Eskişehir’de konuşan Gazeteci Murat Ağırel şu ifadeleri kullandı;

"Ben Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini nakşetmiş gazetecilerden bir tanesiyim. Bu ülkede umut asla bitmez. Çünkü mavi gözlü dev öyle bir inşaat öyle bir temel attı ki o temeli yıllarca vurmalarına rağmen yıkamadılar. En ufak bir zarar dahi veremediler. Başaramayacaklar. Çünkü biz kazanacağız.

Oturduğumuz yerde 2 saatlik zaman içerisinde hepimiz para kaybettik. Toplamda dokuz yüz on yedi milyon Türk lirası faiz ödedik değerli dostlar. Ülke olarak 917 milyon Türk lirası. Günlük ortalama faiz giderimiz var ama aylık şu anda 2026 yılında aylık 292 milyar Türk lirası faiz ödüyoruz.

Günlük ortalama 9.7 milyar Türk lirası faiz ödüyoruz. Saatlik 405 milyon Türk lirası ödüyoruz. Dakikada 6.8 milyon Türk lirası faiz ödüyoruz ülke olarak. Bu ülkede toplanan bütün vergiler ki nasıl toplandığını biliyorsunuz. Biz arkamızdaki tüylerden kalmadı artık. Zenginden daha çok fakirden daha az alan bir sistem yok. Herkesten eşit aldığını iddia eden ama eşit aldığını iddia ettiği sistemde her yıl neredeyse vergi affı çıkarmak zorunda kalan bir sistemden bahsediyoruz. Toplayamıyor çünkü. Ödemesi gerekenler ise ödemiyorlar.

Bizler çocuğumuzun okulu, o, bu, şu falan her şeyin katma değer vergisi de özel tüketim vergisi de öderken ama bu ülkede servet içerisinde yüzen kişiler yatlarının, pırlantalarının vergilerini ödemiyorlar.

Bu eşitsizlik ne yazık ki devam ediyor. Toplam dış borcumuz beş yüz atmış dört nokta dokuz milyar dolara dayanmış. Değerli dostlar seksen altı nokta bir milyon nüfus desek kişi başı dış borcumuz, bu salondaki herkesin altı bin beş yüz atmış dolar borcu var. Kişi başı.

4 kişilik bir aile olduğumuzu farz edelim ki bütün verilerde bu baz alınır. 26 bin 200 dolar borcumuz var.

Bunlar sadece ekonomik veriler. Biz bunları toparlayabilmek için ülke olarak çok emek sarf ettik ve çok bedel ödedik.

Ne mutlu ki kırk yedi yıl sonra ilk defa bir muhalefet partisi bir başarı elde etti ve birinci parti olma konumuna çıktı.

Mahalli seçimler bitti tekraren belediye seçimleri bitti tekraren ülkedeki insanların yüzüne baktınız mı. Herkes gülmeye başladı, umut etmeye başladı. Bu sefer oluyor dedi, değişiyor. Gidiyorlar bunlar dedi.

Aynı şekilde iktidar tarafında ne başladı biliyor musunuz. Eyvah, geliyorlar.

Çünkü onlar için tabu olan Adıyaman alındı. Burdur alındı. Kilis alındı. Kütahya alındı. Uşak, Afyonkarahisar onların dokunulmaz asla gitmez dediği yerler gitti. Ve bununla birlikte yani geçici bir süredir ilk başta siyasetin yorumu, sonrasında hayır gitmiyor, yükseliyor. Gitgide yükseliyor, güven daha çok artıyor. Politikalar çöküyor. Çünkü mevcut iktidarın sunabileceği bir şey yok. Az önce ekonomik veriyi anlattım size.

Eğitime bakın. 4-6 yaş sınırındaki çocukları burkayla gezdirip tören düzenliyorlar.

Geçen gün haberini de yaptık. Hizbullah domuz bağıyla bağlayıp insanları katleden tarikatın, cemaatin ve terör örgütünün mensupları Peygamber Sevdalıları diye bir vakıf kurmuşlar. O vakıfta Milli Eğitim o Hizbullah’ın yöneticileri, davada adı geçen isimler o vakfın yönetim kurulunda Milli Eğitim Bakanlığı bu kişilerle protokol yapmış, onlar gidip çocuklara eğitim veriyor güya.

