İnşaat Mühendisliği Bölümlerinde kontenjan azaltılması hakkında konuşan İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Oytun Gökten şu ifadeleri kullandı:

Biz bu konuyla ilgili yaklaşık 10 yıldır Genel Merkezimiz bünyesinde çeşitli kampanyalar yürütmeye, süreçleri yönetmeye çalıştık. Bu süreçler neydi? “3 matematik neti ile mühendis yetişmez. Bu şekilde kontenjanları artırırsanız mühendis görünümlü o çocuklara da yazık oluyor. Teknisyen yetiştiriyorsunuz, tekniker yetiştiriyorsunuz.” Bunu teknikerleri ya da teknisyenleri küçümsemek için söylemiyorum. Ancak mühendislik yetileri farklı şeylerdir.

Bugün görüyoruz ki bir sonuç alınıyor. Geçen sene 110 kişi alan Osmangazi Üniversitesi, belki de tarihinin en düşük kontenjanı olan 35’e düşmüş. Yine Eskişehir Teknik Üniversitesi’nde kontenjanlar 50-60 seviyelerindeyken zaman zaman 80’lere, 100’lere dayanıyordu. Şimdi orada da sayı, tarihinin en düşük seviyelerinden biri olan 35’e düşmüş.

Yani bu bize şunu gösteriyor: Artık mühendislik enflasyonunda arz-talep dengesini bir şekilde böyle sağlamaya çalışıyorlar. Keşke meslekler doğru bir şekilde tanıtılsa, o çocuk kendisine “Ben inşaat mühendisi olmak istiyor muyum?” diye sorsa ve ondan sonra bu bölümlere gitse. Bu çok daha doğru olacaktı.

Ama biz neler yaşıyoruz? “Aklıma geldi, hadi inşaat mühendisi olayım” şeklinde meslek seçiliyor. İnsanlar “Ben kendimi şuna daha yakın hissediyorum” diyerek, kendilerini tanıyarak mesleklerini seçse hem bu kadar meslek enflasyonu olmayacak hem de daha doğru bir noktada meslek seçimi gerçekleştirilecek. İnşaat mühendisliği de diğer mühendislikler gibi hak ettiği noktada olacak.

Şu anda birçok kişi buraya iş başvurusunda bulunuyor. Biz de elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Mesela iş bulamadığımız insan yok denecek kadar az. Birçoğu arkadaşım ve iyi kötü iş buluyoruz.

Dün bir işim nedeniyle Antalya Finike’deydim. Orada alçıpan işi yapan arkadaşlarımız geldi. Sohbet ederken bir tanesinin yaklaşık dört yıllık inşaat mühendisi, diğerinin ise iki yıllık mimar olduğunu öğrendim. Üstelik bir tanesi bizim üyemiz. “Bir dakika, nasıl yani?” dedim.

“Abi, ben para da güzel kazanıyordum ama gecem yoktu, gündüzüm yoktu. Sabah 8’de gidiyorum, akşam 7’de, 8’de çıkıyorum. Mesai kavramı yok, mesai ücreti yok. Evime vakit ayıramıyordum. 15 günde bir gün izin alabiliyordum. Sosyal hayatım bitmişti, hayatım bitmişti” dedi.

Sonra, “Alçıpan işini öğrendim. Şu anda patronum benim. Öncekinden de daha iyi kazanıyorum. Kendimi de hiç öyle kasmıyorum” diye anlattı. Mesleğini aslında çok seven, yaptığı işten keyif alan, potansiyelli bir çocuk olduğu da belli.

Bakın, bu gerçekten vicdanımı sızlattı. Bunun için bizler de “Talebeğim Geleceğimiz” diye bir kampanya başlatıyoruz. Yakın zamanda sizlerin de haberi olacak. Artık kamuoyu yaratmak zorundayız. Çünkü bir sorun ancak toplumsal bir tepki geldiğinde çözülür.

Şu anda nasıl ki bir çözüm süreci, birtakım süreçler yaşanıyor, bir toplumsallık yaratılmaya çalışılıyor. Kimisi eleştiriyor, kimisi doğru buluyor ama sonuçta mesele bu şekilde çözülmeye çalışılıyor. Aslında doğru yöntem budur. Bir şekilde dengeler zamanla yerine oturur.

Burada da biz bunu yapmak zorundayız. Mesleğimizin sorunlarını çözmek adına kamuoyu oluşturmak zorundayız.