Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir şu ifadeleri kullandı;

"3 Ocak 2026 Cumartesi günü, demokrasinin beşiği, milli üniter yapının kalesi diye tarif ettiğimiz ve gurur duyduğumuz şehrimize Eskişehir’e, Dost Dernekler Platformu davetiyle gelen YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan, konuşmasında ümmet vurgusu yaparak, babasının yıllar önce Bingöl’de yaptığı ve eminim ki daha sonra pişman olduğu bir konuşmayı tekrarladı. Neydi o konuşma: “Sen çıkıp Türküm Doğruyum Çalışkanım der ve dedirtirsen birisi de çıkar ben de Kürt’üm daha doğruyum daha çalışkanım der.” Buradaki Türklük tanımını idrak edememiş, sadece etnik bir unsur olarak değerlendiren Erbakan, bu söylemin siyonizme ve emperyalizme ne şekilde hizmet edeceğini görmüş olmalı ki ömrünün son dönemlerini bu söylemin karşısında mücadeleyle tamamlamıştır.

Elbette fikirlere saygılıyız, kendilerine göre kurtuluş olarak değerlendirdikleri ümmetçilik fikri de geçmiş dönemlerde denenmiş ve sonu hezeyanla bitmiş bir fikir olarak karşımıza çıkmıştır. Hilafetin Türk milletine ne gibi bir yararı olmuştur bunu da sorgulamak gerekiyor. Ayrıca dini retorikle yönetilen ülkelere baktığımızda da (Afganistan, İran vb) tablo ortadadır. Rahmetli Necmettin Erbakan, bilindiği üzere özellikle son dönemlerinde AKP yapısının karşısında ciddi bir mücadele vermiştir. Fakat biliyoruz ki 2023’te ülke geleceği için hayati önem taşıyan seçimlerde oğlu Fatih Erbakan Cumhur İttifakı bünyesinde seçimlere girerek Türkiye’nin mevcut durumundan memnuniyetini de haliyle kabullenmiştir.

Buradan Sayın Erbakan’a sesleniyorum: aynı siyasi altyapı üzerinde tepinerek tavşana kaç tazıya tut politikanızla neyi arzuluyorsunuz? Fakir bırakılmış, ekmeği elinden alınmış, geçim derdi dışında dert edinemeyen Türk Milleti’nin halinin müsebbibi mevcut yapıya hizmet etmek, milletin dini duyguları üzerinden politika üretmek kime ne kazandıracak Sayın Erbakan?

Evet dünya maalesef farklı bir yere savruluyor. Yüzyıllık projeler son çeyrek asırda o kadar hızlı ilerliyor ki bu ivme hiç normal değil. Ulus devletler bir bir parçalanırken, küresel sermaye acımasızca saldırıyor sömürecek yeni kaynaklar bulmak için. Özellikle coğrafyamızda son 25 yılda yaşananları iyi tahlil etmek zorundayız. Ülkeler ilk olarak demokratik yapısından uzaklaştırılarak monarşiye kaydırılıyor. Sistemin var ettiği diktatörler de günü geldiğinde dış müdahalelerle sözde ‘demokrasi’ hikayesiyle tahtlarından edilerek, ülkelere aleni olarak çökülüyor. Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye baktığımızda gördüğümüz tablo tam da budur. O açıdan, ulus devlet kabiliyeti kaybettirilen devletler günün sonunda küresel emperyalizmin yemi olmak dışında hiçbir sonuçla karşılaşmamaktadır. Bu sadece ABD konusu değil, aynı zamanda dünyayı bölüşen Rusya ve Çin için de geçerlidir. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Çin’in Tayvan’ı hedefine alması, son olarak da ABD’nin Venezuela’ya yaptığı saldırı bu denklemin bir parçasıdır. Bu tablonun bir aparatı olmak zorunda değiliz.

Nasıl ki Şanlı İstiklal Harbi’nde Türk Milleti küllerinden yeniden doğduysa, nasıl ki atalarımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yedi düvele diz çöktürdüyse, onların torunlarının yani bizlerin de yapacağı bellidir."