Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi'nde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel şu ifadeleri kullandı;

"Bu ülkenin emeğini omuzlarında taşıyan, bu ülkenin umudunu büyüten ve yan yana durduğu, birlikte yol yürüdüğü, birlikte hak mücadelesi verdiği kadınlarla birlikte hepimizin geleceğe dair olan umutlarını büyüten Türkiye’deki tüm kadınları, kadın hareketini, kadın örgütlerini ve ayrı ayrı tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.

Sizler en karanlık zamanlarda bile direncinizle, mücadelenizle umudu ayakta tutanlarsınız. Tarlada, fabrikada, ofiste üreten, alın teri döken; aynı zamanda evinde görünmeyen emeğiyle bu ülkenin yarınlarını kuranlarsınız. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü hem kendi adıma bir birey olarak, Özgür Özel olarak hem de Cumhuriyetin kurucu partisinin genel başkanı olarak kutluyorum. İyi ki varsınız.

Kadın Kolları Genel Başkanımız, bugünü Eskişehir’de geçirmeyi önermişti. Bundan 2 yıl önce de yine 8 Mart’ta Eskişehir’de seçim takvimi sırasında; günde 3, 4, 5 miting yaptığımız günlerde 8 Mart’ta mitingimizi Eskişehir’de yapmıştık. O gün Eskişehir’e şöyle demiştim: Zor bir göreve talip olan birisi var. Çünkü Yılmaz Büyükerşen gibi efsane bir rektörden, efsane bir belediye başkanından sonra bu göreve Eskişehir’de bir kadın talip. O çok zor bir göreve talip ama biz ona çok inanıyoruz, çok güveniyoruz, onu size emanet ediyoruz demiştik.

Eskişehir, sevgili Ayşe Ünlüce’ye sahip çıktı, destek verdi. O günden sonra da Eskişehir’de hem Eskişehirli kadınların desteğiyle hem erkek belediye başkanlarımızın, kadın belediye başkanımızın desteğiyle omuz omuza birlikte bu çok zor yükü omuzladı. Hem Eskişehir’de hem Türkiye’de hatta verdiğimiz görevlerle Avrupa Konseyi’nde Yerel Yönetimler Türkiye Delegasyonunun da başkanı olarak bizim kendisine duyduğumuz güveni, inancı hiç boşa çıkarmadı ve güçlü bir kadın olarak hepimizi gururlandırdı. Ben onun şahsında Eskişehir’e teşekkür ediyorum.

Biraz önce de söylendi, 1857’de 129 kadın işçinin yaşamını yitirmesi o günden sonra bugünün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasına sebebiyet verdi ve kutlanıyor. Dünyadaki kadın hakları mücadelesi büyük badirelerden geçti, ülkemiz ise Cumhuriyet ile birlikte bu alanda bir devrim yaptı. Bana biraz önce çok değerli sunucu arkadaşımız güzel şeyler söyledi ama yaptığımız her şey ülkenin kurucusu, partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetidir, emanetidir.

100 yıl sonra 2026 yılında, 2024 yılında kadınlara önem vermek, kotaları uygulamak, %33 olan kadın kotasını kademeli olarak %50’ye çıkarmak ya da partideki kadın belediye başkan sayısını 3.5 kat artırmak elbette ana göre kıymetlidir ama 100 yıl önce daha dünyanın en gelişmiş ülkeleri kadına bu hakları tanımamışken 1930’da yerel yönetimlerde, 1935’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde seçme ve seçilme hakkını tanıyıp 1935’te 18 kadın milletvekilini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsilini sağlamak dünyanın en devrimci işidir. Dünyanın en büyük devrimcisinin hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

Kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirle bağlı kalıp diğer yarısının göklere yükselebilmesi?" derken bir kere toplumun tüm alanlarındaki eşitlik ihtiyacına vurgu yapıp kadınları bir yerde bırakıp da ülkenin bir yere gitmeyeceğini büyük bir kararlılıkla ve çok önemli bir vizyonla ortaya koymuştur. Biz bugün toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ne söylersek ne yaparsak 100 yıl önce başlamış bir devrimin çok gecikmiş adımlarını tamamlama telaşı içinde olduğumuz için yapıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak eşit temsile inanıyoruz. Kadın kotası Cumhuriyet Halk Partisinde %20’den %33’e çıkmıştı. Tüzüğümüze bunu her yaptığımız kurultayda bir adım ileriye giderek 3 kurultay sonra, yani 2 yılda 3 yılda bir yapıldığına göre 6 ila 10 yıl içinde %50 eşit temsili sağlamayı tüzüğümüze koyduk ve oy birliğiyle geçirdik.

