Eskişehir'de konuşan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal şu ifadeleri kullandı;
"Türkiye’nin nasıl bir iklime doğru evrildiğinin çok net göstergesidir. Son 2 bakan değişikliği Türkiye’deki iklimin seçime ayarlı bir şekilde daha da karanlık hale getirilmesine vesile edildi.
Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dediğimiz, artık keyfiliğin kurumsal hale gelmiş olması da önümüzdeki süreçte milletimiz adına hem iktisadi olarak hem siyasi olarak hem toplumsal olarak da olumsuz neticeler çıkaracaktır.
Çok önemli bir geçmişin içerisinden gelerek Türkiye, kademe kademe keyfiliği zapturapt altına almak; çok partili hayatla beraber milletin kendi kaderine hükmetmesi için bu kanalların önü açılagelmiştir. Bizim geleneğimiz de bu manada millet önünde, tarih önünde büyük vazifeler görmüştür.
Bugün geldiğimiz noktada milyonlarca insanın yoksulluğa mahkum edildiği, yanlış politik tercihlerle beraber maalesef işlemeyen demokrasinin, işlemeyen hukuk düzeninin neticesi olarak da milyonların yoksulluğu pahasına bu düzenin bir kişinin ve onun yakın aile efradının iktidarını sürdürmek adına da icra edilen hedefler doğrultusunda adeta yürütme, yargı ve yasamanın, kuvvetlerin uyumu diyerek bir kişinin şahsında somutlaşır hale getirildiğine de şahitlik ediyoruz.
Türkiye’nin tarihi geriye doğru akıtılırcasına karşı karşıya bırakıldığı bu şartları asla vekata Demokrat Parti olarak kabul etmiyoruz. Dünya hızla değişirken, bölgemizde çok ciddi hadiseler cereyan ederken, bu bölgede de olan bitenin maalesef yanlış politikaların neticesinde pahalı tecrübelerle beraber sadece Suriye aynasında baksak Türkiye’ye nelere mal olduğunu hepimiz idrak edebiliriz.
Bütün bu açılardan bakınca derinden bir nefes alınmaya ihtiyacımız var ve bu kilidin çözüleceği noktada siyasettir. Çok uzun süredir siyasetin sıkıştığı, uçlara kaydığı, kimlik alanlarına bölündüğü, kutuplaşma dolayısıyla milletimizin gerçek gündeminin konuşulamadığı bir siyasi zeminde bir kör dövüşün icra edildiğini görüyoruz.
Toplumun en geniş ortak paydasını temsil eden makul çoğunluğun sesi olarak, Demokrat Parti olarak her daim kurucu irademizin ortaya koyduğu prensipler, idealler, değerler ve hizmet çizgisi temelinde milletimizin sağduyulu sesi olarak her bulduğumuz kürsüde milletimizin hukukunu korumak için var gücümüzle gayret gösterdik.
Bugün özellikle PKK meselesinden başlayarak yürütülen İmralı süreciyle beraber maalesef Türkiye’de hedeflenen sandığa yönelik iktidarın kendi hedeflerine ulaşabilmek için bir projeksiyonla beraber Türkiye’de Türk kökenli vatandaşlarımızın tek ve meşru temsilcisi haline PKK liderinin getirildiğini de görüyoruz. Bunun bir büyük yanlış olduğunun altını çizmek isterim.
PKK’nın vesayetini Doğu, Güneydoğu başta olmak üzere vatandaşlarımızın üzerinden kaldıracağımıza PKK’nın vesayetini kurumsal hale getirecek her tür teşebbüsün etnik bölücü siyasetin nihai hedeflerine hizmet edeceği kanaatindeyiz. Bu yürütülen sürecin bir ayağı Suriye’deydi; PKK’nın Suriye’de neyi kotarıp neyi kotaramayacağına bağlı bir süreçti. İkinci ayağı da Türkiye’de seçime yönelik erken seçim kararıyla beraber Sayın Erdoğan’ı bir kez daha aday yapma niyetinde olan iktidar partisi, bu amacına ulaşabilmek için Sayın Erdoğan’ın tekrar aday olabilme biletini elinde tutan PKK lideriyle bu müzakerenin de yolunu açmıştır.
Maalesef Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin pek çok sahada Türkiye’yi yapısal bozulmalara sebebiyet verecek yolu açmış olmasının bir başka boyutu da iktidarıyla muhalefetiyle Türk demokrasisini PKK’nın rehin almasına da yüzde 50 artı 1 dengesi dolayısıyla bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi imkan vermiştir.
