Eskişehir'de konuşan Gazeteci Barış Terkoğlu şu ifadeleri kullandı;
"Kemal Kılıçdaroğlu ile zor bir yayın yaptıık. Şöyle ki, aslında biz yayına giderken en çok aldığımız tepki, böyle bir yayın yapmayın tepkisiydi. Aslında bu röportajlar otuz yıl öncesinin Türkiyesi'nde çok normaldi, hatırlıyor musunuz. Uğur Dündar'ı da, başka gazeteci abilerimizi alırdı karşısına, siyasetçileri çok sert sorular sorarlardı. Savaş Ay, Uğur Dündar, Savaş Ay, Mehmet Ali Birand.
Ve soru sordukları bazen sevilen bir politikacı olurdu, bazen sevilmeyen bir politikacı. Bazen bir seri katile de soru sorabilirlerdi, bazen bir mesela tam karşısındaki kitleleri karşısına aldığı bir isme de. Bu sayede mesela Uğur Mumcu tarikatları yazdı, kara sesi yazdı, gitti kara sesle röportaj yaptı. Abdi İpekçi cinayetini aydınlatmaya çalışanlar Mehmet Ali Ağca ile röportaj yaptı.
Ama Türkiye farkındaysanız, ben hiçbir siyasi parti üyesi olmadan bunu konuşuyorum, Türkiye'de muhalefet gittikçe kısıldı, toplum gittikçe ayrıştı. Artık herkes, bıraktım soru sormayı, kendisinin istediği insana soru sorulmasını şey hale geldi. Bence Erdoğan Türkiye'yi birazcık zehir, zihinleri zehirledi, sadece kendi tarafını değil. Kendisi uçağa binerken istediği gazetecileri oturttu, istediği soruları aldı. Bu tarafta da tuttu, başka bir kapalı mahalle yarattı ki o mahallenin sözleri kendisine ulaşmasın. Aslında bizim yapmamız gereken şey o, o yüzden zor olan yayın değil, zor olan ülke. Bizim ülkemizi değiştirmemiz lazım.
Çünkü biz gerçekten ne zaman bu ülkede muhalefet kavramı, işte aranızda kadınlar var, kadın hareketi. Aranızda işçiler var, işçi hareketi. Aranızda emekliler var, emekli hareketi. Aranızda gençler var, üniversite şehri burası, gençlik hareketi. Bütün bunların birleşimi anlamına gelirse, o zaman biz muhalefet deyince sadece bir tane parti anlamayız. Sadece bir tane işte birkaç isim anlamayız, sadece bir takım konuşmalar anlamayız, o zaman ülkemizin kendisinin zenginliğini anlarız. Ben bunu yapmamız gerektiğini düşünüyorum. O yüzden hiçbir partinin içerisine girmeden ülkemizi zor olandan kurtarmak gerektiğini düşünüyorum.
Zor olan sadece bu değil. Arkadaşlar şöyle başlayayım, bugün sınavlar var değil mi, biliyorsunuz her yerde. Önce Aziz Nesin'den öğrendiğim bir şey, der ki Türklerin dünyaya armağan ettiği ve başka bir ülkede göremeyeceğiniz bir iki şey var, biri dolmuş. Eskişehir'de de dolmuş var mı bilmiyorum, İstanbul'da var. Çok güzel bir buluş, biliyorsunuz dolmuşu, parayı uzatıyorsunuz şurada ineceğim diye, gerçekten de orada iniyorsunuz burada. İnsanlar her zaman dürüst olmuyorlar ama dolmuşta çok dürüst oluyorlar. Hiç fazladan para verdik biraz fazladan gidelim diyen biri yok, evinin önünde iniyor herkes. İkincisi dershane. Dershane de Türklerden başka bir yerde ben dershane görmedim, çocukların herkes dershaneye gönderiyor.
Fakat ben buna bir şey eklemek istedim. Arkadaşlar, Türkiye'nin bu iktidar öncesinde yapabildiği iki tane şey vardı. Bir tanesi sınav, yanlış anlaşılmasın ben sınavlara karşı bir insanım, ezberci eğitimin sonu olduğunu düşünüyorum. Ama bir sınav yapabiliyorduk. Ben bakın, Anadolu lisesi sınavına girdim, fen lisesi sınavına girdim, meslek lisesi sınavına girdim, parasız yatılı sınavına girdim, üniversite sınavına girdim. Ama her sınavla ilgili size şunu söyleyeyim, sınavdan çıktıktan sonra ertesi gün gazete sayfasını açardım, hangi soruyu ne kadar yaptığımı bilirdim. Anneme dönüp derdim ki şu kadar puan alacağım, muhtemelen burayı kazanacağım, bu böyle tutardı. Şimdi bu sınav sistemini bozdular arkadaşlar. Hatırlayın bu ülkede çocuklar, YKS olduğu için söylüyorum, sokağa çıktılar, sınavlarda şifre olduğunu söylediler. Bu ülkenin cumhurbaşkanı bunların karşısına ben de bir kitlemi çıkarayım dedi. Sonra o çocuklar haklı çıktı biliyorsunuz, Fethullahçı çete tasfiye edildikten sonra devletin polis akademisi dedi ki bu ülkede iki bin iki iki bin on dört yılındaki bütün sınav soruları çalınmıştır dedi. Askere de sınavla girilen sorular çalındı, polise de sınavla girilen sorular çalındı, hakimlik sınavı soruları da çalındı.
Arkadaşlar, bu iki ikinci güzel bir şey yapıyordu. Bu ülke maalesef dünya adaletsiz, siyaset adaletsiz, ekonomi adaletsiz ama seçim yapıyordu. Herkes, Türk demokrasisinin iki yüz yıllık mücadelesinin sonunda kazanılmış biçimde sandığa gidiyordu. İstediği parti kazanamasa da diyordu ki toplum böyle istedi.
Şimdi seçim sistemini de bozdu. Bakın şimdi size bir şey anlatacağım, biz yani şunu yapardık hatırlıyor musunuz, parmağımızda boyayla giderdik. Ne beş kere oy vereni duyardık, ne işte sandıklardan oylar çalınmışı duyardık, ne de seçim öncesi başka şeyleri duyardık. Şimdi bakın arkadaşlar, iki bin on yedi de referandumla birlikte seçim sistemini de değiştirdiler biliyorsunuz. Biz Cumhur İttifakı, Millet İttifakı gibi kavramlar duyuyoruz ya, bu değişen seçim sisteminin sonucudur. Önce size şunu söyleyeyim, ben seçim sisteminin sürekli değişmesine karşıyım. Sürekli kuralı değişen bir oyun, oyun olmaktan çıkar arkadaşlar. Seçim çok basit bir şey olmalı, aranızda hani ne burası, salon, salon başkanı seçildi ne yaparız, bir tane sandık koyarız, en çok oyu alan kazanır. Bunu seksen tane kurala bağlar ve sürekli değiştirirseniz bu seçim olmaktan çıkar ama Türkiye'de değişiyor.
2017 ile birlikte geldi Cumhur İttifakı, Millet İttifakı kuruldu. Bir sistem kondu, ortak bir havuzda buluşacaktı, Cumhur İttifakı'nın oyları bir havuzda, Millet İttifakı'nın oyları bir havuzda. Seçimi kazandı iktidar. Fakat iki bin on dokuzda muhalefet, ya biz de ittifakla kazanabilir miyiz arayışına gitti, hatırlayın. İki bin on guzu seçimlerini muhalefet ittifak sayesinde kazandı, belki Eskişehir'de değil ama İstanbul'da, Ankara'da, bazı şehirlerde böyle kazandı. İktidar yine dedi ki seçim yasalarını ben bir daha değiştireyim çünkü benim kazanacağım şey olmuyor. İki bin yirmi iki de arkadaşlar, seçim yasaları bir daha değişti. Seçime bir yıl kala, niye bir yıl kala, çünkü seçim yasalarını bir yıl sonra uygulayabiliyorsunuz. Bir yıl sonraya göre yeniden dizayn edildi ve iki bin yirmi üçte tekrar seçim kazandı. Eğer siz seçim yasalarını böyle değiştiriyorsanız bir kuralı var demektir, ben size o kuralı söyleyeyim, seçim kuralı Erdoğan'ın kazanması üzerine kuruludur.
Arkadaşlar bu kadar değil, bakın aday olamıyordu. Bizim anayasamız der ki cumhurbaşkanı iki kez aday olabilir. Bundan daha açık bir cümle bilen var mı, ben bilmiyorum. Çok basit bir nedeni var, sınırsız iktidar olmasın, burası bakkal dükkanı değil, babadan oğula geçmesin, bakkal ölene kadar onun olmasın. Dedi ki hayır eski sistem sayılmaz, kilometre sıfırlandı rejim değişince. Üçüncü kez aday oldu arkadaşlar, maalesef kusura bakmayın buna ana muhalefet partisi de olur canım ne olacak onu sandıkta göndereceğiz diye olur dedi.
Bu da sisteme aykırı arkadaşlar. Bakın bizde şöyle bir şey vardı, ben çok yargılanırım, çok mahkemeye giderim, yaşlı hakim severim ben. Yaşlı hakim demek; bu hakim AKP gördü, DSP gördü, ANAP gördü, DYP gördü, çok iktidar gördüyse iktidarlara rağmen oradadır de. Sandık kurulu başkanları kimdi, en kıdemli olanlar. Bunu değiştirdi, kurayla belirledi. Biz ne gördük, sandık kurullarının saçma sapan nedenlerle iptal ettiği seçimleri gördük arkadaşlar.
Bu ülkede adil bir seçim yapılamaz. O yüzden ben geldiğimiz noktada eğer biz muhalefet denilen kavramı bir siyasi partiye indirgersek, aslında o siyasi partiye de haksızlık etmiş oluyoruz ve tutup o siyasi partinin içinde bulunduğu atmosferi, seçim atmosferini, şunu, bunu adeta iktidarın belirleyebileceği noktaya sürüklersek bu ülkede bir daha seçim meçim olmayacak arkadaşlar.
O yüzden bu işin çözümüne gerçekten aramızda kadınlar var, aramızda gençler var, aramızda işçiler var, aramızda emekliler var, aranızda bu ülkenin yurttaşlık hareketlerini yapabilecek kimseler var. İşte Murat başkanlığını yapmış, Memleket Sevdalıları Derneği var. Buradan çıkarılacak, ülkenin, demokrasinin en çok ihtiyacı olan şey budur, muhalefet. İlk muhalefet yaratmamız gerekiyor. Öyle bir muhalefet yaratılırsa arkadaşlar, yarın bir gün seçimlere kim müdahale ederse onun eline vuracak toplumsal hareketler olur. Ben o yüzden bir karamsar bir tablo çizdim ama sanmayın ki umutsuzum. Bir umudum var, o umudum da sizdedir."





