Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Eskişehir Temsilcisi Esra Doğan şu ifadeleri kullandı:
"Bugün Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca tarafından Meclis gündemine taşınan Eskişehir Cezaevi'ne ilişkin hak ihlali iddiaları hakkında söz söylemek için buradayız.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre cezaevinde tutulan 3 LGBTİ+ tutuklu, ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını, kötü muamele gördüklerini, sağlık haklarına erişimlerinin engellendiğini ve yaptıkları başvuruların sonuçsuz bırakıldığını ifade ediyorlar.
Bu iddialar ciddidir.
İddiaların bütün yönleriyle soruşturulması, kamuoyunun şeffaf biçimde bilgilendirilmesi ve sorumluların ortaya çıkarılması devletin en temel yükümlülükleri arasındadır.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak, Sevda Karaca’nın gündeme getirdiği iddiaları ciddiye alıyoruz. Çünkü bu ülkede ayrımcılığın ve cezasızlık kültürünün nasıl işlediğini biliyoruz. Kadınların yaşam hakkı mücadelesi boyunca, hak ihlallerinin nasıl görünmez kılınmaya çalışıldığına, mağdurların nasıl yalnızlaştırıldığına ve eşitlik taleplerinin nasıl hedef hâline getirildiğine defalarca tanıklık ettik. Yani bugün tartışılması gerekenin LGBTİ+'ların var oluşu değil, hak ihlali iddiaları olduğunu en iyi biz biliyoruz.
Kadın hareketinin on yıllardır süren mücadelesi ve bu mücadele sonucunda elde edilen kazanımlar, bugün "kutsal aile" ve "aileyi koruma" söylemleri adı altında yeniden tartışmaya açılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği hedef alınıyor, nafaka hakkına yönelik müdahaleler gündeme geliyor, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması meşrulaştırılmaya çalışılıyor ve LGBTİ+'ların var oluşu siyasi tartışmaların konusu hâline getiriliyor.
Daha açık söyleyelim: İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkılmasından nafaka hakkına yönelik saldırılara kadar uzanan çizgi, kadınların ve LGBTİ+'ların eşit yurttaşlık taleplerini sınırlayan, toplumsal cinsiyet eşitliğini bir hak değil, tehdit olarak gören aynı siyasi anlayışın ürünüdür. Bu yüzden, toplumsal sorunların kaynağını eşitsizliklerde değil, hak talep edenlerde arayan anlayışla mücadelemiz ortaktır.
Kadın hareketi olarak cezasızlık kültürünü iyi tanıyoruz.
Kadın ölümlerinden şüpheli kadın ölümlerine kadar pek çok dosyada gördük ki, hak ihlalleri etkin biçimde soruşturulmadığında yalnızca adalet duygusu zedelenmiyor, yeni ihlaller için de uygun zemin oluşuyor.
Bu nedenle Eskişehir Cezaevi'ne ilişkin iddiaların etkin biçimde soruşturulması, yalnızca bireysel adalet açısından değil, ayrımcılığın yeniden üretilmesini engellemek açısından da büyük önem taşıyor.
Söz konusu iddiaların münferit olayları işaret etmediğinin, dolayısıyla sadece mağdurların ya da LGBTİ+ hareketinin meselesi olmadığının da altını çiziyoruz. Bu iddialar, insan haklarından, hukuktan, eşit yurttaşlıktan yana olduğunu savunan herkesin meselesidir. Buradan hareketle, şehrimizden yükselen “Ölmek istemiyoruz.” çığlıklarının kent kamuoyunda yeterince karşılık bulmadığını not etmeyi de önemsiyoruz. Eskişehir'de yaşayan LGBTİ+'lar uzun yıllardır görünmez kılınmaktan, ayrımcılıktan ve kamusal alanda yalnız bırakılmaktan şikâyet ediyor. Cezaevine ilişkin iddiaların kent kamuoyunda hak ettiği ağırlıkla tartışılmamasını, bu tablonun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Eskişehir gibi uzun yıllardır “demokratik, özgürlükçü ve çağdaş bir kent” kimliğiyle anılan bir şehirle karşı karşıya olduğumuz bu sessizlik hiç bağdaşmıyor.
Talebimiz nettir:
Eskişehir Cezaevi'ne ilişkin ayrımcılık ve kötü muamele iddiaları etkin biçimde soruşturulmalı.
Tutukluların can güvenliği ve sağlık hakkı güvence altına alınmalı.
Kamuoyu süreç hakkında şeffaf biçimde bilgilendirilmeli.
Sorumluluğu bulunan kişiler hakkında gerekli idari işlemler gecikmeksizin uygulanmalı.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak ayrımcılığın, nefretin ve cezasızlığın karşısında, insan onurunun, eşit yurttaşlığın ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin yanında olmaya devam edecek, yaşam hakkı ve eşit yurttaşlık mücadelesinde kimseyi geride bırakmayacağız."





