CHP Eskişehir İl Başkanlığı tarafından 7 Şubat 2026 tarihinde düzenlenen gecede depremzedeler için yardım parası toplandı mı toplanmadı mı tartışmaları hakkında konuşan Avukat Hüseyin Akçar şu ifadeleri kullandı;
"Yaşanan süreç Eskişehir açısından üzücü bir durum. Ben de üzülerek takip ediyorum. Neden? Bir tarafta bir meslektaşım, diğer tarafta yine bizim partilimiz var. Aslında baktığımızda her ikisi de bizim partilimiz diyebileceğimiz insanlar. Ancak gelinen süreçte, yeni parti ayrımıyla birlikte Talat Yalaz Bey ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir önceki yönetimindeki bazı arkadaşlar yeni partiye geçerek yollarına orada devam etme kararı aldılar.
Fakat şu anki mevcut İl Başkanı Volkan Enver Kılıç da haliyle dosyaları inceliyor ve ne olduğunu araştırıyor. Bu çok doğal ve normaldir. Sonuçta bir denetim mekanizmasının olması gerekir. Ancak burada asıl kaçırdığımız nokta şu: Bir taraf belgeyi gösteriyor, diğer taraf da "Madem böyle belgeler var, savcılığa git" diyor. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus var.
Biz 7 Şubat 2026'ya ve öncesine döndüğümüzde, depremzedelere yardım yapılacağı yönünde kamuoyuna yansıyan bir söylem oldu mu? Oldu. Bunu hepimiz biliyoruz. Ben o geceye katılmadım, davet de edilmedim. Ancak davet edilen bazı kişiler, özellikle masalarda para talep edildiğini söylediler. Ön masalar farklı, arka masalar farklı şeklinde bazı ifadeler duydum. Fakat bana hiçbir şekilde telefon gelmedi. Ben de Cumhuriyet Halk Partisi üyesiyim. O zaman da öyleydim, şimdi de öyleyim.
Şimdi böyle bir durumda kamuoyunda oluşan algı çok önemlidir. Bunu gözden kaçırmamamız gerekiyor. Eğer depremzedeler için yardım toplanacaksa bunun kanuni bir usulü vardır. Size bir örnek vereyim. Eskişehir'de SMA veya farklı kas hastalıklarıyla mücadele eden çocuklarımız var. Bu çocuklar için yardım toplanacağı zaman ne yapılıyor? Yardımın hukuka uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi için valiliğe başvuruluyor ve yardım toplanmasına ilişkin gerekli izinlerin alınması gerekiyor.
Anladığım kadarıyla, bunun özellikle altını çiziyorum, bildiğim ve takip edebildiğim kadarıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin o dönemki İl Başkanı Talat Yalaz Bey ve yönetimi tarafından bu konuda alınmış bir karar bulunmadığını Volkan Bey söylüyor. Karar defteri bizim elimizde olmadığı için ben ancak aktarılan bilgiler üzerinden konuşabilirim. Hiç kimsenin hakkına girmek istemiyorum. Ancak böyle bir karar yoksa buna rağmen yardım toplanacağının kamuoyunda dillendirilmiş olması, dışarıdan bakan insanlar açısından farklı soru işaretleri doğurur.
Şöyle düşünün: Ben bugün elime bir dosya ve çanta alıp kapı kapı dolaşsam, "SMA hastası bir bebek için yardım topluyorum" desem ancak bununla ilgili hiçbir belge göstermesem, sadece sözlü olarak bunu anlatsam ortaya nasıl bir durum çıkar? Mesele biraz buna dönmüş durumda.