2019 yılında kadın belediye başkanı sayımızı üç buçuk kat artırdık. Öyle bir durumdaydık ki İzmir gibi bir şehirde bile Cumhuriyet tarihi boyunca 30 ilçemiz var en son. Daha önce daha azdı tabii. Bütün ilçelerde toplam sadece 6 kadın belediye başkanı seçilmişti bütün partilerden. Biz son seçimde 9 kadını aday gösterebildik ve 8 kadın İzmirli tarafından göreve getirildi.

Yeterli değildir, eksiktir. İzmir'de 30'da 15 olmadıkça o eksiktir. Türkiye'de bu işin yarı yarıya temsil rakamı yakalanmadıkça eksiktir. Nüfusu 300.000'in üzerinde olan kentlerde, metropol ilçelerde Adana'da Seyhan'ı, Denizli'de Merkezefendi'yi, Karşıyaka'yı, İzmir'de Konak'ı, Karabağlar'ı, Kocaeli'de İzmit'i, İstanbul'da Maltepe, Üsküdar ve Bakırköy'ü kadın belediye başkanları yönetmektedir. Bu, geçmişe göre atılmış çok önemli, çok kararlı adımdır ama yarısı kadın, yarısı erkek olana kadar eksiktir ve kararlılıkla düzeltmeye muhtaçtır.

Ayşe Ünlüce başkanımızı selamlayalım. Yine burada bulunan Bilecik'in Belediye Başkanı çok değerli başkanımızı selamlayalım. Bir selam daha yollayalım. Adana'nın Seyhan Belediye Başkanı Avukat Oya Tekin suçlanıyor. Aslında hiçbir suçunun olmadığı ortada. İddia bile, efendim sen belediye başkanısın, eşin filancayla ki o da doğru değil, onun da bir kumpas olduğu söyleniyor. Eşin filancayla oturmuş bilmem nerede görüşmüş. Burada bile Oya Tekin'e iddia eden bile eşinin yaptığı bir görüşmeden dolayı Oya Tekin'e suç atfedip onun üzerinden kendisini aylardır yetkisiz bir şekilde iddia Adana'da, Oya Tekin İstanbul'da Silivri'de tutuklu bulunuyor. Buradan Oya Tekin'e ve Silivri zindanlarında tutulan Ekrem Başkanımıza ve tüm arkadaşlarımıza selam yollayalım.

Bir de buradan bir gerçeğin altını çizmek lazım. Bunu bir erkek olarak yapmak bana düşer. Aslında bugün burada o kadar güzel, o kadar doğru konuşmacılar vardı ki en yanlış iki tanesinden biri benim, biri Talat Yalaz. Eskişehir İl Başkanımız. Bu kürsüde bugün kadınlar çok doğru şeyler söyledi. Ama bunu söylemek bana düşer. İstanbul Büyükşehir Belediye davası yarından itibaren görülecek.

Bu davada suçlanan kişinin suçu; Recep Tayyip Erdoğan'ı ve partisini her girdiği seçimde yenmiş olması ve ona hiç yenilmemiş olmasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin suçu da yapılacak ilk seçimlerde iktidara gelmek üzere emin adımlarla yürüyor olmasıdır. Bunu durdurmak isteyen anlayış, bir siyasetçiyi İstanbul'a yargı kolları başkanı olarak yolladı. Yani kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla, ana kademesiyle baş edemeyeceğini gördü. Geçmişte de çok hatalı kararlar veren, berbat kararlar veren, verdiği kararlar Anayasa Mahkemesi tarafından oy birliğiyle hak ihlali görülen birini oraya koydu. Sonra da tekrar onu siyasete çağırdı. O kişi gitti orada hukuku katletti.

