Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu şu ifadeleri kullandı;
"Önce maden yasasını çıkardılar, şimdi de talana açıyorlar. Beylikova'daki madenler, geçtiğimiz yıl eylül ayında, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen zirvede gündeme gelmiş ve söz konusu bölgenin maden tekellerine tahsis edilmesi kararlaştırılmıştı.
ABD Başkanı Trump'ın, başta Nadir Toprak Elementleri olmak üzere yeraltı/yerüstü kaynaklarının şirketlerin emrine verilmesi isteğinin gerçekleşmesi için saray iktidarı son sürat hareket etmeye devam ediyor. “Süper izin yasası” denilen torba yasa ile madenciliğe kamu yararı statüsü verilerek Beylikova'yla birlikte pek çok yer talan ve tahribata açılmış, yasayla birlikte maden şirketlerinin önündeki engeller bir bir kaldırılmıştı.
Peşi sıra Türkiye'nin dört bir yanında yeni maden projeleri ilan edilirken, bu tablonun bir parçası olarak kentimizin yüzde 71'i de maden ruhsat sahası olarak dizayn edilmişti. Seyitgazi’den Mihalıççık’a bor ve manyezit, Sivrihisar-Kaymaz’dan Alpagut-Atalan’a altın-gümüş madenleri ve en sonu Beylikova’daki nadir toprak elementleri tesislerine kadar uzanan bir hat, şirketlerin maden sahası olarak kazı alanına dönüştürülmektedir.
Maden yasasının şirketler lehine kolaylaştırıcı rolüyle birlikte, Resmî Gazete’de yayımlanan kararla, Beylikova ve Sivrihisar sınırında yaklaşık 2 milyon 636 bin 433 metrekarelik (yaklaşık 380 futbol sahası büyüklüğünde) devasa bir alanda tarla ve meyve bahçelerinin de yer aldığı 258 taşınmaz hakkında acele kamulaştırma kararı verildi. Böylece Beylikova’da tarım alanları, başta nükleer olmak üzere enerji ve maden şirketlerine tahsis edilmiştir.
Beylikova, alınan acele kamulaştırma kararıyla Amerikan emperyalizmi için “stratejik bir fırsat”, bizler içinse talan ve ölüm sahası olacaktır.
Cumhurbaşkanının acele kamulaştırma kararıyla hedef açıktır. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere yabancı tekeller ve yerli işbirlikçileri; yeraltı/yerüstü kaynaklarımızı talan etmek, ormanlarımızı topraktan geri dönüşü olmayacak şekilde söküp atmak, suyumuzu başta siyanür olmak üzere zehirli kimyasallarla kirletmek istiyorlar. Bu planları gerçekleşirse onlar kazanan, biz kaybeden olacağız.
Sivrihisar Kaymaz'daki siyanürlü atık barajları ve Tepebaşı-Mihalgazi hattındaki altın madeni projelerinin yanına eklenen Beylikova projesi, Alpu Ovası'nın önemli tarım arazilerini ve Sakarya Nehri havzasını büyük bir tehdit altına sokacaktır.
Sermaye ve temsilcisi iktidar; Eskişehir’i, doğamızı, sağlığımızı gözden çıkartmış durumdadır. Esas amaçları kârlarına kâr katmaktır. Yerlilik ve millilik hamasetiyle söze başlayanlar, Eskişehir’i Trump gibi eli kanlı emperyalistlere pazarlamaktadır. Çünkü saray iktidarı, “içeride” kaybettiği toplumsal desteği dünyanın nefret ettiği Trump’ın desteğiyle aşmak istemektedir. Bu yıkım ve talandan ortaya çıkan faturayı da işçi ve emekçilere, doğamıza kesmeye çalışacaklar.