O açıdan Türkiye’nin işleyen bir demokrasi, işleyen bir hukuk düzeniyle beraber önümüzdeki süreçte PKK’nın rehinliğinden kendisini, demokrasisini kurtarmak mecburiyeti gibi önünde bir büyük sorumluluk vardır. Bu geçmiş içerisinde Demokrat Parti olarak yeter ki Türkiye’nin üzerindeki bu kara örtü kalksın diyerek geçen seçimlerde Millet İttifakı çerçevesinde inandığımız değerleri o kürsüden seslendirmeye gayret ettik.
Türk siyasi tarihinde yaşanmamış bir olay, önümüzdeki süreçte bir büyük risk olarak hepimizin önündedir. Çok partili hayata geçtiğimiz andan itibaren darbeler, ara dönemler yaşanmış olmasına rağmen; sandıkla ilgili, sandığın işleyişi ile ilgili ne siyasi partiler ne de vatandaşlarımız tereddüt etmemiştir. Bugün, sözlerimin başında da ifade ettiğim gibi "Daha karanlık bir döneme girdik." derken kastım; tek adaylı bir seçimin demokratik rekabetin önünün kapatılması ve tek adaylı fiilen bir seçime doğru Türk siyasetinin yapılandırılması manasında adli kolluğun, idari kolluğun adeta siyasetin bir aparatı haline getirilerek önümüzdeki süreçte bir dizayn yapılmak niyeti var karşımızda. O açıdan tüm siyasi partilerin, özellikle ana muhalefetten başlayarak tüm muhalefet partilerinin öncelikli olarak seçim sandığından netice çıkarmaktan öte, demokratik mücadele zeminini koruyabilmek adına bugünden bir akıl ve bir mücadele setini oluşturmak mecburiyeti ve sorumluluğu hepimizin önündedir. Bunun altını çizmek isterim.
Türkiye'de ifade ettiğim gibi; keyfi bir rejimin, hakem kuruluş olması gereken TÜİK başta olmak üzere devletin kurumlarının adeta bir parti devletine dönüşmüş bir siyasi partinin aparatı haline getirilerek yanlış ölçümlemelerle beraber milyonların sofrasından ekmeğinin nasıl çalındığına hepimiz şahidiz. Ve bunu eleştirdiğinizde, şahsım da dahil olmak üzere pek çok kamuoyu önünde bunu eleştirenler, TÜİK'in yıldırma, caydırma, tazminat talepleriyle beraber hukuki süreçlere de muhatap kaldığını ifade etmek isterim.
O açıdan değerli dava arkadaşlarım, değerli hemşehrilerim; Türk siyasi tarihinde önümüzdeki süreç çok kritiktir. Türkiye'nin daralan bir dar koridorda yürüyüşünü yeniden bir tarihi yürüyüşe evriltebilmesinin yolu bu mücadeleyle olacaktır. Demokrat Parti olarak dünden bugüne milletin gerçek gündemi yerine birtakım değerleri siyasi rekabet sahası içerisinde yarıştırarak kendi pozisyonlarını tahkim etmek isteyen siyasi anlayışların tam tersi istikamette; milletimizin gerçek gündemini, beklentilerini, hayallerini icra edebilmek adına Türkiye'de siyaseti yeniden yapılandıracağımız çok kritik bir süreç önümüzdedir. Bunca zaman ifade ettiğim gibi kimlik sahalarına bölünmüş siyasetin neticesi olarak dini, milli, hamasi birtakım nutuklarla beraber Türkiye'de gerçeklerin üzeri örtülmeye çalışılmıştır. Ama artık mızrak çuvala sığmamaktadır.
Uzun zamandır uygulanan enflasyonla mücadele programı, adeta milyonların ve halkın yoksullaştırma programı olarak icra edilmiştir. Ortada yaşanan bir yağma düzeniyle, kravatlı bir soygunla beraber kamu kaynaklarının yağmalanarak birtakım yandaşlara aktarıldığını da bunca zaman hepimiz gördük. Elde avuçta kalan; başta İstanbul'da rahmetli Cumhurbaşkanlarımız Demirel ve Özal'ın yaptığı köprülerden başlayarak 7 tane otoyolun bugün özelleştirme kapsamına alındığını görüyoruz. Sadece bir rakam versem mukayese edebilmek için; 2022 yılında Türkiye 19.9 milyar dolarlık bir faiz öderken "nas politikası" denen faiz politikasıyla beraber 2026 yılında Türkiye 65 milyar dolarlık bir faiz yüküyle karşı karşıyadır. Ve 65 milyar dolarla kapatabilmenin de olası olmadığını, ilk ay içerisinde gelen faiz ödemeleri rakamlarına baktığınızda da görebiliyorsunuz.