Şimdi söyleyeceğim ve bana düşer dediğim kısım buradan sonrası. Şöyle bir yol izlediler. Herkesi topladılar. Özellikle de Ekrem Başkan'a yakın çalışanları ve özellikle zulmederek Ekrem Başkan'a karşı ifade vermek için insanların aldılar, evlatlarıyla tehdit ettiler, aileleriyle tehdit ettiler. Önlerine kâğıtlar koydular, at imzayı çık dışarı dediler. Dediğim gibi ifade verirsen. Vallahi Ekrem Başkan'ın dost, arkadaş bildiklerinden ya da liyakatli, dürüst bildiklerinden buradan yıllarca çıkamazsın ama Ekrem Başkan'a iftira atarsan, arkadaşlarına iftira atarsan dışarı çıkarsın deyip imzalar atıp dışarı çıkanlar oldu, iftiracılar oldu. Şimdi iddianamede bu iftiraların kanıtları, delilleri yok. O iftira edenler bunun hem inşallah hukuk önünde bu dünyada hem öbür dünyada en ağır şekilde bu iftiranın cezasını çekecekler.Olmayan olmuş gibi anlatan, imzayı atıp iftira atan dışarı çıkan; hatta bugün bir tanesi iktidara yakın bir gazetede bir sayfa röportaj vermiş. Yazın "Ya bu yaz denize girecek miyiz?" deyip sonra iftira atıp o savcının izniyle yazlığında Bodrum'da ev hapsinde duranlar oldu. Bak buradan bunu söylemek bana düşer. 450 kişi yargılanıyor ya en ağır baskıları da kadınlara çocukları üzerinden yaptılar. İftiracılar içinde bir tane kadın yok arkadaşlar, bir tane kadın yok!

Açın bakın ne kadınlar gördüm! Biri geçen hafta Aziz İhsan Aktaş davasında serbest kaldı. Yaz boyunca ağladı Silivri Kadın Cezaevi'nde. İftiracıların beyanlarına ağladı, kendisine atılan iftiralara ağladı. İlk mahkemede suçsuzluğu çıktı, şimdi dışarıya çıktı. Hüngür hüngür ağladı, önüne ittirilen kâğıda bir tane imza atmadı.

Kadınlara şöyle yaptılar: "Eşinden ayrıymışsın?" "Ayrıyım efendim." "Çocuk 12 yaşında efendim. E sensiz ne yapacak? Suçum yok bırakın gideyim efendim. At imzayı git kızının yanına." Öbürüne, "İki tane kızım var biri yurt dışında biri burada falan. Kim bakacak? Vallahi annemden başka kimse yok. Kaç yaşında? 78. Ellerinden öperim Kadriye teyzenin. At imzayı al çocuklarını." "Nasıl atayım? Ben yalan atamam, iftira atamam, öyle olmadı ki. E bu ihaleyi buna vermişsiniz. E iddianameyi ben yazdım en iyi ihaleyi yaptım, en doğru şekilde yaptım o kazandı. Öyle demesene yine, şöyle de: 'Ekrem Bey söyledi ihaleyi buna ver' diye de. Sen çık, Ekrem yatsın." "Ben bu yalanı atamam." dedi.

Bunu yapmayanlar, dedi ki sonra buna "O zaman sana iyi yolculuklar." Öyle deyince sandı ki beni Çağlayan'dan Silivri'ye gidiyorum diye iyi yolculuklar dedi savcı. Silivri'ye gitti, doktora götürdüler. Niye? Yolculuğun var. Ertesi sabah ringe bindirdiler. Birini Gebze'ye, birini Düzce'ye, birini Bolu'ya, birini Afyonkarahisar'a; iftira atmayan kadınları 26 kişilik koğuşa 40. kadın olarak yerde yatmaya. Sekiz aydır direniyorlar o iftirayı atmıyorlar. Önlerinde saygıyla eğiliyorum, önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Kerameti kendinde arayıp Ekrem Başkan'ın gölgesinde yürüyüp orada burada belki de kendisi bazı namussuzluklar yapıp imzayı atıp kendini kurtarıp masumları yakan namussuzların hepsi maalesef bizden çıktı. Bütün kadınların önünde söylüyorum ki bir tanesi sizden çıkmadı. Hepsine helal olsun.

Bu kadın erkek eşitliğinin, siyasetteki eşitsizliğin en derin hatlarından bir tanesi bugün Türkiye'yi yönetenlerin nasıl tercihler yaptığında görülüyor. Tabii Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün iki koltuğu var; birinde ben oturuyorum, birinde Recep Tayyip Erdoğan maalesef. Cumhurbaşkanı, ilk Cumhurbaşkanı, daha 1935'te meclise 18 kadın milletvekili seçilmesinin önünü açarken o rakamlara daha yeni yeni yetiştik, geçtik. Yeni, uzun süre yakalanamadı o rakamlar.

