreci birlikte yürütelim. Dediğim gibi, mülkiyet sahiplerinin biraz canı yanacak ama canımız yanarken hayatımız kurtulacak, bunu bilmemiz gerekiyor.

Bazı görüşmelerde şunu da duyuyorum. Vatandaşlarımız diyor ki, “Tamam, ben şehir merkezinde oturuyor olabilirim. Binam hasarlı da olabilir ama ben emekli bir insanım. Bu dönüşümü karşılayacak param yok. Gerekirse bu binanın içinde öleyim ama hiçbir şey yapmayın.”

İşte bunu demeyin demek istiyorum. Birlikte hareket edelim, dayanışma içinde olalım.

Mesela Yeşiltepe farklı bir konu. Yeşiltepe’de kaç katlı bina var? Oranın problemi daha çok imar planıyla ilgiliydi. Yeşiltepe dönüşse de olur, dönüşmese de olur. Benim söylediğim yerler oralar değil.

Benim bahsettiğim yerler şehir merkezindeki, 8 kata kadar çıkan, 1999 öncesinde yapılmış, alt katları ticarete çevrilmiş ve kolonları kesilmiş binalar. Bakın, şehir merkezindeki ana caddelerde bulunan bu binaların kolonlarında neler yapıldığını bile bilmiyoruz.

Binaların altı ticarete çevrilmiş. Sadece kolonlarla da sınırlı değil. Dış cepheler kırılmış, cam yapılmış. Sonra gelen kiracı o camı kırıp duvara çevirmiş. Ondan sonra gelen başka bir kiracı o duvarı da yıkmış. Böyle bir yapı düzeni olmaz arkadaşlar.

Bu binaların yıkılması için aşırı iyimser olmaya gerek yok. Gerçek şu ki ilk ciddi sallantıda 5 bin bina zaten gider.

Ama biz dayanışma içinde hareket edersek, gerekirse mülkiyet haklarımızın bir kısmından feragat edersek ya da cebimizden belirli bir miktar para çıkmasını kabul edersek bu süreç ilerler.

Yoksa “Yapsınlar” demekle olmaz. Eğer 3 yıl sonra yapılan her şey davalar nedeniyle çöpe gidecekse bu işin içinden çıkamayız."