Eskişehir’de ESMİAD tarafından kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen sempozyum yoğun katılımla gerçekleştirildi. Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon’da düzenlenen etkinlikte alanında uzman isimler bir araya geldi.

“Bir gün değil, her gün” mesajının öne çıktığı programda, kadınların haklarını bilmesinin ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesinin önemi vurgulandı. Katılımcılar, bu konuda ortak bir bilinç oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

Sempozyumda yapılan konuşmalarda, kadına yönelik şiddetle mücadelede izlenmesi gereken yollar ele alınırken, çözüm odaklı değerlendirmeler paylaşıldı.

Panelde Prof. Dr. Hakan Karakehya, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ayhan Gökalp, ŞÖNİM Müdürü Nurten Verim Bal ve Psikolog Tuba Öz konuşma yaptılar.

ESMiAD Kadın Komisyonu Başkanı Seray Kurtiş Kuyucu şu ifadeleri kullandı;

“Bugün sizlerle kadına yönelik şiddeti konuşmak için değil, bir gerçeği değiştirmek için bir aradayız. Kadına yönelik şiddet bireysel değil, toplumsal bir meseledir. Sessiz kaldıkça büyüyen, görmezden gelindikçe de güçlenen bir meseledir. Bizler bugün burada susmayanların tarafındayız; görmezden gelmeyenlerin, mücadele edenlerin tarafındayız. Unutmayalım ki 1 kadının güvende olmadığı bir toplumda hiç kimse gerçekten güvende değildir.

Bugün buradan 1 sözle ayrılalım: Şiddetin karşısında duracağız, eşitliğin ve saygının yanında olacağız. Çünkü biz biliyoruz ki 1 gün değil, her gün birlikteyiz. Bu organizasyonda emeği geçen ESMİAD Yönetim Kurulu Değerli Avukatı Harun Günçay’a yönetim kurulumuz ve şahsım adına çok teşekkür ediyoruz. Katılımlarınız için ayrıca sizlere de teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

Panelde bir konuşma gerçekleştiren Prof. Dr. Hakan Karakehya şu ifadeleri kullandı;

Kadına yönelik şiddet her zaman çok ciddi bir problemdi ama son yıllarda daha fazla duyuluyor ve bununla mücadeleye yönelik devlet tarafından da çok ciddi tedbirler alınıyor, kanuni düzenlemeler yapılıyor. Ama bununla birlikte hani toplumumuza hakim olan ataerkil bir toplumsal yapı var.

Mevzuattaki yapılan değişiklikler, buna karşı alınan önlemler çok çabuk sonuç vermiyor. Mevcut yerleşik o kültürü değiştirmek toplum içerisindeki biraz zor olabiliyor. Kadın bakımından hani şiddete uğramış, örselenmiş; belki çok uzun zamandır bunun ızdırabını çekiyor. Ama arkasında özellikle ekonomik gücü yoksa, başına neler geleceğini bilmiyorsa bir yola çıkmak, şiddete karşı başkaldırmak onun için çok zor oluyor.

Öncelikle hukuki yollara başvurduğunda nelerle karşılaşır, bunların üzerinde durmak istiyorum. Hani bir avukata gittim; hukuki süreç nasıl ilerler, ne tür hukuki imkanlar var, avukat bana neler sağlar; bu konuyla ilgili size anlatımlarda bulunacağım. Artık birçok kadın hani toplumsal değişim sürecinde şiddete boyun eğmek zorunda olmadığının farkında. Ekonomik gücü olmasa da hani böyle bir hayat benim hakkım değil ve dolayısıyla buna boyun eğmek zorunda değilim diyor ve tepkisini göstermek istiyor.

Erkekler olarak bizler daha o değişim sürecinde, tabii ki bunun içerisinde istisnalar var, kadın haklarına çok saygılı hemcinslerimiz de var ama toplumsal yapıya genel olarak baktığımız zaman hala o ataerkil yapının etkisiyle evde benim dediğim olacak, dediğim yapılmıyorsa psikolojik şiddet uygulayabilirim, ekonomik şiddet uygulayabilirim, cinsel anlamda benim arzularım ben istediğim zaman yerine gelecek gibi genel bir bakış açısı var ve bu talepleri karşılanmayınca da şiddete başvurabiliyor.

Bunun karşısında kadınlar artık eskiden buna boyun eğip kaderim böyleymiş, artık bunu çekeceğim diyorlardı ama artık demiyorlar. Demedikleri için kadına karşı şiddette hep duyduğumuz o, ya bu benim kendi kanaatim, televizyonlardaki haberlerde kadın cinayetlerinin çok fazla artması, kadına yönelik şiddetin bu kadar çok gündeme gelmesi sadece artık sosyal medyanın ve iletişimin gelişmesinden kaynaklı olarak değil, aynı zamanda bu iki cinsiyet arasındaki şiddete bakış açısındaki farklılaşmadan da kaynaklanıyor. Erkekler olarak biz daha çok hala eski düzene biraz tabiyiz, benim dediğim olur modunda bakıyoruz olaylara; kadınlar da artık değiştiler, ben buna mecbur değilim, saygı görmek istiyorum, bu hayatta mutlu bir şekilde ilerlemek, saygı görmek benim de hakkım diyorlar.