Şimdi mecliste, şimdi ülkeyi yönetirken Erdoğan'ın kabinesinde 18 tane bakanlık var, 18. Bir bakan, o da kadından aileden sorumlu bakan, sadece kadın bakan; gerisi erkek. Ben hep kadın bakanın, aile bakanlarının arkadaşlara derim: Bütçede aile bakanına, kadın bakana eleştiri olur sakın sertlik yapmayın. Çok önemli bir görev yapıyorlar; kırmayın, üzmeyin. Saygı da duyuyorum, bütün eksikliklerine rağmen yine de ayrı bir yere koyduk hep.

Bir tek bakan aileden sorumlu, kafaya bakın. Yani 18 bakandan ve bir Cumhurbaşkanı yani 19 kişiden sadece aile bakanını kadın yapıyor çünkü kafada öyle kodlamış. Kadının yeri aile, evi bu. Sen dışişlerinden, içişlerinden, kültürden, sanattan, turizmden hiçbirinden anlamazsın. Sen sadece aileden anlarsın. Evde, ailede oturacaksın, çocuk doğuracaksın, büyüteceksin, orada olacaksın, siyasette de sadece aileye sen bakacaksın.

Biz geçmişte gölge kabine yaptık; 9'u kadındı, 9'u erkekti. Şimdi Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde bir politika kurulu başkanlıkları yaptık; 6 tanesi kadın, 2 tane de koordinatör arkadaşımız, 8 arkadaşımız çalışıyor orada. Size şunu söyleyelim: Türkiye Cumhuriyeti'ni yeniden Cumhuriyet Halk Partisi yönettiğinde kadın bakan olacak ama sadece aileden değil. Yetenekleriyle, birikimiyle hangi bakanlığı kadın yönetmesi gerekiyorsa orayı kadın yönetecek.

Ayrıca şunu da söyleyelim: Aile ve Sosyal Politikalar zaten sosyal politikalar çok önemli ve bizim özellikle biraz önce söylendiği gibi temel vatandaşlık geliri diye iş bulamadığımız herkese bu ülkenin onurlu birer vatandaşı olmak için temel vatandaşlık geliri vereceğiz. Kimseyi açlığa, sefalete, barınma sorununa, hiç kimsenin çocuğunu hayata kopartamayacak kadar bir farkla arkadan başlamaması için gerekeni yapacağız. Ama bu aile ve sosyal politikaların sosyal politikalar bir yerde olacak, bakanlığın adı da Kadın ve Eşitlik Bakanlığı olacak.

Diğer taraftan, diğer taraftan, diğer taraftan aile meselesini; geçtiğimiz yıllarda emekli yılıydı, emeklinin canına okudular. Şimdi aile yılı yaptılar. Aileler, aileler büyük bir yoksullukla, işsizlikle, genç işsizliğiyle, kadın işsizliğiyle karşı karşıyalar ve maalesef, maalesef Dünya Ekonomik Forumu'nun 2025 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu'na göre kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliğin kapanması için dünya genelinde 130 yıla ihtiyaç olduğu söyleniyor.

Türkiye'de tablo çok daha ağır. Dünya Ekonomik Forumu'nun Küresel Cinsiyet Eşitliği Raporu'nda 148 ülke arasında maalesef bu iktidarın yönettiği ülkemiz 135. sırada, 135. Bizim önümüzdeki üç ülkenin isimlerini söyleyeceğim. Bakın, gerimizde değil, cinsiyet eşitliğinde önümüzdeki üç ülke: Suudi Arabistan, Papua Yeni Gine ve Umman Türkiye'nin önünde toplumsal cinsiyet eşitliğinde.

Bugün Türkiye'de kadınlar yoksulluğun en ağır yükünü çekiyorlar. Ülkemizde 15-24 yaş arası 1 milyon 889 bin kadın ne eğitimde ne istihdamda. Yani bu genç kadın nüfusun %34'ü demek. Ne okuldalar ne de işe yerleştirilmişler; evde oturuyorlar ev gençleri olarak yüzde 34. Geniş tabanlı verilere göre kadın işsizliği yüzde 40. Yani TÜİK kendi hesaplarında geniş tabanlı işsizlikte kadın %40.