Milli Eğitim bu halde. Adrese dayalı kayıt sistemi oluşturdular. Okulları imam hatiplere çevirdiler. Çünkü kimse gitmiyor imam hatiplere. Bu okula gitmek zorundasın dediler. Gitmiyor musun, paran varsa gidersin özel okula dediler. Eğitimi özelleştirdiler.

Her mahallede neredeyse var olan hastaneleri kapattılar. Şehirlerin büyüğüne şehir hastaneleri kurdular. Hastaları en doğal hakları olan ücretsiz sağlık hizmetinden vareste tutup paralı birer müşteri haline getirdiler. O beşli çete denilen adamlar artık beşli çete değil, onlar artık ellili yüzlü çeteler. İnanılmaz bir para akışı sağladı bunlara. E sağlık da sağlık da bu halde.

Tarım Bakanlığı giden marketlere bakın arkasında Hindistan’dan, Kanada’dan, oradan, buradan gelen dünya kadar tahıl buldu değil mi. Tahıl ambarı olan ülkemiz ithal etmeye başladı.

Kirazımız var, incirimiz var, karpuzumuz var. Geçen gün bir çay üreticisiyle konuşuyorum. Bir çay örneği verdi bize. Ama Allah’ım çay var. O verdiği çaysa bizim içtiğimiz neydi. Neden fark oluştu diye sorduğumda ne dedi biliyor musunuz değerli dostlar. Murat Bey dedi, çay hasadı yapılır, ilk yapılan çay hasadı yurt dışına gönderilir, devletin önemli kişilerine gönderilir ve belirli yerlere paketlenir. İkincisi ihracat için ayrılır, üçüncü kalite ise piyasaya sunulur.

Yurt dışına çıktığımda eşimle birlikte bir salata aldık, zeytinyağı geldi. Bandıra bandıra yedik, yandık muhteşem. Hani acaba biz algı mı yapıyoruz dedim, adamların zeytinyağı muhteşem. Sorduk garsona çok güzel, biz bu zeytinyağından alabilir miyiz diye adam getirdi Ayvalık taş baskı zeytinyağı.

Bakın bizim ürünlerimiz, biz onu buradan alamıyoruz. Biz burada kalitesizini yurt dışına gönderilenden çok daha pahalıya alıyoruz.

Arabanın aldığımız arabanın bir tekerini kendimiz için alıyoruz, üç tekerini ödüyoruz. Telefon alıyoruz, telefonun bir tanesini kendimize alıyoruz, bir telefonu da devlete ödüyoruz.

Halimiz bu. Şimdi, bu durumda mevcut iktidarın halka sunacağı ne var, neyi vaat edecek? Ya Türk Milli Takımı bir turnuvaya gidiyor, Dünya Kupası'na gidiyor. Turnuvaya mı gidiyor, AK Parti İl Başkanları toplantısına mı gidiyor Milli Takım belli değil.

Bir klip yayınladılar, füze atıyoruz, TOGG'u gönderiyoruz. Ya biz Türkiye, yapılan her türlü gelişim ve Türk teknolojisini, savunma anlamında destekleriz, onaylarız, alkışlarız. Ama onların hepsi bizim paramızla yapılıyor. Bizim mühendislerimiz yapıyor. Bir parti yapmıyor onu.

Öyle bir parti propagandası yapılıyor ki, bununla ilgili de artık hat safhaya çıkmış durumdalar. İşte bu noktadan sonra karşısında devamlı oylarını arttıran bir parti var. Yukarı tırmanan kişiler var. Bir tarafta ise artık yerinde duran, ilerleyemeyen, yeni bir şey, politika sunamayan bir parti var. Ne yapacak?

Her zaman yaptığını yapacak. Numan Kurtulmuş'u tam biraz toplum tanımış ve artık ya acaba bu adam ne diyor diye bildiği anda Has Parti, AK Parti'ye katıldı. Süleyman Soylu, Demokrat Parti'de senden hesap soracağım Tayyip Erdoğan diye sokaklarda gezerken aldı bakan yaptı. Daha öncesinde Cem Uzan çıktı, yedi nokta küsur aldı. Bütün iş yerlerine el koydular.