Bu şekilde hukuki sürece başvurduğunuz zaman bir avukata gittiğinizde ne olur? Öncelikle buna karar vermek zor zaten dediğim gibi. Hani ailenizin desteği ne olacak? Karşı tarafın ailesiyle, özellikle evliyseniz iç içe girmişseniz, çocuklarınız var ve evde de sürekli tekrar eden artık eziyet boyutuna gelmiş bir şiddet varsa ya da bazen evlilik dışı ilişkilerde de olabiliyor; hani birliktelikler var, karşı taraf erkekten şiddet görüyor ama buna karşı ses çıkartamayabiliyor kadın. Bu tür durumlarda hukuki yola başvurma kararını verebilmek en zoru. Hani aklından geçiriyordur ama harekete geçmek her zaman çok kolay olmuyor çünkü bir sürü yerleşik toplumsal yapılar var. Dediğim gibi aileler iç içe geçmiş, ortada çocuklar var, ekonomik olarak belki eşinizin desteğiyle ayakta duruyorsunuz ve bu sürece başladığınızda yalnız kalacağınız korkusu da söz konusu olabiliyor.

Ben avukata gittiğiniz kısımdan devam edeyim. Bir avukata gittiğiniz zaman artık yalnız değilsiniz. İyi bir avukat sizi sorgulamaz, neden demez. Bazen kadında şey korkusu da oluyor; niye eşine karşı böyle yapıyorsun, o sana niye şiddet uyguladı? Yani sanki mevcut durumun sorumlusu da siz olabilirmişsiniz gibi mağdurken suçlanıyormuş durumuna gelebiliyor. Böyle bir şeyle karşılaşmazsınız. Sizi sadece dinler, sorununuz varsa çözüm bulmaya çalışır ve haklarınız olan şeylerin neler olduğunu size ayrıntılı olarak açıklar.

Yani öncelikle ses çıkartmak lazım. Hukuk harekete geçenin yanındadır, haberdar olduğunun da yanındadır ama birçok kez eğer mağdur olan kişi harekete geçmezse hukuk düzeni bundan haberdar olamıyor. Kriminolojide siyah noktalar dediğimiz şey vardır. Aslında bir sürü suç işleniyor toplum içerisinde; hakaretler, kasten yaralamalar vesaire. Çok ağır suçlar olmadığı sürece birisi diğerine yumruk atıyor burnunu kırıyor, bir diğeri hakaret ediyor, öbürü tehdit ediyor ama bunlar adli organlara iletilmediği zaman siyah nokta olarak kalıyor, istatistiklere yansımıyor. Yani istatistiklere yansıyandan çok daha fazla toplum içerisinde işlenen suç var. Kadına yönelik şiddet fiilleri de böyle; yansıyanlar olanların çok çok az bir kısmı, siyah noktalar çok fazla.

Bunun için öncelikle dolayısıyla işlenen suçların siyah noktalar içerisinde kalmaması için öncelikle mağdurun harekete geçmesi lazım. Hukuk sizin mağdur edildiğinizden, örneğin eşinizin size karşı kasten yaralama fiilini işlediğinden sizden habersiz haberdar olsa bile eşe karşı işlenen kasten yaralama fiilleri resen kovuşturuluyor örneğin şiddet bakımından. Türk Ceza Kanunu'nda yasa koyucu kadına karşı yönelik fiillerin birçoğunu resen soruşturulur ve kovuşturulur hale getirmiş, bir kısmı bakımından da cezayı artırıcı bir nitelikte hal olarak öngörmüş bunu. Yani suçun temel cezası diyelim 4 aydan 1 yıla kadar, kadına karşı işlendiğinde diyor ki 6 aydan az olamaz ya da ceza bir kat artırılır, yarı oranında artırılır gibi kadına karşı işlenen suçlarda cezaları daha da artırmış. Mesela kasten öldürme fiillerinde kasten insan öldüren temel ceza olarak müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır, kadına karşı işlenirse ağırlaştırılmış müebbet hapis var. Eşe karşı işlenen kasten yaralama, kasten yaralamanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde olanı takibi şikayete bağlıdır 86'ya 2'ye göre ama eşe karşı işlenirse 86'ya 3'e göre resen kovuşturulur. Siz sonra gidip eşiniz hakkında şikayetinizi geri alsanız bile kamu davası devam eder. Ama bunun için adli organların bundan haberdar olması lazım.”