Ne demek geniş tabanlı işsizlik? İşsiz olan, iş aramadan yılmış olan ya da iş arasa da bulmama umuduyla işim olsa çalışırım diyen ama çalışmayan ya da hak ettiği gibi bir işte değil; kısa zamanlı, gündelik, bölük pörçük işlerde çalışan. Belli bir yaşın üzerindeki kadınların ise üçte birinin hiçbir geliri yok, hiçbir geliri. Çalışan kadınların ise yüzde 30'u kayıt dışı çalışıyor. Hal böyle olunca da işsizlik büyük sorun ama kadın işsizliği çok daha büyük bir sorun. Kayıt dışı çalışma Türkiye'de sorun ama kadınların kayıt dışı çalıştırılması çok daha büyük bir sorun. Bir yandan da maalesef iş cinayetleri ve orada kaybettiğimiz kadınlar var.

Kayıt dışılık Kocaeli Dilovası'ndaki gibi kadınlara ölüm getiriyor. Dilovası yangınının üzerinden 120 gün geçti. 3'ü daha çocuk, 6 kadın işçimiz göz göre göre can vermişti. İş-Kur binasının hemen yanında, daha önce şikayet edilmiş, kaçak parfüm üreten ve sermayesi yine AK Partili bir iş adamına dayanan, o yüzden denetlenmeyen, o yüzden şikayet edildiği halde gidilip basılmayan ve sonra çıkan yangında 6 kadının hayatını kaybettiği o acı olay. Dilovası'nda ölen 6 kadın işçimizle birlikte geçen yıl kaybettiğimiz kadın işçi sayısı 138. Yani her ay 12 kadın işçimizi tedbirsizlik nedeniyle kaybediyoruz.

Diğer yandan ise iş cinayetleri bir yanda, erkeklerin işledikleri cinayetlerle maalesef Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun rakamlarına göre geçtiğimiz yıl 653 kadın cinayet ya da şüpheli ölüm nedeniyle yaşamını kaybetti. Geçen yıl ilk kez şüpheli kadın ölümü sayısı cinayet sayısını geçti. Aslında şüpheli kadın ölümü diye bir şey yoktur. Aydınlatılmayan dosyalar, korunan failler, sistemin koruduğu failler vardır. Aydınlatılmayan dosya diye söylendiğinde bu tablo yıllardır sürdürülen cezasızlık politikalarının bir sonucudur. Kadınların hayatını değersizleştiren bu düzen katlanılabilir ve sürdürülebilir değildir.

İktidara geldiğimizde yalnızca kadınları koruyan mekanizmaları güçlendirmekle kalmayacağız. Failleri, azmettirenleri ve bu cezasızlık düzenini kuranları hukuk önünde hesap verir hale getireceğiz. Devletin en temel görevi kadının yaşam hakkını korumaktır. Ben birçok yerde anlatıyorum, "Ya bu AK Parti hiç mi iyi bir iş yapmadı?" diyene, "Yaptı." diyorum. Hatta "Bana bir nazar boncuğu ver, onu AK Parti'ye takacaksın." dersen "Aha gel takıyorum." diye İstanbul Sözleşmesi'nden dolayı "Bu işi doğru yaptınız." diyeceğim tek iş buydu.

İstanbul Sözleşmesi, İstanbul'da İstanbul'un adını anarak, adını alarak kabul edildi bütün dünya ülkeleri tarafından. Biz hemen açıklama yaptık "Meclis'e hemen getirin oy verelim." diye ve İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında kabul edildi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak iki elimizi birden kaldırmıştık o gün destek vermek için AK Parti'nin döneminde yapılan bir işe. Ve 2011 yılı öyle bir yıl ki kadın cinayetlerinin geriye düştüğü ilk yıl oldu. Ve tek yıl oldu maalesef. Neden olduğunu söyleyeyim hepiniz hatırlayacaksınız.

Hepiniz hatırlayacaksınız eskiden kapkaç diye halen olan ama şimdi milyonda bir olan, binde bir olan ama eskiden her gün yaşanan motorlu kapkaç olayları vardı. Kadınların kolundaki çantayı kapar, bazen bırakmayan, bazen kolu takılan kadın yerlerde sürüklenir. Yapanlar yakalanır, bu kapıdan girer bu kapıdan çıkardı. Her gün haberde, üçüncü kez kapkaç yaptı yine tutuksuz yargılanıyor. Bu toplumun bir gün burasına geldi. Ben de Meclis'teydim, hepimizin burasına geldi. Nihayet Adalet ve Kalkınma Partisi "Şu kapkaçı çözelim." dedi. Partilerin milletvekilleri, bu konuyu iyi bilen milletvekilleri oturdular, iyi bir çalışma yaptılar, Adalet Bakanlığından da bilgiler alındı. Ve bir kanun çıktı kapkaç için.