Sonrasında Erkan Mumcu ve Demokrat Parti birleşmesi gerçekleşecekti. İttifak dağıldı, Erkan Mumcu defalarca anlattı. Kendisine rakip gördüğü her şeyi dağıttı ya da içinde sönümlenmesine sebebiyet verdi.

Şimdi bugün geldiğimiz noktada, önce operasyonlarla başladı. Yolsuzluğu kim yaparsa, adı, sanı, kimliği kim olursa olsun, komşu, şahıs, hesap sorulması gerekiyor. Kamu kaynağına kim göz dikiyorsa bunun hesabını vermesi gerekiyor. Burada hiçbir beis yok. Bu salondaki herkes de eminim ki benim gibi düşünüyor. Hırsızlığa kimse müsamaha gösteremez.

Ama ülkede öyle bir hale geldik ki, hırsızın ev sahibini hırsız diye suçladığı noktaya geldik. Yolsuzluğa batmış, çamura batmış adamların pürüzsüz adamlara hırsız dediği noktaya geldik. Soruşturmalar başladı ve dedik ki biz, arkadaşlar bir sakin olun, bir anlayalım görelim. Öyle bir furya var ki, öyle bir furya var ki daha adları çıkmadan öncesinde belirli trol hesaplardan linç girişimi yapılıyor. Sonrasında davalar açılıyor, filan filan devam ediyor.

2019 yılından önceki yapılan her şey mübahmış, 2019 yılından sonra yapılan her şey ise harammış. Biz bunu gördük bu davalarda. Birçok belediye başkanı gözaltına alındı, tutuklandı, bürokratlarla birlikte sevk edildi.

Bu dönem içerisinde bir tane belediye başkanı AKP'li, Keskin Belediye Başkanı yolsuzluktan yargılandı. Anlattık biz yayında. Ne yargılanırken gözaltına alındı ne tutuklandı. Hapis cezası aldı, görevine devam etti. Biz artık gündeme getirince ya ayıp olmasın diye aldılar görevden. Ayıp olmasın diye.

Şimdi baktılar ki operasyonlar da halk nezdinde karşılık bulmuyor. En son nokta, mutfak dolabı. Bir yıl boyunca iki tane kanal sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin mutfak dolabını konuştu arkadaşlar. Bir yıl, bir buçuk yıl. Ve orada konuşan kişiler, bizim kardeşimiz, ağabeyimiz, meslek büyüğümüz veyahut da bizim gibi düşünen insanlar dediğimiz insanlar sayesinde konuşuyorlar. Duydukları öfke, duydukları kin kişilere karşı ülkenin geleceğinin ne türlü karanlığa gideceğinden daha önemli hale geldi onlar için.

Meşrulaştırmaya çalıştılar. Ve nihayetinde cumhuriyeti kuran partinin binasına kapısı kırılarak, gaz sıkılarak, plastik mermiyle saldırılarak, polis postalları ile girdiler o partiye. Ve buna sebebiyet olan insan her kimse, adı, sanı kim olursa olsun asla affedilmeyecek. Siyasi tarihe geçti. Asla affedilmeyecek.

Bununla ilgili de değerli dostlar, iş öyle bir noktaya gidiyor ki, şimdi Barış Bey çok güzel sordu. Böyle bir karar alındı ki bu alınan kararla her şey yapılabiliyor. İşçiyi, emekçiyi işten atabiliyor. Alın teriyle çalışan adamın ekmeğine göz dikilebiliyor. İlçe başkanı görevden alınabiliyor, il başkanı görevden alınabiliyor. MYK toplanabiliyor, MYK oluşturuluyor parti meclisi onayı olmadan. Parti meclisi artık legal olmamasına rağmen parti meclisini toplayabiliyor. Sosyal medyadaki hesapları parti adına dahi alabiliyor. Her tarafa yazı yazabiliyor, bir şey yapabiliyor. Olağanüstü bir durum.

