Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye’de yaklaşık 2 yıldır devam eden ve kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreci, bölgemizde meydana gelen gelişmelerden bağımsız değerlendirmek asla mümkün değildir.

İsrail’in 2023 yılından bu yana gerek askeri gerek diplomatik alanda giderek genişleyen hareket alanı, son olarak Abraham Anlaşmaları üzerinden elde etmeye çalıştığı imtiyazlar ve başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin bu gelişmeler karşısındaki yetersiz tutumu, İsrail’i daha cüretkâr hâle getirmektedir.

Arz-ı Mevud tasavvurunun ortaya koyduğu coğrafi hedefler dikkate alındığında, bu yayılmacı anlayışın nihai olarak Türkiye’yi doğrudan tehdit ettiği açıktır. Son gelişmeler hep birlikte düşünüldüğünde, Saadet Partisinin bu bakışının ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.

Bu tablo karşısında Türkiye’nin yapması gereken, dış müdahalelere ve bölgesel hesaplara açık hâle gelebilecek bütün iç kırılganlıkları ortadan kaldırmaktır.

Ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üretim ve kalkınma bu bakımdan her ne kadar hayati ise iç huzur ve güvenliğin sağlanması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve ülke içindeki istikrarlı bir zeminin tesis edilmesi de aynı ölçüde önemlidir. Türkiye’nin yalnızca ekonomik bağımsızlığa değil, aynı zamanda istikrarını kendi iradesiyle koruyabilecek bir stratejik bağımsızlığa ihtiyacı vardır.

Terörsüz Türkiye süreci bir günde başlayan ve kısa süre içerisinde karara bağlanan bir süreç değildir. 1 Ekim 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde başlayan yeni siyasi sürecin üzerinden tam 659 gün geçmiştir.

Bu 659 günde Saadet Partisi olarak biz birçok teknik ve hukuki raporu incelemiş, birçok uzmanı dinlemişizdir. Bu süre boyunca farklı görüşlerin, kaygıların ve itirazların açıkça ifade edilebildiği; meselenin siyasi, hukuki, güvenlik ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirildiği bir istişare zemini oluşturulmuştur.

Sürecin başından itibaren kaygılarımızı açıkça dile getirirken yapıcı eleştirilerimizle çözüm önerilerimizi de ortaya koyduk. Komisyonda ve diğer görüşmelerde Türkiye’nin istikrarına, giderek artan İsrail tehdidine ve yükselen kamplaşma tehlikesine ilişkin uyarılarımızı yaptık.

Kaygılarınızı biliyoruz. Bütün ihtimalleri, geçmiş tecrübeleri ve önümüzdeki riskleri değerlendirip sonunda Milli Görüş’ün ölçüleri içerisinde Türkiye için doğru olan, şartlı ve sorumluluk sahibi bir “evet” duruşuna karar verdik, kanaat getirdik.

Şimdi çerçeve yasası hakkında birkaç şey ifade etmek istiyorum.

Yapılan teknik ve hukuki incelemeler neticesinde bu yasa hakkında kamuoyunda oluşan bazı kanaatleri açıklığa kavuşturmak gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü böylesine önemli bir meseleyi söylentiler, sosyal medya paylaşımları ve siyasi yorumlar üzerinden değil, doğrudan kanun hükümleri üzerinden değerlendirmek zorundayız.

PKK ve KCK hâlâ açıkça terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Abdullah Öcalan’a siyasi veya hukuki statü yoktur.

Kanunda federasyon, özerklik, ayrı bölgesel statü, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi ve ayrı egemenlik alanı gibi anayasal ve siyasi talepler bulunmuyor.

Genel af yoktur.

Kasten adam öldürenler kapsam dışındadır.

Yararlanma otomatik değildir. Kişilerin kanundan yararlanabilmek için belirlenen sürede yazılı başvuruda bulunmaları gerekiyor.

Düzenlemeden yararlanma imkânı sınırsız ve sürekli açık değildir. Altı aylık başvuru süresi vardır. MGK kararının yayımlanmasının ardından altı aylık süre içerisinde yazılı başvuruların alınmasıyla birlikte süreç başlamış olur.

Tekrar terör suçuna karışanın hakkı ortadan kalkıyor.

Bütün bunlara ilaveten sürecin işletilmesi, örgüt üyelerinin başvurusuyla beraber silah ve mühimmatların teslim edildiği veya bulunduğu yeri beyan etmesi şartına bağlanmıştır.

Tabii bu oy ve kanun metni vesilesiyle meseleyi tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu verdiğimiz şartlı “evet”, iktidara verilmiş bir güven oyu değildir.

