Kanal 26 ekranlarına konuk olan Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler şu ifadeleri kullandı;
"Sanayicimiz ve tüccarımız, ticareti bilen insanlardır. Almayı da satmayı da bilirler. Matematik yapma kabiliyetleri vardır. Zaten kendi işlerini son derece başarılı şekilde yöneten üyelerimizden bahsediyoruz. Üstelik Eskişehir’in en büyük sivil toplum kuruluşlarından birini temsil ediyoruz.
Burası demokratik bir ortam. Bugüne kadar odaya kazandırdığınız değerler, kurumsal yapının güçlendirilmesi, işleyişin geliştirilmesi ve üyelere sunulan hizmetler son derece kıymetli. Üyelerimiz de bütün bunları değerlendiriyor.
Sonuçta ben bu göreve tek başıma talip olmuyorum. Don Kişot değilim ki yel değirmenlerine karşı tek başıma mücadele edeyim. Bu bir ekip işi. Ekip arkadaşlarımızla birlikte hareket ediyoruz. Ortalama 104 kişilik bir çalışma ekibiyle bu süreci yönetiyoruz.
Elbette ben de kendi adıma bu göreve talip oluyorum. Ortaya koyduğum bir planlama ve hedefler var. Ancak sizi destekleyen insanları sandığa getirmek, üyelerin yaklaşık yüzde 50’sinin seçimlere katılmasını sağlamak kolay bir iş değil. Gerçekten zor. Çünkü tek bir oyunun sonucu değiştirmeyeceğini düşünen üyelerimiz de vardı. Buna rağmen sorumluluk hissederek geldiler ve oylarını kullandılar.
Bu nedenle adaylık meselesi kolay bir iş değil. Birikim, donanım ve tecrübe gerekiyor. Geçmişte yaptıklarınız, bugün ortaya koyduklarınız ve gelecekte yapmayı planladıklarınızın tamamı önemli.
Ancak kamuoyunun çok fazla bilmediği bir gerçek var. Yönetim kurulumuzda ve meclisimizde görev yapan arkadaşlarımızın tamamı gönüllülük esasıyla çalışıyor. Hiçbir maaş almadan buraya zaman ayırıyorlar. Gerektiğinde ailelerinden, gerektiğinde kendi işlerinden fedakârlık ediyorlar.
Biz buraya bir şey almaya değil, emeğimizi, zamanımızı ve birikimimizi ortaya koymaya geliyoruz. Gerçekten gönülden çalışıyoruz. Ben her zaman söylüyorum. Meclisimizde görev alan arkadaşlarımız zaman harcıyor, emek harcıyor, gerektiğinde kendi ceplerinden para harcıyor. Buna rağmen odadan huzur hakkı, maaş ya da harcırah almıyorlar. Tek kuruş karşılık beklemeden gelip katkı sağlıyorlar.
Bunu özellikle anlatıyorum çünkü bizim odalarımızın yapısı biraz farklı. Hepimiz bu kentte yaşıyoruz. Hayatımızın önemli bir bölümü Eskişehir’de geçti. Dolayısıyla bu kente karşı bir sorumluluğumuz var. Biz de çeşitli alanlarda inisiyatif alarak, sorumluluk üstlenerek bu borcumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz.
İşin bir de insanı mutlu eden tarafı var. Aksi hâlde hiç kimse kendi işinden, ailesinden ve özel hayatından bu kadar zaman ayırmak istemez. Buradaki arkadaşlarımızın hepsinin kendi mesleği, kendi işi var. Ancak aynı zamanda temsil ettikleri bir kitle de bulunuyor.
Arkadaşlarımız temsil ettikleri üyeleri ziyaret ediyor, onlarla istişarelerde bulunuyor, sorunlarını dinliyor ve dertleşiyor. Sahada edindikleri bilgileri de odamıza taşıyorlar.