Yapmamak için de direniyorlar. Gördük artık, dünkü yayında biz anladık bunu. Dünkü yayında biz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun neler dediğini anladık. Şimdi yeni şey söylenirse salı günü parti meclisinde MYK toplanıyormuş, yeni ihraçlar olacakmış. Toplayacaklarmış, yeniden ihraçlar olacakmış. İşte tam da bu ortamda yapılması gerekenler var.

İktidar bir şey anlatamayacak. Açlık sınırının otuz beş bin yüz yetmiş beş Türk lirası olduğu, yoksulluk sınırının yüz on dört bin beş yüz yetmiş altı Türk lirası olduğu, bu asgari ücretten bile yüksek olduğu bir ortamda iktidarın anlatabileceği çok fazla bir şey yok. Çok fazla bir şey yok. Ancak buradaki yapılması gereken şey, halk asla affetmemesi gerekiyor. Bu sefer affetmemesi gerekiyor. Kendisine yapılanı affetmemesi gerekiyor ve unutmaması gerekiyor. Biz unutkan bir toplumuz ya da çok vicdanlı, affedici toplumuz. Bir anda mağdur olan insan hakkında biz o insanın öncesinde yaptıklarını unutup sonrasında ya o da şöyleydi, bu da böyleydi diyoruz. Ama bu sefer demememiz gerekiyor. Hukuksuzlukları gördünüz, biz Silivri'ye gidiyoruz. Silivri'ye gittiğimiz de o davaları takip ettiğimizde, orada yargılanan insanların ailelerinin feryatlarını görmenizi isterim.

Şile'de birçok belediye başkan ve yardımcıları alındı değil mi gözaltına? Bir hanımefendi geldi yanıma, tesettürlü bir hanımefendi. Murat Bey dedi, benim eşim üç ay oldu daha Şile Belediyesi'ne gireli. Üç ay oldu. Üç ay önce girmesine rağmen 200 küsur gündür tutuklu, iddianamesi yok. Bizim başka gelir kaynağımız da yok. Biz ne kadar direnebileceğiz, ne olacak bu durumun diye sorduğunda verebileceğiniz cevap yok. O kadına cevap verecekler, işte dün arınacağız, temizleneceğiz, hırsızlardan ak koyun, kara koyun gelsinler diyenler var ya, o kadına gidip cevap vermesi gereken kişiler işte.

O insanların çığlığını duymaya çalışıyoruz, feryatlarını duymaya çalışıyoruz. Gazetecilik zaten inanılmaz bir hale gelmiş durumda. Dün yine arkadaşlar sordular sağ olsunlar, dediler ki, Gaziantep Milletvekili çıktı dedi ki, bazı gazeteciler, televizyon ve televizyoncular para almış dedi, yedi yüz elli beş milyon Türk lirası. Büyük para, devasa para, yedi yüz elli beş miyon Türk lirası. İsim vermiyor ama kimse. Herkes ortaya bir şey atıyor, kimse isim vermiyor. İsmini sorduğumuzda, defalarca ben yazdım, arkadaşlarım sordu, isim istediğimizde isim alamıyoruz. Dün Kılıçdaroğlu'na soruldu. Ya dedi öyle şey yok dedi. Gazeteciler yok dedi, televizyon kanalları var. Onlarla da sözleşme yapıldı legal olarak, yayın hakları filan devredildi, işte yayın verildi filan dedi. Sosyal medyada var birkaç tane dedi, o da normal dedi. Gazeteciler, gazeteciler yok benim bildiğim dedi.

Şimdi biz soruyoruz, yok deniliyor ve gazeteciler üstünden de bir furya döndürülmeye çalışılıyor. Asıl burada yapılmaya çalışılan şey, bu yaşanan süreci halka anlatmayın diyorlar. Silivri'deki insanların sesini duyurmayın, Özgür Özel'in Burdur'daki gidip de bankın üzerinde yaptığı mitingi göstermeyin. Neyi gösterin? Mutfak dolabı ile gelenleri gösterin. İktidarın yapmış olduğu gövde gösterilerini topluma bu şekilde anlatın ve bunun gibi haberlerin yapılmasını istiyorlar.