23 yıldır maalesef dünya konjonktürünün önümüze sunduğu pozitif iklimden azami düzeyde yararlanarak tarımdan başlayarak Türk ekonomisinin niteliğini dönüştürebilme imkânı varken yanlış politikalarla beraber uluslararası küresel kapital finans sisteminden aldıkları rolle Türk tarımını tasfiye etmek, en nihayetinde milyonların yoksullaştırılıp metropollere göç etmesini sağlamak ve sosyal yardımlarla beraber siyasi sadakatin satın alınacağı bir düzeni inşa ettiler.
Bugün yanlış politikaların neticesi olarak enflasyonun sebebini gıda enflasyonu göstererek maalesef üretim yapmakta zorlanan ve her müdahaleyle, özellikle yakın zamanda güney illerimizde Antalya başta olmak üzere yaşanan sel felaketleri ve hortumlar dolayısıyla da hava hareketleri dolayısıyla yaşanan olumsuzluklar maalesef çiftçimizi üretim yapmaktan imtina eder hâle getirmiştir.
O açıdan değerli dostlarım, değerli mücadele arkadaşlarım, Türkiye böyle gelmiş böyle gidemez. Türkiye dün olduğu gibi bugün de bu sistemi sürdürürse kendi hakkını çalıp kendisine bir lütuf gibi sunmak isteyenlere karşı bir irade koymadığı müddetçe maalesef bu yaşadıklarımızın daha da katmerleneceği önümüzde aşikardır. O açıdan sorumluluğumuzun bilinci içerisinde başta burada bulunan değerli basın mensupları aracılığıyla ve sizlerin aracılığıyla insanlarımıza, vatandaşlarımıza, milletimize "Uyanın!" demek istiyoruz.
Büyük liderimiz Demirel'in yıllar evvel bayrak mitinglerinde ifade ettiği gibi "Ey Türk milleti, uyanın!" demiştir. "Siz bu ülkenin ne kiracısı ne de misafirisiniz, siz bu ülkenin ev sahibisiniz." demiştir.
Milletimize kendi varlığına sahip çıkmaya davet ediyoruz. İradesinin felç edilmeye çalışıldığı, iradesinin sandıkta boğulmaya çalışılacağı önümüzdeki sürecin bilinci içerisinde Türkiye'nin daha güzel günlere yürüyebilmesi, ifade ettiğim işleyen bir demokrasiyi, işleyen bir hukuk sistemini, korkusuzca yaşama hürriyetimizin teminat altına alınacağı bir Türkiye hayalini hep beraber paylaşabilmek adına bu mücadeleyi de vereceğiz.
Çözümü konjonktürel birtakım program ve oluşumlar etrafında aramak yerine milletimizin 80 yıllık mücadelesine şahit olduğu bu demokrat geleneğin ölçüleriyle, değerleriyle, abide şahsiyetleriyle, siyaseti şerefi için yapan insanlarla beraber bu önümüzdeki süreçte daha büyük bir güç birlikteliği yapmaya bizim ihtiyacımız var, ülkemizin ihtiyacı var, milletimizin ihtiyacı var.
Demokrat Parti olarak önümüzdeki süreçte de en büyük hedefimiz, bu manada birtakım popstar figürlerin etrafında siyasetin dizayn edilmesi değil, dünüyle bugünüyle neyi yapacağından neyi yapmayacağından emin olduğu bir siyasi geleneğin ölçüleriyle beraber bir kurucu ruhla bu büyük ülkeyi, bu büyük cumhuriyeti yeniden rayına oturtabilmek için mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.
Olumsuzluğun propagandası değil ama içinde bulunduğumuz halin gerçeklerini siz değerli dostlarımla paylaşmaya gayret gösterdim. Türkiye'de herkesin değişimi başka sahalardan başlattığının aksine Demokrat Parti olarak temel iddiamız, sistematik hata veren bu siyasal düzeni dönüştürmediğimiz müddetçe keyfiliğin her geçen gün arttığı maalesef müsaade edildiği kadar hakka, müsaade edildiği kadar hukuka, müsaade edildiği kadar demokrasiye razı olmamız istenmektedir.
Eskişehirimizden açık yüreklilikle ifade etmek isterim. Bugünkü iktidarın, Sayın Erdoğan'ın kurduğu bu keyfi rejimin müsaade ettiği kadar demokrasiye razı olmayacağız. Müsaade ettikleri kadar hukuka razı olmayacağız. Müsaade ettikleri kadar zenginliğe razı olmayacağız.
Bu ülkenin kaynaklarını külfeti de nimeti de eşit bir şekilde tüm vatandaşlarımıza yayabilmek adına Türkiye'de adil işleyen bir düzeni, serbest işleyen iktisadi rejimi hep beraber yeniden inşa edeceğiz."