Gelecek Partisi Eskişehir İl Başkanı Hüseyin Durmazlar şu ifadeleri kullandı;
"İlçe belediyeleri tarafından alınan bu ücret, “evsel katı atık bedeli” olarak lanse ediliyor. Bu bir vergi değil. Belediyelerin gönderdiği bir yazı doğrultusunda esnaflardan ve ev sahiplerinden alınan bir ücret. Ev sahiplerinden alınan bedelin sanırım eskiden olduğu gibi Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsil edilmesi planlanıyor. Diğerleri ise ilçe belediyeleri tarafından alınacak.
Ancak arkadaşlarımıza gönderilen tebligatlarda, ödeme sistemi 6 eşit taksite bölünmüş şekilde yer alıyor. Bu nedenle esnaflarımız bu bedelin 6 ayda bir ödendiğini düşünüyor. Halbuki bu, bir yılın ücretinin 6 takside bölünmüş halidir. Tebligatı dağıtan personele yeterli bilgi verilmediği için bu konuda bir karmaşa yaşanmış.
Tebligata baktığınızda bir bedel ve buna eklenen bir KDV yer alıyor. Buradan da görüldüğü gibi bu, doğrudan bir vergi değil. Bunu esnaf arkadaşlarımızın ilk etapta görmesi gerekiyor. Aldıkları tebligatların ardından yapacakları ödemeleri, vergi matrahlarından düşebilirler.
Peki, bu evsel katı atık bedeli nedir?
Bazılarının lanse ettiği gibi “kirleten öder” ilkesine dayalı bir sistem değildir; bu sadece amaçlarından biridir. Asıl amaç, oluşan atıkların azaltılması, yeniden kullanımı, geri dönüşüm ve geri kazanım yollarının artırılması ya da bu süreçler için kaynak sağlanmasıdır.
Peki, bu bedel nasıl hesaplanır?
Bu hesaplamada hem merkezi yönetimin hem de yerel belediyelerin belirlediği katsayılar ve sabit sayılar bulunur. Kılavuzda hükümet tarafından belirlenmiş katsayılar yer alırken, sabit fiyatlar ise ilçe belediyeleri tarafından belirlenir. Bu fiyatların oluşumunda yıllık toplanan evsel katı atık miktarı, konteyner sayısı, konteyner kapasitesi, doluluk oranı, atıkların yoğunluğu ve haftalık toplanma sıklığı dikkate alınır. Bu bilgiler 52 hafta ile çarpılarak yıllık atık üretimi hesaplanır. Ardından çeşitli formüllerle bu veriler metrekareye, kişi sayısına ya da hastanelerdeki yatak sayısına göre oranlanır.
Buradan hareketle hem yerel yönetimlere hem de merkezi yönetime bir çağrımız var:
Bu sayılar düşürülebilir. Nasıl mı?
İlk olarak belediyeler nezdinde konteyner sayıları azaltılabilir. Eğer aynı sokakta yan yana 2-3 konteyner varsa bunlar tek bir konteynere indirilebilir. Boş kalan ya da yeterince dolmayan bölgelerde ise yer üstü konteynerler yerine yer altı konteyner sistemine geçilebilir.
Bu konuda Kütahya Belediyesi’nin 2020 yılında yaptığı bir uygulama örnek teşkil ediyor. Konteynerlere ısı ve yoğunluk ölçer cihazlar yerleştirerek sadece doluluğa yaklaşan konteynerleri toplama sistemine geçmişler. Bu sayede konteyner sayısı ve kapasitesi azaltılmış, bu da birim fiyatların düşmesine yol açmıştır. Aynı zamanda şehir estetiği açısından da kazanım sağlanmıştır.
Özellikle merkezde, doktorlar caddesi veya hat boyu gibi alanlarda konteynerlerin varlığı ciddi bir görüntü kirliliği yaratıyor. Bu bölgeler şehrimizin en çok turist çeken noktaları. Yer altı konteyner sistemi, bu alanlarda hem görüntüyü iyileştirir hem de kötü kokuların önüne geçer.
Gelelim merkezi yönetime:
Burada özellikle restoran, market, pazar gibi ticari işletmelere yönelik baremlerle ilgili sıkıntılar var. Örneğin 1–50 m² ile 50–200 m² arası işletmeler aynı kategori içinde değerlendiriliyor. Oysa 50 metrekarelik bir işletmeyle 199 metrekarelik bir işletmenin kira bedeli, cirosu aynı değil. Bu işletmeler aynı kategoride tutulunca, özellikle küçük metrekareli işletmeler için büyük haksızlık doğuyor.
Ayrıca bazı belediye başkanlarının da bu konuda örnek verdiği ilçeler var. Örneğin “Fatih Belediyesi şu kadar ödüyor, bizimki bu kadar” gibi ifadeler duyuyoruz. Fatih Belediyesi’nin bölgesi tarihi yarımadadır. Ben 3 yıl önce Ayasofya’nın oradan geçerken bir dondurmanın külahını 150 liraya gördüm. Eğer biz de buraya 150 liraya dondurma alabilecek turist getirebiliyorsak, bu işletmeler bu bedelleri rahatlıkla ödeyebilir. Ancak Eskişehir’de durum böyle değil.
Tepebaşı ve Odunpazarı gibi ilçelerde fiyatlar ve işletme türleri değişkenlik gösteriyor. Belediye olarak bu iki bölgeyi detaylı biçimde görebiliyoruz. Bizim yaptığımız çalışmalar eleştirmek için değil, çözüm önermek için.
Umarım yerel yönetimler bu çağrılarımıza kulak verir. Ülke gündemine taşınması halinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ya da ilgili genel müdürlükler de bu sorunları önemseyebilir.
Bu çağrımız halkımız, belediyelerimiz ve özellikle de esnaflarımız içindir. Zira esnafımız bu yıl gerçekten çok zor durumda. Kurban Bayramı’ndan sonra Eskişehir’de büyük bir durgunluk yaşanıyor. Gurbetçilerin bu yıl Eskişehir’e gelmemesi ya da doğrudan tatil beldelerine gitmesi etkili oldu. Geçen yıl son iki haftada yaşanan yoğunluk, esnafa can suyu olmuştu.
Ancak artık Eskişehir olarak gurbetçiye bel bağlamadan, Türkiye içi piyasaya hitap eden, üretim yapan, çeşitliliğe önem veren bir esnaf profili oluşturmalıyız. Eskişehir’de çok sayıda girişimci, özellikle de genç girişimciler var. Ben yurt dışına ürün satan birçok arkadaş tanıyorum.
Bu konuda Eskişehir Ticaret Odası ve Sanayi Odası’nın daha fazla çalışma yapması gerekiyor."