Daha önce seçim dönemlerinde sadece beş dakikalık bir yer bulan Kılıçdaroğlu rekor kırdı. Yirmi yıllık tarihinde muhalefet başkanı olarak mitingi canlı yayınlandı genel merkezdeki. Her konuşma sonunda TRT mikrofonu var artık. A Haber, TRT, TGRT, TV100 hepsi böyle oldu. Ve kurmaylar çıktı, teşekkür etti bu kanallara. Teşekkür ettiler.

Dün soru soran arkadaşlara, gazeteci değil onlar, resmen yargılıyorlardı. Evet, ne yazık ki bunu yaptılar. Daha da kötüye gidiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi dile geldiği zaman ne derler. Gazi Meclis derler değil mi. Böyle diyaframdan gelir o ses, Gazi Meclis diye her konuşan milletvekili bunu söyler. Değerli dostlar, Gazi Meclis'te oy pusulası hırsızlığı yaptılar, sahtekarlık yaptılar.

Niçin ve de konuştukları konu ne biliyor musunuz. Suudi Arabistan'a, bakın Suudi Arabistan'a enerji imtiyazı tanıyacağız biz. Bununla ilgili kanun görüşmesi var. Yetmiş dokuz kişiye pusula veriliyor, salonda üç kişi var. Turan Çömez görüyor, oylama istiyor. Yetmiş altı kişinin ismi okunuyor, yok. Ya bu sahtekarlık ve bu sahtekarlıkla yapmaktan utanmıyorlar. Çünkü parlamenter sistem artık bitti.

Sadece bir kişinin iki dudağının arasında her şey. Arabanızın lastiğini değiştirecekse de Cumhurbaşkanı isteyecek. Sizin nabzınıza bakacak olan Cumhurbaşkanının kararıyla çıkacak. Sizin alacağınız paraya da Cumhurbaşkanı karar verecek. Parlamento'da yapılacak olan toplantıya da Cumhurbaşkanı karar verecek. Meclisteki milletvekilleri sadece gösterge.

İşte bu sürecin bitmesi gerekiyor ya. Evet, bunlarla ilgili de ne yapılacak. Siyaset yapılacak. İşte politika geliştirilecek. Tam da bu yönde artık bu sefer oldu dediğimiz noktada işte genel durum bu tahkimatta.

Bunlarla ilgili anlatacak çok şey var sizde. Bunlarla ilgili toparlayabileceğim çok cümle de var. Ben Memleket Sevdalıları Derneğinin Kurucu Genel Başkanlığını yapmaktan onur duydum. Biz o dönemde sokaklarda haykırıyorduk. Bağırıyorduk. Sadece örgütlenebiliyorduk. Biz kaç kişiyiz Memleket Sevdalıları Derneği ile birlikte Cumhuriyet mitinglerini yaptık biz. Milyonlarca insanı bir araya getirdik. Muhalefet oradaki halkı kendisine kanalize etmeye çalışıp anlayamadı. O dönem çok daha başka bir dönemdi.

Şimdi geldiğimiz noktada ise yeniden halk ayaklandı. Ayaklanmaktan kastım baş kaldıran anlamında değil, hukuksuzluğa baş kaldıran anlamında. Bu yapılanlara karşı baş kaldıran anlamında. İnsanlar bunun üç ay sonra değişeceğini düşünüyorlar ama değişeceçek o değil bu. Bu öfke ve halk altından başlayan o isyan çok uzun süre devam edecek.

Sizler politik bilinci olan insanlarsınız. Anadolu'nun ücra noktalarındaki insanlar ben hakkımı helal etmiyorum Kemal Kılıçdaroğlu'na diyorsa bu rüzgarı kimse durduramaz. Eğer Özgür Özel ben yürüyorum deyip miting yapmadan sadece kendisi ve ekibi yürürken arkasına on binler takılıyorsa sadece bir parti ve bir kişiden ziyade umuda sarılıyor insanlar ve yapılan haksızlığı görüyor. Bununla ilgili de artık ben isyan ediyorum. Televizyondan da yazılarımla da biz arkadaşlarımızla birlikte isyan ediyoruz çünkü ben artık sıkıldım.

