Eskişehir’in işlek caddelerinde yürüyenler için bazı adresler sıradan bir duraktan fazlasını ifade ediyor. Karakedi Bozacısı da bu adreslerden biri olarak, yıllardır kentin gündelik hayatında yer almayı sürdürüyor. İçeri girildiğinde hissedilen eskiye ait atmosfer, geçmişten bugüne taşınan bir alışkanlığın izlerini taşıyor.

Karakedi Bozacısı’nın temeli 1925 yılında Hacı Tahir Ürersoy tarafından atıldı. Küçük bir işletme olarak başlayan bu yolculuk, bugün Eskişehir’de dört farklı şubeyle devam ediyor. İbrahim Karaoğlan Şubesi Sorumlusu Ümit Bozkuş, işletmenin ilk yıllarını anlatırken dönemin şartlarına dikkat çekti. Ümit Bozkuş, “O zaman tabii yokluk var; çok güzel bir şehir değil, toz toprak içinde bir şehir. Ama tutunmuşlar, yapmışlar, çok uğraşmışlar. Helva ile başlamışlar ve bugünlere gelmişiz.” dedi.

İşletmenin adı ise zamanla ortaya çıkan bir durumdan doğdu. Ümit Bozkuş, Karakedi isminin hikâyesini şu sözlerle anlattı: “Karakedi ismi, dükkânın kuruluşunda komşumuz bir kolonyacı var: Karakedi Kolonyaları diye. Bizden çok daha meşhur o zamanlar. O kolonyacı işi bitirip dükkânı kapatınca, herkes bizim patronlara ‘Karakedi Kolonyası nereye gitti? Karakedi nerede?’ diye sormaya başlıyor. Sorulardan bıkan patronlarımız, bu ismi kendilerine koymaya karar veriyorlar. Karakedi ismi oradan geliyor.”

İşletmenin yönünü belirleyen önemli gelişmelerden biri 1950’li yıllarda yaşandı. İlk yıllarda helva ve şerbet üretimi yapan Karakedi, Bursa’ya yapılan bir ziyaret sırasında bozayla tanıştı. Bu tanışma, zamanla işletmenin ana ürünü haline geldi. Ümit Bozkuş bu süreci, “Bursa’ya gidiyorlar ve orada bozayı görüyorlar. ‘Biz de yapalım’ diyerek, göre göre başlıyorlar bu işe.” sözleriyle anlattı.

Üretim yönteminde yıllar içinde bazı değişiklikler olsa da temel yaklaşım korunuyor. Geçmişte odun ateşiyle yapılan üretim bugün doğal gazla sürdürülüyor. Ancak bakır kazan kullanımı devam ediyor. Ümit Bozkuş, “O zaman doğal gaz yoktu, odunla pişiriliyordu boza. Şimdi o değişti ama yine bakır kazanda pişiyor. Çünkü gıda üzerinde bakırın önemi çok fazla.” ifadelerini kullandı.

Karakedi Bozacısı, zamanla Eskişehir’in kent hafızasında yer edinen bir mekâna dönüştü. Şehre gelen ziyaretçiler ve burada eğitim gören öğrenciler, bu deneyimi farklı şehirlere taşıdı. Ümit Bozkuş, “Her gelenin memleketlerine gittiklerinde ‘Karakedi Bozacısı vardı, gidersen bana boza getir.’ demeleriyle bu hafıza oluşuyor.” dedi.

Eskişehir’in bir üniversite kenti olması da bu bilinirliği artıran unsurlar arasında yer aldı. Ümit Bozkuş, “Eskişehir’de üç üniversite var. Burada okuyan arkadaşlar bozayı tanıdıktan sonra memleketlerinde Karakedi’yi anlatıyorlar. Eskişehir’de ‘Ne yenir, ne içilir?’ denildiğinde boza birinci sırada geliyor.” ifadelerini kullandı.

Boza, mısır, şeker ve sudan yapılan, mayalı bir içecek olarak daha çok kış aylarında tüketiliyor. Buna rağmen yılın farklı dönemlerinde de talep görmeye devam ediyor. Karakedi Bozacısı’nda yaz aylarında üretim azalıyor ancak tamamen durmuyor. Ümit Bozkuş, bozanın işletmenin temel ürünü olduğunu belirterek, yaz döneminde limonata ve dondurma da sunduklarını, ancak bozanın yerini koruduğunu ifade etti.

Dijitalleşmenin etkisiyle birlikte işletmenin yeni kuşaklara ulaşmasında sosyal medya da etkili oluyor. Ümit Bozkuş, bu değişimi “Zaten genç kuşak bizi sosyal medya ile tanımış oluyor. Reklamlar, siz yapmasanız bile müşteri aracılığıyla yapılıyor artık. Sosyal medya çok büyük bir ağ ve gücü tartışılmaz.” sözleriyle anlattı.

Yaklaşık bir asırlık geçmişe sahip olan Karakedi Bozacısı, helva ile başlayan yolculuğunu bozayla sürdürerek Eskişehir’de günlük hayatın bir parçası olmaya devam ediyor. Dört farklı şubesiyle hizmet veren işletme, geçmişten gelen üretim anlayışını koruyarak kentte varlığını sürdürüyor.