Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği Başkanı M. Sadık Yurtman şu ifadeleri kullandı:

Eskişehir ili Mahmudiye/Fahriye Mahallesi ile Sarıcakaya Düzköy, Laçin ve Beyköy mahallelerinde Jeotermal Enerji Santralleri ile ilgili olarak Eskişehir Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğünce “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmiştir.

Yine Eskişehir Odunpazarı Ağapınar ve Eşankara’da jeotermal sondaj arama kuyusu için Valiliğe başvuru yapılmış ve ÇED kararları beklenmektedir. Buralarda 3 ve 2’şer adet sondaj kuyusu açılması planlanmaktadır.

Halkımızı proje süreçleri, yapılacak çalışmalar ve çevreye olası etkileri konusunda doğru bilgilendirmek adına bu açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür.

Son yıllarda “yeşil ve temiz enerji” söylemiyle barışçıl bir yatırım gibi sunulan jeotermal kaynak arama ve işletme faaliyetleri, Türkiye’nin en verimli tarım havzalarında telafisi imkânsız doğa tahribatlarına yol açmaktadır. Başta Aydın Büyük Menderes Havzası olmak üzere, jeotermal enerji santrallerinin ve kontrolsüz sondaj kuyularının yarattığı çevresel yıkım, bugün çevre örgütlerinin ve yerel halkın en büyük direniş gerekçelerinden biri haline gelmiştir.

Şirketlerin proje tanıtım dosyalarında kâğıt üzerinde taahhüt ettiği “sıfır zarar” senaryolarının sahada karşılık bulmadığı bilimsel raporlarla kanıtlanmıştır. Jeotermal sondaj ve arama faaliyetlerinin toprağımıza, suyumuza ve havamıza verdiği gerçek zararları kamuoyunun bilgisine Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) olarak sunuyoruz.

Jeotermal akışkanlar yerin yüzlerce metre altından çıkarılırken karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının yanı sıra son derece zehirli hidrojen sülfür (H₂S), amonyak ve ağır metalleri de beraberinde yüzeye taşımaktadır. Aydın’da halkın geceleri yoğun şekilde hissettiği “çürük yumurta kokusu”, havaya salınan hidrojen sülfür gazının doğrudan kanıtıdır. Bu gaz atmosferde kükürt dioksite dönüşerek asit yağmurlarına neden olmakta; incir, zeytin ve pamuk bahçelerini kurutmakta, rekolteyi dramatik şekilde düşürmektedir.

Jeotermal akışkanların taşıdığı en tehlikeli elementlerin başında bor, arsenik, cıva ve lityum gelmektedir. Yüksek maliyetlerden kaçınan şirketlerin, bu zehirli sıvıları yer altına geri basması gerekirken, gizlice veya kazara derelere ve çaylara saldığı bilinmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı ile bilimsel kuruluşların verilerine göre JES salınımları nedeniyle Büyük Menderes Nehri’ndeki bor miktarı normal değerlerin 150 katına kadar çıkmıştır. Bu zehirli sularla sulanan birinci sınıf tarım topraklarında yüksek sodyum birikimi yaşanmakta, topraklar tuzlu hale gelerek çoraklaşmakta ve kalıcı olarak üretim dışı kalmaktadır.

Sondaj aşamasında dahi yer altındaki yüksek basınçlı katmanlara ulaşıldığında kontrol edilemeyen kuyu püskürmeleri meydana gelebilmektedir. Bu püskürmeler sonucunda tonlarca sıcak ve ağır metalli akışkan doğrudan tarım arazilerine ve meralara yayılarak canlı yaşamını anında yok etmektedir. Ayrıca kuyu cidarlarının yeterince iyi çimentolanmaması veya çatlaması durumunda, derindeki zehirli jeotermal su üst katmanlardaki temiz içme ve kullanma suyu akiferlerine, yani yer altı nehirlerine sızarak bölgenin tüm su ağını kalıcı olarak kirletmektedir.

Sondaj alanlarından ve santrallerden yükselen devasa sıcak su buharı kütleleri, bölgenin nem dengesini bozarak yerel iklimi değiştirmektedir. Aşırı nem bitkilerde mantar hastalıklarını artırırken, gürültü ve endüstriyel kirlilik bölgedeki kuş, memeli ve sürüngen popülasyonlarının yaşam alanlarını terk etmesine yol açmaktadır.

Sonuç olarak, herhangi bir bölgede ister Aydın’da ister İç Anadolu’da ya da Eskişehir’de olsun açılacak her yeni sondaj kuyusu bu çevresel felaket zincirine eklenen yeni bir halkadır. Yatırım dosyalarında yer alan “membran serilecek, sızdırma olmayacak” taahhütleri sahada denetimsizlik ve kâr hırsıyla birleştiğinde Kızılcaköy’de, Germencik’te ve Büyük Menderes Havzası’nda görülen çevre tahribatlarına dönüşmektedir.

“Yenilenebilir” adı altında tarım topraklarımızın, su kaynaklarımızın ve halk sağlığımızın ipotek altına alınmasına izin verilmemeli; tüm jeotermal projeler kümülatif, yani bütüncül etkileriyle ve bağımsız bilim insanlarının raporlarıyla yeniden değerlendirilmelidir.

Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) olarak halkımıza ve kamuoyuna sesleniyoruz. Doğanın geri dönüşü yoktur. Toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize sahip çıkalım.”