DEV DİSK Emekli Sen Eskişehir Şube Başkanı Hatice Kılıç şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye genelinde emeklilerin gerçekten çok sıkıntılı olduğu, yaşam mücadelesi verdiği bir dönemden geçiyoruz. Emekli maaşları 20 bin lira ile 24 bin lira arasında değişiyor. Ortalama 20 bin lira maaş alan bir emekli, 24 bin lira huzurevi ücretini nasıl verecek?

Ev tutsa kira veremiyor, geçinemiyor, yaşayamıyor. Yaşlı Bakım Merkezi denilen huzurevlerine gitse ücretini ödeyemiyor. Emekli kara kara düşünüyor. Bu ülkeye yıllarını vermiş, emeğini vermiş, primlerini ödemiş emeklilerin durumu gerçekten içler acısı bir noktaya gelmiş durumda.

Yaşlı bakım merkezinde kalan arkadaşlarımız var. Bizim yönetimimizde de olan ve oralarda kalan arkadaşlarımız var. Onlara baktığımızda, artık kendilerine harçlık bile kalmadığını görüyoruz. Kendi özel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değiller. Bu nedenle devletin bir an önce emeklilerin yaşadığı bu sıkıntılara el atması gerekiyor. Sosyal devlet diyoruz, primlerimizi ödedik ve bunun bizim hakkımız olduğunu söylüyoruz. Bir ülkenin yaşam koşulları, emeklilerinin refah düzeyiyle ölçülür. Emeklilere yapılan destekler de yaşam koşullarının göstergesidir.

Türkiye'nin şu anda o kadar çok sıkıntısı var ki hangi konuya el atsanız başka bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Belediyelerin sunduğu hizmetlerin ücretleri de arttı. 21 bin lira olan ücretler 24 liraya çıktı. Özel gereksinimli hastalar için uygulanan ücretler 40 bin liraya yükseldi. Belediyelere bir şey diyemiyoruz. Çünkü koşullara baktığınızda her gün her şeye zam geliyor. Çalışan giderleri var, elektrik giderleri var, kira giderleri var. Bu nedenle yapılan zamlar artık normal görünmeye başladı. Ancak emekliler bu ücretleri ödeyemiyor.

Belediyelere sorduğumuzda, geçen dönemde çeşitli desteklerin bulunduğunu söylediler. Özellikle Kurban Bayramı'nda önemli destekler sağlanıyordu. 10 tona kadar et yardımı yapılıyordu. Bu dönemde ise daha önce yapılan bağış ve desteklerin büyük ölçüde azaldığını ve 3 tona kadar azaldığını ifade ediyorlar. Daha önce durumu iyi olan insanlar yardım yapabiliyordu. Şimdi onların da ekonomik durumu bozuldu. Kötü durumda olanlar ise daha da kötü duruma düştü.

Bunları sadece bir gösterge olarak değil, yaşam koşullarının getirdiği zorluklar olarak görüyoruz. Emeklilere bir de katkı payları getirildi. Emekli pazara gidemiyor. Sürekli olarak bugününü nasıl idare edeceğini düşünüyor. Markete gidemiyor. Faturalarını nasıl ödeyeceğini, sağlığına nasıl kavuşacağını düşünüyor. Sağlıkla ilgili ödemeler zaten doğrudan maaşlardan kesiliyor. Bu nedenle emekliler eksik maaş alıyor.

Emeklilerin çalışamayan çocukları var, okuyan çocukları var, anne ve babaları var. Emekliler sadece kendilerinden sorumlu değil. Türkiye'de yaşayan emeklilerin büyük çoğunluğunun aile sorumlulukları bulunuyor. Bu nedenle nereden bakarsanız bakın çok zor koşullar altında yaşıyorlar.

Bugün en düşük emekli maaşıyla geçinmek mümkün değil. Bu nedenle yaşlılar yurtlarında sıra bekleyen insanların bir kısmı artık kayıtlarını bile sildirmek zorunda kalıyor. Bazıları eve çıkarak 3-4 kişi bir arada yaşamaya başladı. Bunların hepsi yaşlı insanlar. Çoğunun sağlık sorunları bulunuyor ve bakıma ihtiyaç duyuyorlar. Gerçekten çok zor durumdalar.

Hükümetin bunu görmesi gerekiyor. Siz saraylarda yaşarken alt tabakadaki insanların nasıl yaşadığını bilmiyorsanız, onların yanında bulunmuyorsanız, bu bir yönetim anlayışı değildir. Bu, insanlara eziyet etmektir. Başka bir şey değildir. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." denilirken, siz saraylarda yaşayıp yüksek maaşlarla hayatınızı sürdürüyorsunuz. Bugün milletvekillerine baktığımızda, çoğunun işçi ya da sıradan çalışan insanlar olmadığını görüyoruz. Fabrika sahipleri, patronlar ve büyük ekonomik güce sahip kişiler bulunuyor. Bu insanlar benim yaşadığım sorunu ne kadar anlayabilir, ne kadar dile getirebilir?

Bir söz vardır, "Açın hâlinden tok anlamaz." Onun için şunu söylemek istiyorum. Bizler birleşerek, birbirimize destek olarak sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Gücümüz yettiği kadar konuşuyor, anlatıyor ve duyurmaya çalışıyoruz. Artık yeter diyoruz."