Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu adına konuşan Süreyya Üner şu ifadeleri kullandı;
"Bundan tam 33 yıl önce, 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta göz göre göre, planlı bir şekilde 33 aydın ve 2 otel emekçisi diri diri yakıldı. Bu, münferit bir "linç" değil; örgütlü, kışkırtılmış, cezasızlık zemininde büyütülmüş bir derin devlet operasyonuydu. Katliam öncesi günlerce dağıtılan bildiriler, yayılan yalanlar, hedef gösteren manşetler, göz yumulan gerici mitingler ve nihayetinde seyirci kalan kolluk kuvvetleri, hepsi aynı senaryonun parçalarıydı.

Bugün, yeryüzünün en kapsamlı savaş aygıtı NATO'yu ve ABD Başkanı'nı Ankara'da dikensiz gül bahçesinde ağırlamak adına sıkıyönetim dönemlerini hatırlatan, tüm alanları ve eylemleri yasaklayan devlet, 33 yıl önce Madımak'ta aydınların, yazarların ve sanatçıların diri diri yakılmasını izledi. Bir kentin merkezinde, 15 dakikada tüm güvenlik güçlerini bölgeye aktararak bu toplu olayı önleyebilecekken, saatlerce pasif biçimde beklemeyi tercih etti. Halklarımız bunu asla unutmayacaktır.

Tam da bugün, aynı baskıcı zihniyetin bir yansıması olarak şehrimizde gerçekleştirilen NATO Zirvesi bahane edilerek Eskişehir Valiliği tarafından anayasal hakkımız olan her türlü eylem ve etkinlik yasaklanmıştır. Sivas'ta 33 canımızın yakılmasına saatlerce seyirci kalan devlet aklı, bugün Eskişehir'de emperyalizmin en büyük savaş aygıtı NATO'yu rahat ettirmek uğruna bizlerin, emek ve demokrasi güçlerinin sesini kısmaya çalışmaktadır. Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu olarak, sıkıyönetim günlerini aratmayan bu antidemokratik yasağı, toplanma ve ifade özgürlüğümüze yönelik bu açık gaspı kabul etmiyor, şiddetle kınıyoruz.

Karanlık dehlizlerde planlanıp uygulanan katliamda ateş sadece Madımak Oteli'ne değil, sönmemek üzere yüreklerimize de düştü.

Yüreğimiz hâlâ kanıyor, hâlâ yanıyor. Çünkü Madımak'ta yalnızca insanlar değil; düşünce ve ifade özgürlüğü, laiklik, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama umudu da yakıldı.

AKP iktidarı boyunca cemaatler ve tarikatlarla kurulan ittifaklar sayesinde eğitimden yargıya, sağlıktan güvenliğe kadar her alan dinî referanslarla yeniden dizayn edildi. Bir cemaatin tasfiyesi, başka cemaatlerin önünü açarak telafi edildi. Laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu politikalar sadece kurumları değil, toplumsal dokuyu da tahrip etti. Kadın hakları, LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkı, Alevilerin inanç özgürlüğü ve seküler eğitim sistemi doğrudan hedef alındı. Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumu dinî referanslara göre şekillendiren bir aparata dönüştürüldü. Kamusal kaynaklar dinî dernek ve vakıflara aktarıldı. Bu yetmezmiş gibi, tarikatlar ve onların servetleri ile finans varlıklarına yönelik inandırıcı ve halkın vicdanını rahatlatan bir denetim yapılmadı.

Bu uygulamalar, Sivas Katliamı'nın zihinsel zeminini oluşturan tekçi ve otoriter anlayışın günümüzdeki yansımalarıdır.

Cezasızlık politikası, aynı zihniyetin iktidarda olduğu AKP döneminde daha da pervasızlaştı.

Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçek failler yargılanmadı. Tersine, ödüllendirildi. Firari sanıklar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmedi. Adresleri bilinen failler korunarak kamu görevlerinde çalışmaları, askerlik yapmaları ve evlenmeleri görmezden gelindi. Arama kararları olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Üstelik katliam sanıklarının avukatlarının AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılması, yalnızca adaletsizliği değil, aynı zamanda ideolojik ortaklığı da açıkça ortaya koymaktadır.

Laikliğe, adalete, emeğe ve barış içinde bir arada yaşama idealine yönelik saldırılar sürüyor.

Bugün iktidarda olanlar, sadece geçmişin karanlıklarını aydınlatmaktan kaçınmakla kalmıyor, aynı karanlığı derinleştirmeye de devam ediyor. Kutuplaştırıcı dil, hedef gösterme siyaseti ve muhalefeti kriminalize eden uygulamalar artarak sürüyor.

Biliyoruz ki laiklik karşıtı politikalar sadece Alevilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin demokratik geleceğini ve özgürce bir arada yaşama iradesini tehdit etmektedir.

Biliyoruz ki gericiliğe yaslanan bu politikalar, aslında halkımızın ve gençlerin bilimden, akıldan ve toplumsal vicdandan beslenmesini engellemek içindir.

Sivas Katliamı, sadece bir inanç grubuna değil; tıpkı 10 Ekim Katliamı gibi, farklı olan herkese, tüm muhalif kimliklere, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerine karşı organize bir sindirme operasyonudur.

Katliamlara, ölümlere alışmayacağız.

Alışmayacağız. Alışmak yeni katliamlara davetiye çıkarmaktır.

Alışmayacağız. Alışmak faşizmin kurumsallaşması demektir.

Alışmayacağız. Her türlü gerici ve ırkçı dayatmaya karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Unutmayacağız, unutturmayacağız.

Unutmuyoruz. Çünkü unutturulmak istenen her gerçek, gelecekte daha büyük adaletsizliklerin kapısını aralar.

Unutmuyoruz. Çünkü bu ülkede hâlâ laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir yaşam için direnen milyonlar var.

Unutmuyoruz. Sivas'ın hesabı sorulana, gerçek failler yargılanana ve Madımak Oteli bir "Utanç Müzesi"ne dönüştürülene kadar bu ülkenin vicdanı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.

Sivas Katliamı'nın 33. yılında yaşamını yitiren canları saygıyla anıyoruz.

Sivas Katliamı'nı unutmadık, unutmayacağız."