Türkiye Demiryolu İşçileri Sendikası Genel Merkez Mali Sekreteri Zeki Karakurt şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Başkan, divanımızın değerli yönetim kurulu üyeleri, Eskişehir’imizin medarıiftiharı Büyükşehir Belediye Başkanımız, kıymetli genel müdürümüz, TÜRASAŞ’ımızın kıymetli müdür yardımcıları, siyasi partilerimizin değerli il başkanları, ilçe başkanları, kardeş sendikalarımızın kıymetli yöneticileri, kıymetli hazirun, değerli genel merkez yöneticilerimiz, şube başkan yardımcılarımız, kıymetli sekreterlerimiz, emeğin ve alın terinin değerli temsilcileri; hepinizi şahsım, Demiryol-İş Sendikası Yönetim Kurulu ve Türk-İş’imizin saygıdeğer Genel Başkanı Ergün Atalay adına saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum.
Tabii ben aranızda bulunmak için geldim. Bu havayı teneffüs etmek için geldim. Değerli yönetim kuruluyla beraber çalıştığımız dostumun bir lafı var: ‘Kongreler işçilerin şölenleridir, düğünleridir.’ Bu şöleninize, bu düğününüze, bu mutluluğunuza şahit olmak için geldim. Konuşma yapmak için geldim ama bir sorum var.
Genel merkezde beraber görev yaptığımız, kıymetli, şu anda divan başkanımız Hüseyin Bey bazen benim yanıma gelir, ‘Zeki kardeş, iki dakikan varsa yarım saat bir şey anlatacağım.’ der. İş buna dönmesin. Sendikacılıkta fazla konuşmak biraz meslek hastalığı. Hakkınızı helal edin, birkaç cümle söyleyip inmek gibi bir düşüncem var.
Şair diyor ki:
‘Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz, Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz.’
Yani diyor ki bu zaman tünelinde, bu zaman yolculuğunda biz ilkbaharlara da denk geldik, gam rüzgârlarına da muhatap olduk. Neşeye de, hüzne de şahit olduk.
Buraya gelince Eskişehir…
Şöyle ki ben 6 Şubat 1999’da Sivas Şubemizin başkanlığına seçildim. Cumartesi günüydü. Pazar günü de Eskişehir kongresi vardı. Arada bir günlük bir zaman dilimi vardı.
Odamıza oturmadan Eskişehir’e geldik. Burada bir konuşma yapmıştım o zamanlar. Gençtim tabii, şimdi de çok yaşlı değilim. Hüseyin’i mikrofonla görünce tekrar o günleri anımsadım.
Kendimi gördüm. Gençliği, dinamikliği, azmi, çalışkanlığı, aklı, bilgisi bana kendimi hatırlattı. Sakın buradan kendime bir pay çıkartıyorum gibi bir şey anlaşılmasın. Hepinizi taltif ederim, özür dilerim.
Şimdi değerli dostlar, sendika en basit anlamıyla, sözlük anlamıyla işçilerin bir araya gelerek yeni haklar almak, alınmış haklar varsa onları geliştirmek için kurulmuş demokratik kitle örgütleridir. Anayasa ve yasalar çerçevesinde faaliyet gösterirler.
Değerli arkadaşlar, bir hakkın alınabilmesi için haklı olmak yetmez. Bunun yanında güçlü de olmak gerekir. Ne demek istiyorum? Hangi güçten bahsediyorum? Tabii ki fiziki güçten bahsetmiyorum.
Sendikacılar, yani sizin emaneti kendilerine tevdi ettiğiniz arkadaşlar, bu gücü temsil etmiş olduğu üyesinin el ele, kol kola, gönül gönüle, omuz omuza olmasından alır. Yoksa sendikacının başka bir gücü yoktur. Sizin gücünüz de size hizmet etme gayesinden başka bir amacı yoktur.
Geriye doğru baktığımız zaman nicelik ve nitelik açısından, yani sayı ve kalite ile ilgili durum değerlendirildiği zaman, Şeker-İş’imizin değerli başkanı da burada, biz küçük sendikalardan biriyiz. 31 bin üyemiz var ama nitelik bakımından Türk-İş Genel Başkanımız bizim aramızdan çıkmış bir şahsiyet.