Bunun karşılıklı bir kazanımı da var. Meclis üyelerimizin sosyal ilişkileri gelişiyor. Örneğin bir arkadaşımızın temsil ettiği 500 kişilik bir üye grubu olabilir. O insanlarla ilişkilerini güçlendiriyor, sosyal çevresini genişletiyor. Bunun kendi ticaretine de olumlu yansımaları olabilir. Ancak temel mesele, temsil ettiği insanlara karşı sorumluluğunu yerine getirmesidir.
Dolayısıyla buralar gerçekten zaman ayrılması gereken yerler. Ben bu nedenle görev üstlenen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dört yıl boyunca da Eskişehir ticaretine ve üyelerimize daha fazla zaman ayıracaklar.
133 yıllık geçmişe sahip köklü bir odanın başkanlığını yürütüyorum. Elbette zaman zaman geçmişe dönüp bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Eskişehir Ticaret Odası 133 yıl önce nereden başlamış, hangi aşamalardan geçmiş, bugüne kadar neler ortaya koymuş? Bunların hepsini değerlendirmek zorundayız. Burada mütevazı olmamak gerekiyor. Gerçekten 133 yıllık bir odanın, İki Eylül Caddesi’nde bir pasajın içerisinde hizmet verdiği dönemleri biliyoruz. Fiziki altyapısı son derece yetersizdi. Arşivinden çalışma alanlarına kadar pek çok sorun vardı. Personelin kendisini rahatça geliştirebileceği bir ortam bile bulunmuyordu. Yıllarca o şartlarda hizmet verildi.
Hedefleri doğru belirlemek ve ihtiyaçları doğru analiz etmek gerekiyor. Eskişehir Ticaret Odası’nın öncelikle güçlü bir fiziki altyapıya ihtiyacı vardı. Bunu çok net söylüyorum. Çünkü fiziki altyapıyı oluşturmadan üzerine başka bir şey inşa edemezsiniz. Biz Eskişehir Ticaret Odası’nın önümüzdeki 50 yılını düşünmek zorundaydık. Bu kentin 50 yıl hizmet verecek bir oda binasına, kongre merkezine ve fuar merkezine ihtiyacı vardı. O dönem bu stratejik kararları almak hiç kolay değildi. Özellikle fuar merkezi meselesi Eskişehir’de yaklaşık 60 yıldır konuşulan bir konuydu. Yapılır mı, yapılmaz mı, çalışır mı, çalışmaz mı diye sürekli tartışılıyordu.
Bugün geldiğimiz noktada sonuçlar ortada. Kongre merkezimizde ve fuar merkezimizde çok sayıda etkinlik gerçekleştiriyoruz. Bakın, 2025 yılında bu iki merkezde toplam 420 bin kişiyi ağırladık.
Bunu özellikle vurguluyorum çünkü bu etkinliklerin Eskişehir ekonomisine çok önemli katkıları var. Bunun çarpan etkisini doğru analiz etmek gerekiyor.
2026 yılı için hedefimizi 520 bin kişi olarak belirledik. Bununla da yetinmiyoruz. İlk toplantımızda arkadaşlarıma 2030 yılında Eskişehir Ticaret Odası’nın nerede olması gerektiğini sordum. Odaya geldiğinizde bu hedeflerimizi görebilirsiniz.
Bizim 2030 yılına kadar kompleksimizde yılda 1 milyon insanı ağırlayacak bir planlama yapmamız gerekiyor.
Bunu neden söylüyorum? Çünkü Eskişehir ekonomisinde hizmet sektörünün çok önemli bir yeri var. Kentimizde ekonomik faaliyetlerin yaklaşık yüzde 50’si hizmet sektörüyle bağlantılı. Dolayısıyla bu sektörün desteklenmesi gerekiyor.
Eskişehir’de böyle bir ekonomik yapı oluşmuş. Bunun nedenleri ayrıca tartışılabilir. Ancak mevcut yapıyı dikkate alarak hareket etmek zorundayız.
Hiçbir şey yapmazsanız, yeni projeler üretmezseniz, insanları bu kente getirecek nedenler oluşturmazsanız Eskişehir’e kimse kendiliğinden gelmez. İnsanların bu şehre gelmesi için bir sebep yaratmanız gerekiyor. Artık ülkeler değil, kentler birbiriyle yarışıyor. Siz bir şey yapmazsanız Afyonkarahisar yapıyor, Kütahya yapıyor, Ankara yapıyor, Konya yapıyor. Yıllardır böyle oldu. Siz harekete geçmediğinizde fırsatları başka kentlere kaptırıyorsunuz.
Bu nedenle Eskişehir’in bu alanlarda güçlü yatırımlara ihtiyacı var. Açıkçası bu ölçekteki yatırımları gerçekleştirebilecek başka bir kurum da yok.
Biz ne yaptık? Öncelikle fiziki yatırımlarımızı tamamladık. Bugün Eskişehir Ticaret Odası’nın bir lira borcu yok. Bunu çok net söylüyorum.
Üstelik odamız artık yalnızca üyelerinden elde ettiği gelirlerle ayakta duran bir kurum değil. Farklı gelir kaynakları oluşturduk. Eskişehir Ticaret Odası’nı kendi kaynaklarını üretebilen bir yapıya kavuşturduk. Yeni gelir kaynakları oluşturmaya da devam ediyoruz.
Attığımız her adımda, hayata geçirdiğimiz her projede yalnızca bugünü düşünmüyoruz. Eskişehir Ticaret Odası’nın 10 yılını, 20 yılını, hatta 30 yılını planlayacak kararlar almaya çalışıyoruz.
İş dünyasında da zaten uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Mesela müze açtık. Peki, neden müze açıyoruz? Eskişehir Ticaret Odası’nın müzesini oluştururken oradan para kazanmayı düşünmedik. Amacımız kentin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkı sağlamaktı.
Kongre merkezimize baktığınızda neredeyse iki günde bir etkinlik düzenlendiğini görüyorsunuz. Geçtiğimiz yıl 168 etkinlik gerçekleştirmişiz. Bu kolay bir iş değil.
Eğer o fiziki altyapıyı zamanında oluşturmasaydık bugün bu etkinliklerin hiçbirini gerçekleştiremezdik.
Bir örnek daha vereyim. Eskişehir’de bir voleybol organizasyonu düzenledik. Bu organizasyon sayesinde bir ay içerisinde kentimizde yaklaşık 30-35 bin konaklama gerçekleşti.
O dönemde bazıları, "Eskişehir Ticaret Odası’nın voleybolla, Voleybol Federasyonu’yla ne işi var?" diye sordu. Ancak meseleye yalnızca bir spor organizasyonu olarak bakmamak gerekiyor. O 35 bin konaklamadan elde edilen gelir Eskişehir Ticaret Odası’nın kasasına girmedi. Otellerimizin, restoranlarımızın, esnafımızın, yani üyelerimizin cebine girdi. Doğrudan kent ekonomisine katkı sağladı. İşte benim anlatmaya çalıştığım çarpan etkisi tam olarak bu.
Bir şey yapmazsanız hiçbir sonuç elde edemezsiniz. Ama bir organizasyon gerçekleştirir, bir proje ortaya koyarsanız bunun ekonomik karşılığı da olur. Kentte hareketlilik oluşturursunuz, yeni fırsatlar yaratırsınız.
Benim artık Eskişehir Ticaret Odası’na bakışım bu. Odamızın öncelikli görevi Eskişehir ekonomisine katkı sağlayacak işler yapmak olmalı. Bütün çalışmalarımızı, projelerimizi ve organizasyonlarımızı bu anlayışla şekillendirmemiz gerekiyor. Asıl mesele Eskişehir ekonomisine değer katabilmek. Daha iyilerini de yapacağız inşallah."