Önümüzde terör örgütünün silah bırakmasını, kendisini tasfiye etmesini ve meselenin Meclis ve hukuk zemininde ele alınmasını öngören bir süreç varken sırf iktidara duyduğumuz güvensizlik sebebiyle silahların susmasına “hayır” dememek için şartlı desteğimizi sunduk.

Bir evladımız daha toprağa düşmesin diye bu sürece dikkatle yaklaşmayı tercih ettik. AK Partiye güvenmediğimiz için risklere rağmen oluşan bir imkânı reddetmek doğru değildir. AK Partiye güvenmediğimiz için bu süreci denetimsiz bırakamayız.

Bunların yanı sıra iktidarın hukuk ve demokrasi siciline yönelik itirazlarımız ortadan kalkmış değildir. Bu önemlidir. İktidarın hukuk ve demokrasi siciline yönelik itirazlarımız ortadan kalkmış değildir.

Dolayısıyla çerçeve yasaya verdiğimiz “evet” oyu, iktidara verilmiş bir güven oyu değildir. Biz muhalefetimizi yapmaya devam edeceğiz ama daha önemlisi Saadet Partimizi, değerlerimizi ve ilkelerimizi yaşatmaya devam edeceğiz.

Bizim meselemiz çok daha büyüktür. Saadet Partisi Türkiye’nin yönetimine taliptir. Türkiye, herhangi bir siyasi partiye veya herhangi bir ittifaka terk edilemeyecek kadar büyük ve kıymetli bir ülkedir.

Amacımız Arz-ı Mevud yoluna bir engel daha koyabilmektir. Saadet Partisi olarak hayra motor, şerre fren olmak istiyoruz.

Ülkemizin çözüm bekleyen pek çok meselesi bulunmaktadır. Saadet Partisi olarak bu sorunların her biri üzerinde istişare etmeye, sorumluluk almaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin meselelerini AK Partinin veya Cumhur İttifakının insafına bırakmak gibi bir anlayışımız yoktur. Sorunların çözümü de herhangi bir siyasi parti değil, milletimizin ortak iradesidir.

Bu nedenle bugün bize düşen daha fazla kenetlenmek, teşkilatlarımız arasındaki dayanışmayı diriltmek ve her zamankinden daha büyük bir gayretle çalışmaktır.“

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye’de yaklaşık 2 yıldır devam eden ve kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreci, bölgemizde meydana gelen gelişmelerden bağımsız değerlendirmek asla mümkün değildir.

İsrail’in 2023 yılından bu yana gerek askeri gerek diplomatik alanda giderek genişleyen hareket alanı, son olarak Abraham Anlaşmaları üzerinden elde etmeye çalıştığı imtiyazlar ve başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin bu gelişmeler karşısındaki yetersiz tutumu, İsrail’i daha cüretkâr hâle getirmektedir.

Arz-ı Mevud tasavvurunun ortaya koyduğu coğrafi hedefler dikkate alındığında, bu yayılmacı anlayışın nihai olarak Türkiye’yi doğrudan tehdit ettiği açıktır. Son gelişmeler hep birlikte düşünüldüğünde, Saadet Partisinin bu bakışının ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.

Bu tablo karşısında Türkiye’nin yapması gereken, dış müdahalelere ve bölgesel hesaplara açık hâle gelebilecek bütün iç kırılganlıkları ortadan kaldırmaktır.

Ekonomik ve siyasi bağımsızlık, üretim ve kalkınma bu bakımdan her ne kadar hayati ise iç huzur ve güvenliğin sağlanması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve ülke içindeki istikrarlı bir zeminin tesis edilmesi de aynı ölçüde önemlidir. Türkiye’nin yalnızca ekonomik bağımsızlığa değil, aynı zamanda istikrarını kendi iradesiyle koruyabilecek bir stratejik bağımsızlığa ihtiyacı vardır.

Terörsüz Türkiye süreci bir günde başlayan ve kısa süre içerisinde karara bağlanan bir süreç değildir. 1 Ekim 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde başlayan yeni siyasi sürecin üzerinden tam 659 gün geçmiştir.

Bu 659 günde Saadet Partisi olarak biz birçok teknik ve hukuki raporu incelemiş, birçok uzmanı dinlemişizdir. Bu süre boyunca farklı görüşlerin, kaygıların ve itirazların açıkça ifade edilebildiği; meselenin siyasi, hukuki, güvenlik ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirildiği bir istişare zemini oluşturulmuştur.