Eskiden 1 yıl ceza, 1 yılla 3 yıl falan filan bir kapıdan yatarı yok çıkıyorlar devamlı. Kapkaça öyle şeyler yazdı ki hukukçular "Efendim bu suçu nitelikli hale getirelim." Getirin kardeşim. "İki kişi olursa bunları çeteye sokalım." Sokun kardeşim. "Kadın sürüklenirse kasten öldürmeye teşebbüse sokalım." Sokun kardeşim. Bir kanun çıkardık, kapkaççı dedi ki o gün "Bunlar kafaya taktı, ben bu işi yaparsam bir daha gün yüzü görmeyeceğim, 15 yıldan az yatmayacağım." O gün bugün kapkaç olayı kalmadı.

İstanbul Sözleşmesi de bütün milletvekillerinin oy birliğiyle geçince kadın cinayetleri bir tek o yıl geri gitmiş. Sonra AK Parti İstanbul Sözleşmesi'ni tartışmaya başladıkça, üstüne düşenleri yapmadıkça, en sonunda da en nihayetinde koca Meclis'in onayladığı anlaşmadan bir başına Tayyip Erdoğan tek imzayla çıkınca bence çıkmadı. Bizzat da dava açtım, kadın örgütleri de dava açtı ama Danıştay üç kişi evet dedi, iki kişi bizi destekledi diye çıkmış gibi muamele gördü. Ne oldu biliyor musunuz? Ha, kadına karşı şiddeti engelleme kanunu duruyor ya, duruyor da aynı kapkaççıda olduğu gibi bunlar hep beraber bu işi kafaya taktılar demiyor şimdi kimse. Diyor ki zaten İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldı. Yani Tayyip Erdoğan o gün attığı imzayla devleti kadının arkasından çekti. Katile de dedi ki ben eskisi kadar kararlı değilim. Ben kadın cinayetleri, kadına karşı şiddet konusunda bu mutabakattan caydım.

Bu örtülü bir talimat gibi savcının da kulağına gidiyor, hakimin de kulağına gidiyor bilinçaltından, polisin de gidiyor, bu olaya müdahale etmesi gereken herkesin gidiyor ve otomatikman birileri de bu işlerden cesaret buluyor. Onun için biraz önce Kadın Kolları Genel Başkanımız da söyledi; ben bazen böyle siyaset hem umutla hem kararlılıkla hem iddia koymakla yapılan bir iş. Böyle zaman zaman önemli iddialar koyuyoruz arkadaşlarıma da diyorum. Er ya da geç bu seçim yapılacak. Seçimi de Cumhuriyet Halk Partisi Allah'ın izniyle kazanacak. İnşallah Cumhuriyet Halk Partili bir Cumhurbaşkanı olacak. O Cumhurbaşkanı'nın Meclis'e yollayacağı ilk iş İstanbul Sözleşmesi'ni yeniden onaylamak olacak.

Bende de bir kalem duruyor. Şimdi sağ olsunlar burada da diyorlar ya, genel başkan işte kadınlarla birlikte mücadele veriyor, kadın temsilinin artması için emek sarf ediyor falan diye. 24. dönem kadın milletvekillerimiz, ben genel başkan olunca ilk dönem birlikte olduklarım bir araya gelmişler beni ziyarete geldiler genel başkan olarak. Böyle kadınların çok sevdiği bir dolma kalem almışlar bana, taşlı maşlı.

Dediler ki: "Bu kalemi sana hediye ediyoruz. Sen çok kadın dostu birisisin, bu kalemi sana hediye ediyoruz. İnşallah kadınlarla ilgili güzel kararlara imza atarsın." diye. Ben de kalemi özel kalemime verdim. O da çok emekçi bir kadın. İçine de dedim ki: "Bunun mor mürekkep çekin." Mor mürekkebi de çektirdik. Kalem Gülen'de duruyor. Ne zaman iktidar olacağız, cumhurbaşkanımız İstanbul Sözleşmesi'ni yeniden onaya yollayacak; ilk imzayı bu kardeşiniz o kalemle, o mor mürekkeple atacak.