Onun gücü, bilgisi, tecrübesi, ulu bir çınar ağacı altında bizler de demiryolu işçisine, Eskişehir Şubesine, sizlerden almış olduğumuz bu emaneti en iyi şekilde sizlere hizmet olarak vermekten başka bir gayemiz ve amacımız yok.
Tabii Eskişehir Şubesi hem demiryollarının kuruluşunda önemli bir merkezdir hem de öncü teşkilattır. Bununla beraber Sakarya ve Sivas’ta da üç bağlı ortaklığa bağlı fabrikalar var. Sendikacılığın da lokomotifi Eskişehir’dir.
Bakın, Sivas’ta olmama rağmen ilk kurucu hareket, ilk ateş Eskişehir’den yakılmıştır. Zaman içerisinde bu akamete uğramıştır.
Sendikacılıkta iki tane temel ana nokta vardır. Temel direk diyebiliriz bunlara. Bir tanesi temsilde adalettir. Yani çalışan üyenin buralarda temsil kabiliyeti noktasında yerlerini almasıdır.
Salondaki genç harekete bakıyorum. Gururla, iftiharla söyleyebilirim ki gençlik, bizim yerimizi dolduracak bilgi, donanım ve kapasiteye sahip insanlardan oluşuyor. Bizler yolun sonuna geldik.
Peki, ikinci unsur ne? İkinci unsur da yönetimde istikrar. İşte burada Eskişehir’i biraz Sivas’la kıyaslıyorum. Bütün 27 yıllık sendikacılık hayatımda Eskişehir’de buna sıkça rastladım ben. Bu benim için üzücü bir durum.
Yani bir türlü yönetimde istikrar sağlanıp hizmete odaklanamıyoruz. Sürekli bir iç çekişme, olağanüstü kongre, muhalefet girişimleri…
Değerli arkadaşlar, bizlerin tek bir amacı var: İşçiye hizmet etmek.
Eğer ki başımızda bulunan insanlar, yani bir liderde olması gereken özellikler; birincisi akıl, ikincisi bilgi, üçüncüsü inovatif özellik, yani çözüm odaklılık, empati, muhatabını anlayabilme, dürüst olması, insanlara dokunabilmesi gibi özellikleri yansıtan bir şube başkanımız var.
Eğer sizlere hizmet edemediğine, sizi temsil edemediğine, bilgisi, kapasitesi, çalışkanlığı, azmi size yetersiz geliyorsa bunu değiştirin. En tabii hakkınız. Ben dahi değiştiririm.
Ama ‘Marifet iltifata tabidir.’ derler. Ben görüyorum ki dinamikliğiyle, bilgisiyle sadece tecrübede biraz noksanlık olabilir. Bunu da görevine devam ettirerek, ona destek olarak, yani iltifat ederek marifete dönüştürme yolu sizlerin elindedir.
Sizlerden istirhamım, özellikle yapılan çalışmalara ben burada girmek istemiyorum. Sayın Belediye Başkanımız da burada. Uzunca süredir buradayız, misafirleri fazlaca yormak istemiyorum.
Yaptığınız protokoller, sözleşmeler, bunların hepsinin herkes farkında. Bunları nasıl yapıyoruz? Bunlar birlikten, beraberlikten, el ele olmamızdan kaynaklanan bir geri dönüşüm.
Bu duygu ve düşünceler içerisinde sizin seçmiş olduğunuz insanların arkasında durmak gibi bir sorumluluğunuz var. Onların da aldıkları bu emaneti layıkıyla yerine getirmesi, sizlerin sesine kulak vermesi, 7/24 sizlere hizmet etmesi gerekir.
Gerçi haftanın sekizinci gününden, günün yirmi beşinci saatinden bahsettim ama başka 24 saat yok. Sizlere hizmet etmek gibi bir amaçları olmalı.
Yaptığımız bu kongrenin, bu şölenin başta Eskişehir Şubemize, Demiryol-İş Sendikamıza, Türk-İş camiamıza ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.
Hepinizi, beni sabırla dinlediğiniz için saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.”