Emperyalist devletler ihtiyaçları olan madenleri, işçi ve emekçilerin ücretlerinin düşük olduğu ülkelerden kendi topraklarına sömürerek taşıyor, doğayı talan ediyor. Beylikova’da çıkarılması hedeflenen cevherler de ham ya da yarı işlenmiş olarak düşük katma değerle yurt dışına gönderilip daha sonrasında işlenmiş ürünlere dönüştürülerek yüzlerce kat fiyatla bizlere geri satılacaktır. Çünkü nadir toprak elementlerinin çıkarılması, işlenmesi yüksek teknoloji gerektirdiğinden oldukça zor ve Türkiye’de bu teknoloji yok. Yani “ülke ekonomisine katkısı olacak” sözleri yalandan ibaret. Tarihimiz; krom, manyezit, bakır, bor, endüstriyel mineraller vb. madenlerimizin yağmalanmasının, altın rezervlerimizin talan edilerek uluslararası ve yerli şirketlerin kasalarının doldurulmasının örnekleriyle doludur. Bu aynı zamanda talancı emperyalistlerin ve işbirlikçiliğini yapan iktidarların tarihidir. O nedenle acele kamulaştırma kararı, bağımlılığımızı artırarak topraklarımızı emperyalistlerin talanına açmak anlamına gelmektedir. Eskişehir’deki işçi ve emekçiler daha da yoksullaşırken, şirketlerin büyümesinin, para kasalarının doldurulmasının planıdır.
Bugün emperyalistler, nadir toprak elementlerine (NTE) göz diktiler çünkü savaş ve teknoloji tekelleri başta olmak üzere ihtiyaçları artmaktadır. Bu “ihtiyaç”, emperyalistler arası rekabet ve bu rekabette daha çok kaynağa el koyma yarışından dolayı daha da önem kazanıyor. Çin’in nadir toprak elementlerini zenginleştirme ve işleme kapasitesindeki pazar hâkimiyetini büyük oranda elinde bulundurması karşısında, ABD gibi diğer Batılı emperyalistler de dünyanın dört bir yanında tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmak üzere hareket ediyorlar. ABD emperyalizmi, Ukrayna’nın madenlerine el koymaktan Grönland’ı kendine bağlamaya, Eskişehir Beylikova’yı iktidarın işbirliğiyle talan etmeye kadar adımlarını bu temelde atmaktadır.
Soma’dan İliç’e, Akbelen'den Kaz Dağları'na tarihimiz gösteriyor ki çevre ve insan sağlığı için telafi edilemez ölçekte felaketler karşımızda durmakta, geleceğimiz tehlike altındadır. “İstihdam artacak” söylemi eşliğinde, başta köylülerin madenlerde kötü çalışma koşullarında ölümüne çalıştırılmasıyla maden tekellerinin kazanması sağlanacak, köylüler hem topraklarını hem de geleceklerini kaybedecekler. Bu nedenle mesele bir grup “çevreci”nin ya da sadece köylülerin yaşadığı bir sorun değil; başta Eskişehir’de yaşayan bizler olmak üzere memleketteki tüm işçi ve emekçilerin meselesidir.
Memleketimizin zengin doğal kaynaklara sahip olması önemli ancak yeterli değildir. Bu kaynakların korunması, işçi ve emekçilerin yararına kullanılması, doğayı ve sağlığımızı önceleyen politikalar üretilmesi ve uygulanması daha da önemlidir. Aksi hâlde emperyalist ülkeler için ucuz ham madde üreten, ucuz iş gücü pazarı oluşturan, madenlerde iş cinayetleriyle yaşamını yitirenlerin ülkesi tablosundan çıkamayız. Kentimiz saray rejimi eliyle, şirketlerin kuşatması altında açık bir ocağa, bizler için mezara dönüştürülmek istenmektedir.
Bu tablo karşısında Emek Partisi (EMEP) olarak diyoruz ki. Toprağımıza, suyumuza, emeğimize, geleceğimize sahip çıkalım. Cebimize, sağlığımıza ve doğamıza uzanan elleri durduralım. Nadir toprak elementleri yağmasına, emperyalist sömürüye, doğa talanına geçit vermeyelim. Yaşanabilir bir ülke, bağımsız bir gelecek için birleşelim."