Daha sonra söz alan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ayhan Gökalp da şu ifadeleri kullandı;

“Bildiğimiz gibi yakın ilişkilerde şiddet ve istismar sadece günümüze ait değil, insanlık tarihi kadar geçmişi olan bir sorundur. Aslında insan var olduğu gün itibarıyla şiddet üreten bir canlı türüdür. Maalesef şiddet, özellikle yaygın ve genel bir şekilde yakın ilişkiler kapsamında kendini göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti; bireyin kendisine, başkasına, belirli bir topluluk veya gruba yönelik yaralanma, ölüm, fiziksel zarar, bazı gelişim bozuklukları veya yoksunlukla sonuçlanabilen tehdit ya da fiziksel zor kullanma şeklinde tanımlamıştır.

Şiddetin türlerine gelecek olursak; fiziksel şiddet, sözlü şiddet, cinsel şiddet, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, dijital ya da siber şiddet, flört şiddeti ve ısrarlı takip olarak günümüzde yer almaktadır. İşin adli boyutu olarak da Cumhuriyet Başsavcılığımızda bu yöndeki tür şiddetler öne çıkmaktadır.

Aile içi şiddetin başlıca sebepleri olarak; özgüven eksikliği, depresyon, öfke kontrolsüzlüğü, çocuklukta istismar edilmek, duygusal güvensizlik ve bağımlılık, erkeklerde toplumsal cinsel rolüne uygun olmamak korkusu, düşük gelir düzeyi, işsizlik, madde ve alkol bağımlılığı olarak belirleyebiliriz.

1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasamızın "Kanun Önünde Eşitlik" başlıklı 10. maddesinde, kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu düzenlenmiştir. Yine Anayasamızın 41. maddesinde; ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayandığı, devletin ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın belirlediği ilkeler kapsamında Türk Ceza Kanunu hükümleri, Türk Medeni Kanunu hükümleri, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, bu kanunların uygulama yönetmeliği, şiddet önleme ve izleme merkezleri ve bu yöndeki çıkarılan yönetmelik, teknik yöntemlerle takip yöntemleri ve özellikle son yıllarda önemli mevzuat değişiklikleri ile buna hukuki güvence altına alınarak esaslı ve kapsayıcı bir hukuk sistemi kurulmuştur.

Aile içi şiddetin dağılımına baktığımızda, bizim önümüze gelen dosyalarda da belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır. Kadına karşı şiddet olayları en yüksek orana sahiptir. Bu oranı takip eden çocuklara yönelik şiddet ve yaşlılara yönelik şiddet olarak devam etmektedir.

6284 sayılı Kanun 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ile bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak koruyucu ve önleyici tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Kanunun uygulanması için mutlaka şiddetin gerçekleşmiş olması gerekmemektedir. Şiddetin gerçekleşme ihtimali ya da tehlikesinin bulunması da bu kanun hükümlerinin uygulanması için yeterlidir.
6284 sayılı Kanun'un uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır. Bu bağlamda temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili, süratli ve etkin bir usul izlenmektedir.

Aynı kanunun 2. maddesinde kadına yönelik şiddet; kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranış biçimini ifade etmektedir. Burada önemle arz etmek istediğim husus şudur: Eğer kadınlarımız sırf cinsiyetlerinden dolayı bir ayrıma tabi tutulmaları da şiddet olarak değerlendirilmektedir.

6284 sayılı Kanun'un 3, 4 ve 5. maddelerinde koruyucu ve önleyici tedbirler yer almaktadır. Koruyucu tedbirler daha çok şiddetin mağduruna yönelik, önleyici tedbirler ise şiddet uygulayan kişilere yönelik düzenlenmiştir. Koruyucu tedbirler; mülki amir, kolluk amiri ve hakim tarafından verilen tedbir kararlarıdır.

Mülki amir tarafından verilen kararlar; kendisine veya gerekiyorsa beraberindeki çocuklara bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yerinin sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmetinin verilmesi, hayati tehlikesinin bulunması hâlinde ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması, gerekli olması hâlinde korunan kişinin çocukları varsa kreş imkânının sağlanmasıdır.

Burada bir kısım mülki amirin yetkileri, gecikmesinde sakınca bulunan hâller kapsamında kolluk amirine de bu tedbirlerin uygulanması yönünde yetki verilmiştir. Ancak kolluk amirinin uygulamış olduğu bu tedbirler, ilk iş günü içerisinde ilgili mülki amirin onayına sunulur. Mülki amir 48 saat içerisinde onaylamak zorundadır. Eğer mülki amir onaylamazsa kendiliğinden hükümsüz kalır.”