Bunları niye yapacağız? Bugün Muğla’da Sermin Bacak, 42 yaşında eşi tarafından öldürüldü. Dün, Allah gani gani rahmet eylesin, dün Konya’da acılı ailesini ziyaret ettim, Fatma Nur öğretmenin, okulda devletin koruyamadığı bir şekilde 17 yaşındaki bir katil tarafından öldürüldü. Aynı gün Fatma Nur öğretmenle birlikte, o da Fatma Nur Çelik, o da Fatma Nur Çelik, ne fena bir tesadüf, ne acı bir tesadüftür, Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra denizde ölü bulundu.

Ama Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra, kameraların önünde, onunla görüşen bizim arkadaşlarımıza, geçtiğimiz dönem Kadın Kolları Genel Başkanımız, şimdi Kadın Politikalarından Sorumlu Politika Kurulu Başkanımıza verdiği ve kayıt altındaki sohbette diyor ki: "Beni ve kızımı öldürebilirler, sonra da cinayeti örtmek için intihar süsü verebilirler. Eğer kızımla ben ölürsek bilin ki öldürülmüşüz, bizim peşimizi bırakmayın." Bu kadının katili, geçmişte kendisini istismar eden, sonra namus temizlenecek diye zorla evlendirildiği kocası. Bu kadının doğurduğu 8 yaşındaki kendi evladına tacizde bulundu diye kadın o adamdan kaçıyor.

Ama ama düşünün ki biraz önce kardeşimizin dediği gibi, 30 yerinden bıçaklamış, 16’sı öldürücü sayılmış, 2. mahkemede salınmış, bırakılmış, sonra tepkilerle alınmış. Ya da Oya Tekin kocasının yaptığı telefon görüşmesinden cezaevinde tutuklu olacak, bu adam filanca tarikattaymış diye birileri koruyacak kollayacak ve bu adam tutuksuz yargılanacak. Şimdi de kızıyla eşi öldürülmeden önce "Ölürsek bilin ki o öldürmüştür, kaza süsü vermiştir." diyecek. Denizde bulunacaklar, hala da bunu iktidara yakın medya bu çıplaklığıyla yazmaya karartma uygulayacak, hatta yazanlar yazamasın diye gizlilik kararı koyacaklar. Böyle bir ülkede yaşıyoruz.

Onun için bir daha Fatma Nur’lar olmasın, ne Fatma Nur Çelik öğretmen öldürülsün ne kızıyla birlikte Fatma Nur Çelik ölü bulunsun diye iktidarımızın ilk döneminde hem İstanbul Sözleşmesi hem bu konudaki en caydırıcı tedbirler alınacak. Biz kadınların korkusuzca yaşadığı, gençlerin, genç kadınların umutla yarınlara baktığı bir Türkiye’yi inşa etmek için yola çıkıyoruz. Kadına yönelik şiddetin cezasız kalmasını önleyeceğiz. Yeni, etkin yasal düzenlemeleri hayata geçirip eksiksiz uygulatıp eksik uygulayanlardan hesap soracağız. Kadını siyasi, sosyal ve ekonomik hayatta güçlendireceğiz.

Her mahallede devlet kreşleri açarak kadınların hem iş hayatına hem sosyal hayata katılmalarının önündeki engelleri kaldıracağız. Aile gelirinin %6’sını aşan kreş giderlerini devlet tarafından karşılayacağız. Eşit işe eşit ücret uygulamasını hayata geçirecek, kadın emeğinin erkek emeğinden %20 daha eksik ücretlendirildiği bu düzeni ortadan kaldıracağız. Kamu alımlarını kadın girişimcileri desteklemek için kullanacağız. Kadın-erkek eşitliğini iktidarımızın ilk 5 yılının sonunda kamu eliyle yapılabilecek her şeyi yaparak bütün göstergelerde ölçülebilir şekilde eşitliğe kavuşacak adımları atacağız.

Ben hem Kadın Kollarımıza hem Eskişehir’in kadın belediye başkanlarına, Eskişehir’in kadın milletvekiline, örgütümüzdeki bütün kadınlara, bizimle mücadele veren bütün yol arkadaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Türkiye’deki bütün kadınları saygıyla selamlıyorum. Eşit, şiddetsiz, ölümsüz yarınlarda hep birlikte yaşamayı ümit ediyorum. Sevgiler, saygılar sunuyorum."