Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Eskişehir Temsilcisi Esra Doğan şu ifadeleri kullandı:

"Deniz Oktay davasının karar duruşması için Eskişehir Adliyesi önündeyiz. Deniz Oktay, bu şehirde kayboldu. Günler sonra, yakılmış bedeni ormanlık alanda bulundu.

Sanık İdris Gökmen hakkında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Ancak sanık tarafı, öldürme eylemini kabul etmekle birlikte; cinayetin niteliğini hafifletmeye çalışıyor. “Tasarlama yoktur, olay spontane gelişmiştir” deniyor. Araçta bulunan benzin ise “Eskişehir gibi soğuk bir ilde, gazlı bir arabada, benzin bulunması kaçınılmazdır” sözleriyle açıklanıyor. Yani bir kadının öldürülmesinden ve naaşının yakılmasından söz ettiğimiz dosyada, en kritik delillerden biri sıradanlaştırılmaya çalışılıyor.

Biz tam da bu nedenle buradayız. Çünkü bugün mahkemenin vereceği karar, yalnızca bir failin alacağı cezayı belirlemeyecek. Aynı zamanda kadın cinayetlerinde erkek şiddetinin nasıl görüldüğünü, nasıl adlandırıldığını ve inandırıcılıktan son derece uzak savunmaların kabul görüp görmeyeceğini de gösterecek. Pek çok dosyada karşılaştığımız gibi (i) spontane gelişti savunması, cinayetin hafifletilmesine ve (ii) kadının hayatının tartışmaya açılması, failin eyleminin gölgelenmesine hizmet edecek mi? Bu ihtimalin peşini bırakmayacağız. Çünkü kadın cinayetlerinde adalet, yalnızca mahkûmiyet kararıyla değil; suçun adının doğru konulması ve şiddeti aklamaya çalışan savunmalara geçit verilmemesiyle sağlanıyor.

Bu nedenle karar duruşmasına girerken yalnızca dosyanın sonucunu değil, bu cinayetin nasıl adlandırılacağını da tartışıyoruz. Bir kadının öldürülmesi, bedeninin yakılması ve ardından bütün bunların “spontane gelişen olay” diye tarif edilmesi, kadın cinayetleri davalarında karşımıza çıkan cezasızlık dilinin en tipik örneği. Bu dil; failin eylemini hafifletiyor, şiddeti bağlamından koparıyor; öldürülen kadının yaşamını, ilişkilerini ve davranışlarını tartışmaya açıyor.

Sanığın “küfür etmeseydi bunlar olmazdı” sözleri de aynı hattı sürdürüyor. Sorumluluğu failden alıp öldürülen kadına yüklemeye çalışan bu yaklaşımı çok iyi tanıyoruz. Kadın cinayetleri davalarında yıllardır erkeklerin ne yaptığı değil, kadınların nasıl yaşadığı sorgulanıyor. Kadının kimlerle görüştüğü, ne söylediği, neye itiraz ettiği, nasıl davrandığı ceza indiriminin zemini haline getirilmeye çalışılıyor.

Biz bu zemini reddediyoruz. Bu davada Deniz Oktay’ın hayatı değil, İdris Gökmen’in eylemi yargılanıyor. Mahkeme kararında da bunun karşılığını görmek istiyoruz: Kadınların yaşamını tartışmaya açan değil, erkek şiddetini tüm ağırlığıyla cezalandıran bir karar bekliyoruz.

Deniz Oktay dosyasını incelediğimizde, önemli bir eksikle daha karşılaşıyoruz. Dosyada, kadın bedeninin pazarlanmasına ilişkin ciddi iddialar görüyoruz. Bu iddiaların fuhşa sürükleme suçu yönünden ayrıca soruşturulması gerekiyordu. Ancak bu yönde etkin bir soruşturma yürütülmedi. Bu, yalnızca teknik bir hukuki eksiklik değil; kadınlara yönelik şiddetin hangi ilişkiler içinde üretildiğini görmeyi reddeden erkek egemen bakışın sonucu.

Takip ettiğimiz davalar gösteriyor ki; kadına yönelik şiddet, çoğu zaman tek bir eylemle başlamıyor ve tek bir eylem üzerinden açıklanamıyor. Ekonomik sömürü, cinsel sömürü, tehdit, denetim, bağımlılık ilişkileri ve en nihayetinde kadın cinayeti… Hepsi, aynı “erkek egemen düzen” içinde birbirine bağlanıyor. Bu bağlantılar kurulmadığında, dosya yalnızca teknik bir yargılama konusu gibi görülüyor; fakat kadını ölüme götüren süreç, eksik bırakılıyor.

Bu nedenle Deniz Oktay davasını yalnızca öldürme anına sıkıştıran her değerlendirme eksik kalacaktır. Failin kurduğu tahakküm, dosyaya yansıyan sömürü ilişkileri, kadın bedeninin metalaştırılmasına ilişkin iddialar ve bütün bunların nasıl soruşturulduğu birlikte ele alınmalıdır. Çünkü adalet, yalnızca ölüm anını cezalandırmakla değil; o ölümü mümkün kılan şiddet ilişkilerini görünür kılmakla sağlanır.

Kadın cinayetlerinde verilen her indirim, yalnızca o failin cezasını azaltmıyor; erkek şiddetine toplumsal bir alan açıyor. “Kadının davranışı tartışılırsa ceza hafifler” mesajı, yeni şiddet biçimlerini besliyor. Bu yüzden Deniz Oktay davasında kurulacak her hüküm, yalnızca hukuki bir sonuç doğurmayacak; kadınların yaşam hakkına, erkek şiddetine ve cezasızlık düzenine dair toplumsal bir mesaj verecek.

Bir kez daha altını çiziyoruz. Kadınların yaşam hakkı, faillerin savunma stratejileriyle pazarlık konusu yapılamaz. Kadınların hayatı, mahkeme salonlarında ahlaki denetime tabi tutulamaz. Kadın cinayetleri, “ilişki içi tartışma”, “anlık öfke” ya da “spontane gelişen olay” gibi bahanelerle hafifletilemez.

Buradan hareketle, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak talebimiz oldukça net. Deniz Oktay davasında hiçbir indirim uygulanmamalı. İdris Gökmen, tasarlayarak ve canavarca hisle kadın cinayeti suçundan hak ettiği cezayı almalıdır. Ayrıca, kadın bedeninin pazarlanmasına ilişkin iddialar görmezden gelinmemeli; fuhşa sürükleme suçu yönünden etkin bir soruşturma yürütülmelidir.

“Deniz Oktay’ı ölüme götüren şiddet, sömürü ve tahakküm ilişkileri tüm yönleriyle ortaya çıkarılana kadar” bu dosyanın takipçisi olacağız. Deniz Oktay için adaleti sağlatacağız. Kadın cinayetlerini durduracağız."