Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş şu ifadeleri kullandı;
"Yeni bir saldırıyla daha karşı karşıyayız. Mutlak butlan kavramıyla belki ilk kez karşılaşıyoruz ancak bu, saray merkezli saldırıların yeni olduğu anlamına gelmiyor. Halkı sindirmeye yönelik bu girişimler ne yazık ki ilk değil ve büyük olasılıkla son da olmayacak. Bizler bunlara karşı topyekûn mücadele etme iradesi göstermedikçe sarayın yeni hamleleri ve yeni saldırıları gündeme gelmeye devam edecektir.
Partimizin kararlı tutumunun bir yansıması olarak, mutlak butlan kararının alındığı ilk gün yaptığımız açıklamayı bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Kararın açıklanmasının ardından aynı akşam olağanüstü bir Parti Meclisi toplantısı gerçekleştirdik ve değerlendirmelerimizi şu başlıklarla kamuoyuyla paylaştık.
Birincisi, bu karara ve saray rejiminin karşı devrimci tüm saldırılarına karşı direneceğimizi söyledik. Bu kararın ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ve o koltuğa geçmeye niyetlenen herkesin sarayla iş birliği içerisinde olduğunu vurguladık. İktidarın icazetiyle ana muhalefet koltuğuna oturacak hiçbir kişiyi tanımayacağımızı da açıkça ifade ettik.
O günden bu yana, değerli yurttaşlar, bu değerlendirmelerimizin tek bir noktasından dahi geri adım atmış değiliz. Çünkü yaşananları Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç meselesi, bir parti içi çekişme ya da mücadele konusu olarak görmüyoruz. Bu nedenle yaklaşımımızda herhangi bir değişiklik olmadı ve olmayacak.
Ancak geldiğimiz noktada, dost acı söyler anlayışıyla dostça bir uyarıda bulunma sorumluluğunu da taşıyoruz. Örneğin sıklıkla kullanılan "baba ocağı" tabiri var. Eğer tartışmayı bu eksene oturtursak, mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç konusu gibi algılanmaya başlanır. Daha doğrusu, tartışmanın bu zemine çekilmesine istemeden de olsa katkı sunulmuş olur.
Bizim gördüğümüz tablo, saray rejiminin bu meseleyi bilinçli şekilde parti içi bir sorun haline getirmeye çalıştığıdır. Amacının da tam olarak bu olduğunu düşünüyoruz. Yetkisiz ve görevsiz mahkemelerin, üstelik hukuka aykırı kararlarıyla ortaya çıkan bu durumu bir kayıkçı kavgası gibi göstermeye çalıştıklarını görüyoruz. Toplumun da bu şekilde düşünmesi için çaba harcandığı açıktır.
Bu nedenle kendisini saray rejiminin karşısında konumlandıran herkes için bu oyuna itiraz etmek mutlak bir görev ve sorumluluktur.
Günlerdir memleket bir kısır tartışmanın içine hapsedilmeye çalışılıyor. Saray rejiminin görmek ve topluma göstermek istediği yüksek siyaset anlayışı tam da budur. Birileri çıkacak, birbirlerine söz söyleyecek, karşılıklı hukuk hamleleri yapılacak; tüzükler ve yönetmelikler tartışılacak. Her akşam ekranlarda aynı yorumcular, kimin ne dediğini, aslında ne demek istediğini ve bundan sonra hangi tarafın hangi adımı atacağını konuşacak.
İstedikleri tablo budur. Bu tartışmalar sürerken gerçek sorumlular arka planda rahatça yollarına devam edecek. Biz ise her geçen gün daha da yoksullaşacağız. Ay sonunu getirmekte zorlanacağız. Çocuklarımız okulda bir öğün yemek dahi yiyemeyecek. Buna karşılık bazıları masanın başına oturup sabah akşam anket sonuçlarına bakacak; yeni bir parti kurulursa ne olacağını, hangi senaryonun nasıl sonuç vereceğini tartışacak. Günler ve geceler boyunca bu gündemlerin arkasına saklanarak bildiklerini yapmaya devam edecekler.
Bu nedenle buradan tüm halkımıza seslenmek istiyorum. Herkes şunu bilmelidir ki biz, dünden daha büyük bir kararlılıkla ve daha büyük bir umutla mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz."