Kurtuluş Mahallesi Muhtarı Akın Günyüzü şu ifadeleri kullandı:

“Son günlerde sosyal medyada yer alan ‘Muhtarlıklar kapatılacak’ yönündeki haber ve paylaşımlar üzerine kamuoyunu doğru bilgilendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Muhtarlık müessesesi, 19 Ekim 1829 tarihinde Osmanlı Padişahı II. Mahmut döneminde kurulmuştur. İlk seçimler İstanbul'un merkez mahallelerinde yapılmış, 1833 yılında Taşköprü'de, 1834 yılında ise Bolu'da halkın katılımıyla gerçekleştirilen seçimlerle muhtarlık sistemi taşraya yayılmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 Anayasası ile anayasal bir statü kazanan muhtarlıklar, zaman içerisinde yapılan düzenlemelerle bugünkü yapısına ulaşmıştır. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız da yakın zamanda muhtarların beklediği olumlu düzenlemelerin yapılacağını ifade etmiştir. Ayrıca 19 Ekim, 2015 yılından bu yana Muhtarlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Muhtarlıklar bir makamdan, binadan veya tabeladan ibaret değildir. Muhtarlar, demokrasimizin temel taşlarından biri ve devletimiz ile milletimiz arasındaki en güçlü gönül ve hizmet bağlarından biridir.

Mahallelerin ihtiyaçlarını ve vatandaşların sorunlarını yakından takip eden muhtarlar, çözüm üretmek amacıyla ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde çalışmaktadır. Hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeksizin, haftanın 7 günü, 24 saat hizmet anlayışıyla görevlerini yürütmektedirler.

Buraya kadar her şey iyi, güzel ve hoş. Ancak sosyal medyada vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun muhtarlıkların kaldırılmasından yana olduğunu görüyoruz. Peki, neden?

Bir muhtar olarak vatandaşlarımızın bu konudaki görüşlerine büyük ölçüde katılıyorum. Nedenini açıklamak istiyorum.

Değerli dostlar, ülkemizde 50 binin üzerinde muhtar bulunuyor. Adeta bir muhtar cennetiyiz. El insaf.

Ülkemizde maalesef birçok konuda aşırılık var. Artık ciddi anlamda tasarrufa gidilmesi gerekiyor. Aslında bu, çoktan yapılması gereken bir düzenlemedir.

Örneğin, Almanya ile nüfusumuz birbirine yakın olmasına rağmen Almanya'daki kamu aracı sayısı 20 bin civarındayken ülkemizde bu sayı 100 binin üzerindedir.

Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık 350 milyon nüfusa karşılık 350 civarında milletvekili bulunduğunu düşünelim. Yani yaklaşık 1 milyon kişiye bir milletvekili düşüyor. Bizde ise 85 milyon nüfusa karşılık 600 milletvekili bulunuyor.

Üstelik ülkemizde, başka ülkelerde bulunmadığını düşündüğüm, ömür boyu ödenen emekli milletvekili maaşı uygulaması var. Araç, şoför, sekreter, danışman ve aile bireylerini de kapsayan kapsamlı sağlık hizmetleri gibi imkanlar da cabası. Güzel Rabbim vermiş de vermiş.

Bakınız, seçim yardımları dışında siyasi partilere her yıl 6,5 katrilyon lira kaynak aktarıldığını ifade ediyoruz. Bu miktar, 50 bin muhtara bir yılda ödenen toplam paranın yaklaşık beş katına karşılık geliyor.

Bazı vatandaşlarımız, köy muhtarlıklarının devam etmesini ancak şehir merkezlerindeki muhtarlıkların kaldırılmasını savunuyor. Peki, bu yaklaşım ne kadar doğru?

Eskişehir'de 540 mahalle ve muhtar bulunuyor. Bunların 170'i merkezde, diğerleri ise kırsal mahallelerde görev yapıyor.

Odunpazarı ilçemize baktığımızda, yaklaşık 430 bin nüfusa karşılık 85 muhtarımız var. Bunların 52'si kırsal mahalle muhtarı ve bu mahallelerin toplam nüfusu yaklaşık 30 bin. Merkezde ise yaklaşık 400 bin nüfusa 33 muhtar hizmet veriyor.

İlçelerimize bağlı köylerde 10, 20 veya 30 haneli yerleşim yerleri bulunuyor. Şehir merkezinde de 300 ya da 500 haneli mahalle muhtarlıkları var. Etmeyin, yazıktır, günahtır.

Bana göre ilk etapta ülkemizde, şehrimizde ve ilçelerimizde mahalle ve muhtarlık sayılarının en az yüzde 50 oranında azaltılmasını sağlayacak kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır.

Elbette muhtarlar kimsenin arka bahçesi değildir. Ancak tasarruf yapılacaksa yalnızca muhtarlıklar üzerinden hareket edilmemelidir. Yukarıda saydığımız alanlarda ve daha birçok konuda da en az yüzde 50 oranında ciddi tasarruf tedbirleri uygulanmalıdır.

Yalnızca muhtarları hedef almak doğru bir yaklaşım değildir.

Mevcut durumda muhtarların görev ve sorumluluklarının yetersiz olduğunu düşünüyorum. Muhtarlık sayısı azaltılırken görev ve yetki alanları genişletilmelidir.

Hatta muhtarlara, kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelerde kendi mahallelerini ilgilendiren konularda söz ve oy hakkı tanınmalıdır. Bununla da yetinilmemeli, ilgili meclislerde yeterli sayıda muhtarın temsil edilmesi, söz ve oy hakkına sahip olması sağlanmalıdır.

Elbette kamuya maliyet oluşturan ve gereksiz görülen yapılar yeniden değerlendirilmelidir. Devletimizin üzerindeki mali yük azaltılmalı, kamu kaynakları daha verimli kullanılmalı ve bu kaynaklar vatandaşlarımızın gerçek ihtiyaçlarına yönlendirilmelidir.

Ancak bütün bunların gerçekleşebilmesi, kamu yönetiminin tamamını kapsayan ciddi bir tasarruf anlayışıyla mümkündür.

Bu mesele yalnızca makam veya mevki koruma mücadelesi olarak değerlendirilmemelidir. Muhtarlık sistemi, insanlara doğrudan ulaşan, vatandaşların sorunlarıyla ilgilenen ve devlet ile millet arasındaki bağı güçlendiren bir yapıdır.

Bu nedenle muhtarlık sistemi çağın ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden düzenlenmeli, görev ve yetkileri güçlendirilerek hizmet kalitesi artırılmalıdır.

Esas olan, devletin yereldeki kapısı olan muhtarlıkların tamamen kapatılması değil, mevcut eksikliklerin giderilerek daha verimli ve işlevsel hale getirilmesidir.”