Ben kaybetmekten sıkıldım. Ben yalancı siyasetçilerden sıkıldım. Tarikat ve cemaat şeyhlerinin Cumhuriyet'in devrimlerini hedef alarak gözümüze soka soka bu cüretkarlıklarından sıkıldım. Halka yalan bilgi veren gazetecilerden ve siyasetçilere gidip yaltaklanan gazetecilerden sıkıldım. Adaleti yalnızca işlerine geldiğinde hatırlayanlardan sıkıldım. Hukuku işlerine geldiği gibi eğip bükenlerden sıkıldım. Eleştiriyi düşmanlık sayanlardan sıkıldım. Ve en çok da bütün bunlar olurken alışmamızı bekleyenlerden sıkıldım.

Ne yaparlarsa yapsınlar. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. Buradaki dört gazetecinin de emin olun ki yüzlerce davadan yargılandık. Hala devam ediyor yargılamalar. Barış Terkoğlu her ne kadar yaşlı hakimleri güvence olarak görüyorsa da bize en son ceza veren yaşlı hakimdi. Öbür kedi gelmiş herhalde. Bundan sonra başıma bir şey gelmez dedikten sonra üst mahkemeden hallederler dedim. Vallahi yapıştırdı cezamızı. Hem de çok iyi giderken, tam beraat beklerken hepimiz ceza aldık. Olacak bunlar. Biz bunların hepsini göğüslemeye hazırız. Cezaevlerine girdik, yattık, tekrar yatacağız. Umurumuzda bile değil. Umurumuzda bile değil.

Bu ülkede cumhuriyetin devrimleri için çok bedel ödendi. Ahmet Taner Kışlalı bunun için bedel ödedi. Uğur Mumcu bunun için bedel ödedi. Bahriye Üçok bedel ödedi. Muammer Aksoy bedel ödedi. Necip Hablemitoğlu bedel ödedi. Çetin Emeç bedel ödedi. Metin Göktepe bedel ödedi. Buradaki bütün yapılan Hrant Dink bedel ödedi. Buranın Türkiye Cumhuriyeti'nde var olan mesleğin onurunu savunup devrimlere sahip çıkmak isteyen bütün gazeteciler ve aydınlar çok büyük bedeller ödedi. En çok da bizim kutup yıldızımız Uğur Mumcu'nun ışığında giden bütün gazeteciler bu bedeli ödemeye razı.

Sizleri yıldırmak isteyecekler. Umutsuzluğa kapılmanızı isteyecekler. Sizlerin pes etmenizi bekleyecekler. Sizlerle ilgili yıldırabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar çünkü onlar güç budalası şu anda. Ele almış oldukları devlet ve kamu gücünü kendi güçleri gibi görüyorlar ve bu mutlak gücün sarhoşluğunda sizleri tehdit ederek yıldırmaya çalışacaklar. Yılmayın dostlar.

Sizin kökleriniz bu ülkenin en derin saçaklarından geliyor. Bu sizin kökleriniz cumhuriyetten geliyor. Sizin kökleriniz mavi gözlü devden geliyor. Sizin kökleriniz bu ülkenin atalarından geliyor. Yıldırmaya çalışanlardan yılmayın. Görevden mi alacaklar. Alsınlar. Dava mı açacaklar. Açsınlar. Hapse mi atacaklar. Atsınlar. Ne yaparlarsa yapsınlar. Onların gözünün üstündeki kaş, ayaklarının altındaki taş, eğemedikleri baş olmak zorundasınız. Direnmek zorundasınız.

Bu süreç geçecek ve bir gün yine bu salona geldiğimizde diyeceğiz ki biz kazandık. Ve biz kazanana kadar da mücadeleye devam edeceğiz. Bizleri davet ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Elimizden geldiğince de sizin vermiş olduğunuz sorumluluğu biliyoruz. Onlar için de gene yazdığımız gazetelerde bunun mücadelesini de vermeye devam edeceğiz. Yolumuz aydınlık olsun. Yolumuz uzun ama meşakkatli, en sonunda zaferle olsun."