Sürecin başından itibaren kaygılarımızı açıkça dile getirirken yapıcı eleştirilerimizle çözüm önerilerimizi de ortaya koyduk. Komisyonda ve diğer görüşmelerde Türkiye’nin istikrarına, giderek artan İsrail tehdidine ve yükselen kamplaşma tehlikesine ilişkin uyarılarımızı yaptık.

Kaygılarınızı biliyoruz. Bütün ihtimalleri, geçmiş tecrübeleri ve önümüzdeki riskleri değerlendirip sonunda Milli Görüş’ün ölçüleri içerisinde Türkiye için doğru olan, şartlı ve sorumluluk sahibi bir “evet” duruşuna karar verdik, kanaat getirdik.

Şimdi çerçeve yasası hakkında birkaç şey ifade etmek istiyorum.

Yapılan teknik ve hukuki incelemeler neticesinde bu yasa hakkında kamuoyunda oluşan bazı kanaatleri açıklığa kavuşturmak gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü böylesine önemli bir meseleyi söylentiler, sosyal medya paylaşımları ve siyasi yorumlar üzerinden değil, doğrudan kanun hükümleri üzerinden değerlendirmek zorundayız.

PKK ve KCK hâlâ açıkça terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Abdullah Öcalan’a siyasi veya hukuki statü yoktur.

Kanunda federasyon, özerklik, ayrı bölgesel statü, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi ve ayrı egemenlik alanı gibi anayasal ve siyasi talepler bulunmuyor.

Genel af yoktur.

Kasten adam öldürenler kapsam dışındadır.

Yararlanma otomatik değildir. Kişilerin kanundan yararlanabilmek için belirlenen sürede yazılı başvuruda bulunmaları gerekiyor.

Düzenlemeden yararlanma imkânı sınırsız ve sürekli açık değildir. Altı aylık başvuru süresi vardır. MGK kararının yayımlanmasının ardından altı aylık süre içerisinde yazılı başvuruların alınmasıyla birlikte süreç başlamış olur.

Tekrar terör suçuna karışanın hakkı ortadan kalkıyor.

Bütün bunlara ilaveten sürecin işletilmesi, örgüt üyelerinin başvurusuyla beraber silah ve mühimmatların teslim edildiği veya bulunduğu yeri beyan etmesi şartına bağlanmıştır.

Tabii bu oy ve kanun metni vesilesiyle meseleyi tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu verdiğimiz şartlı “evet”, iktidara verilmiş bir güven oyu değildir.

Önümüzde terör örgütünün silah bırakmasını, kendisini tasfiye etmesini ve meselenin Meclis ve hukuk zemininde ele alınmasını öngören bir süreç varken sırf iktidara duyduğumuz güvensizlik sebebiyle silahların susmasına “hayır” dememek için şartlı desteğimizi sunduk.

Bir evladımız daha toprağa düşmesin diye bu sürece dikkatle yaklaşmayı tercih ettik. AK Partiye güvenmediğimiz için risklere rağmen oluşan bir imkânı reddetmek doğru değildir. AK Partiye güvenmediğimiz için bu süreci denetimsiz bırakamayız.

Bunların yanı sıra iktidarın hukuk ve demokrasi siciline yönelik itirazlarımız ortadan kalkmış değildir. Bu önemlidir. İktidarın hukuk ve demokrasi siciline yönelik itirazlarımız ortadan kalkmış değildir.

Dolayısıyla çerçeve yasaya verdiğimiz “evet” oyu, iktidara verilmiş bir güven oyu değildir. Biz muhalefetimizi yapmaya devam edeceğiz ama daha önemlisi Saadet Partimizi, değerlerimizi ve ilkelerimizi yaşatmaya devam edeceğiz.

Bizim meselemiz çok daha büyüktür. Saadet Partisi Türkiye’nin yönetimine taliptir. Türkiye, herhangi bir siyasi partiye veya herhangi bir ittifaka terk edilemeyecek kadar büyük ve kıymetli bir ülkedir.

Amacımız Arz-ı Mevud yoluna bir engel daha koyabilmektir. Saadet Partisi olarak hayra motor, şerre fren olmak istiyoruz.

Ülkemizin çözüm bekleyen pek çok meselesi bulunmaktadır. Saadet Partisi olarak bu sorunların her biri üzerinde istişare etmeye, sorumluluk almaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin meselelerini AK Partinin veya Cumhur İttifakının insafına bırakmak gibi bir anlayışımız yoktur. Sorunların çözümü de herhangi bir siyasi parti değil, milletimizin ortak iradesidir.

Bu nedenle bugün bize düşen daha fazla kenetlenmek, teşkilatlarımız arasındaki dayanışmayı diriltmek ve her zamankinden daha büyük bir gayretle çalışmaktır.“