Çünkü zamanında Toprak bebeğin kampanyasını yürütürken de Afyon'da hiçbir belge göstermeden kas hastası bir bebek için yardım toplandığına şahit oldum. Savcılık da bu girişimlere engel olmuştu. Eğer burada da benzer bir durum söz konusuysa bu vahimdir. Cumhuriyet Halk Partisi depremzedeler için bir bağış veya yardım gecesi düzenleme kararı almadan bunu kamuoyuna bu şekilde duyurduysa bunun hukuki açıdan değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bizim ceza hukukumuzda suçun maddi ve manevi unsurları vardır. Dolayısıyla burada bu unsurlar oluşmuş mu, oluşmamış mı, buna bakılması gerekir. Bir grup, "Ben bu geceye depremzedelere bağış yapmak için gittim" diyor. Aynı zamanda basına yansıyan Sayın Ayşe Ünlüce, Kazım Kurt ve Sayın Ahmet Ataç'ın paylaşımlarında da bu gecenin depremzedeler yararına gerçekleştirildiğine ilişkin ifadeler bulunuyor. Gecenin basına kapalı olduğu da söyleniyor. Ben, dediğim gibi, orada değildim.
Şimdi sonradan yapılan açıklamalarda, "Bağış adı altında bir şey yapıldıysa bütün suçlamaları kabul ederim" şeklinde peşinen ifadeler kullanılması da bana göre doğru değil. Çünkü dijital ayak izi diye bir gerçek var. İnsanların geçmişte yaptığı açıklamalar, verdiği röportajlar ve paylaşımlar ortadan kaybolmuyor. Ben bugün burada sizlerle bir röportaj yapıyorsam, daha sonra bu söylediklerimin karşıma çıkmayacağını düşünemem.
Kaldı ki basında Talat Yalaz'ın Soner Yüksel ve Ayşe Kaytan Uçak'a verdiği röportajda da bu konuyla ilgili ifadeleri bulunuyor. Orada, paraların toparlanacağını ve daha sonra ne kadar toplandığının açıklanacağını söylüyor. Dolayısıyla burada kendi içerisinde bir çelişki olduğu görülüyor. Ben savcılığın, yalnızca bu noktalar açısından bile konuyu araştırmasının gündeme gelebileceğini düşünüyorum.
Yoksa ben meseleye Talat Yalaz siyaseti veya Volkan Enver Kılıç siyaseti şeklinde bakmıyorum. Bakın, AHBAP konusunda da geçmişte büyük tartışmalar yaşandı. Burada AHBAP üzerinden bir benzetme yapılmasının sebebi de konunun deprem yardımları üzerinden tartışılıyor olmasıdır.
Bir televizyon kanalında da bağış adı altında yapıldığı belirtilen birden fazla dekontun bulunduğunu gördük. Bu bağışların tarihlerinin de söz konusu dönemle bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Ayrıca bir belediye meclis üyesinin elden para aldığı yönünde iddialar bulunuyor. Bir tarafta bunlar söylenirken diğer tarafta yeni partiye geçen Talat Bey'in, saymanın ve diğer kişilerin de farklı iddiaları var.
Bu durumu çözecek olan Cumhuriyet Savcılığıdır. Cumhuriyet Başsavcılığının gerekli görmesi halinde re'sen soruşturma başlatma yetkisi de vardır. Bundan sonraki değerlendirmeyi Cumhuriyet Başsavcılığı yapacaktır. Volkan Enver Kılıç'ın ayrıca bir suç duyurusunda bulunup bulunmadığı konusunda ise benim bir bilgim yok.
Ama gerçekten üzücü bir durum. Bir taraftan böyle bir kararın olmadığı söyleniyor, diğer taraftan "Biz depremzedeler için bir gece düzenlemedik" deniliyor. O zaman geçmişte verilen röportajlarda neden depremzedelerden söz edildiği sorusu ortaya çıkıyor.
Ayşe Ünlüce Hanım, "Ne kadar toplandı Sayın Başkanım?" diye soruyor. Talat Yalaz da buna karşılık, "Şimdi söyleyemem, hassas bir konudur. Partililere hesap verebilmek için ince ince hesaplamamız gerekiyor" şeklinde yanıt veriyor. Bu ifadeyi kullanan Talat Yalaz'dır.
Şimdi CHP İl Başkanı Volkan Enver Kılıç'ın bunları sorgulaması, doğrudan Talat Yalaz düşmanlığı olarak mı değerlendirilmelidir? Bana göre bunlar siyasi söylemlerdir. Asıl üzerinde durulması gereken, meselenin hukuki boyutudur. Şu anda partide resmi bir görevim bulunmadığı için bu değerlendirmeyi bir hukukçu olarak yapıyorum."





