CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı:

"Buraya elimde CHP kütüphanesinden bir raporla geldim. Raporun tarihi 1989. 1980'li yıllar, Kürt kelimesinin bile zor dillendirildiği darbe sonrası yıllardı.

O yıllardaki Cumhuriyet Halk Partisi olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti, bir tabuyu yıkarak 'Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sorunu' adlı kapsamlı bir rapor hazırladı. Az önce size gösterdiğim rapor.

Raporda Kürt realitesinin kabul edilmesi ve ana dil yasaklarının kaldırılması savunuluyordu.

O günlerde bu rapor yüzünden SHP çok eleştirildi. Yerden yere vuruldu ve hakkında soruşturmalar açıldı.

Ama iki yıl sonra kurulan DYP-SHP koalisyon hükümeti ilk ziyaretini Diyarbakır'a yaptı. Rahmetli Süleyman Demirel ve rahmetli Genel Başkanımız Erdal İnönü kürsüye birlikte çıktılar ve o meşhur 'Kürt realitesini kabul ediyoruz' açıklamasını yaptılar.

O açıklama Cumhuriyet tarihimiz için önemli bir andı ve aynı zamanda çok önemli bir adımdı. Buna biz öncülük etmiştik. İlk kez biz cesaretle bu sorunun çözülmesi için önemli bir adım atmıştık.

Daha sonraki yıllarda da CHP çok sayıda benzer Kürt raporu hazırladı. Bu raporların tümü partimizin arşivindedir.

Bu sorunun aşılması için 2013 yılındaki ilk çözüm sürecine de bu yüzden CHP olarak destek verdik ve 'Buyrun sorunu çözün' dedik.

'Ama öyle gizli kapaklı yapmayın, Meclis'e getirin, orada çözelim' diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni adres gösterdik.

2020 yılında yaptığımız kurultayda da yine bu soruna değinmiş ve 'Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal sorunlarımız demokrasi temelinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin öncülüğünde çözülecek; Türkiye'nin tam bağımsızlığı, demokrasisi ve üniter yapısı güçlendirilecektir' diye taahhüt etmiştik. Bu, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizin önemli saptamalarından biridir.

Nihayet 13 yıl sonra, yani 2026'da bizim önerimize gelindi. Sorunun çözüm adresi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi gösterildi ve Meclis bu görevi üstlendi.

Gerçekçi bir çözüm mimarisi en az dört boyutu içermek zorundadır. Bu dört boyut birlikte ele alınırsa çözüm süreci başarıya ulaşabilir.

Nedir bunlar? Terör örgütünün doğrulanabilir biçimde silahsızlanması ve örgütsel tasfiyesi.

Türkiye'nin bütün yurttaşlarını kapsayan demokratik ve hukuki reformların yapılması.

Irak ve Suriye'deki bağlantılı silahlı yapıların geleceğini kapsayan bölgesel güvenlik düzenlemesinin hayata geçirilmesi.

Dış güçlerin vekil yapılanmalar üzerinden müdahalesini sınırlayacak bir egemenlik stratejisinin oluşturulması.

Bu dört boyut her aşamada dikkate alınmak zorundadır. Çünkü Türkiye kendi iç barışını korurken dış jeopolitik hesaplara karşı da dikkatli olmak zorundadır.

Bu mesele, Türkiye'nin kendi tarihsel ve toplumsal gerçekliği içinde, kendi Meclisiyle, kendi hukukuyla ve kendi yurttaşlarıyla çözmesi gereken bir meseledir. Dolayısıyla Türkiye hem güvenlik mimarisini hem de toplumsal barışını hukuk ve demokrasi temelinde oluşturmak zorundadır.

Bugün konuştuğumuz mesele yalnızca bir güvenlik başlığı, yalnızca bir yasa hazırlığı, yalnızca bir örgütün silah bırakması veya kendisini feshetmesi değildir.

Terörün bitmesi Türkiye için tarihsel bir fırsattır. Bu süreç ancak Cumhuriyet'in kurucu ilkeleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin demokratik meşruiyetiyle, hukuk devletiyle, eşit yurttaşlıkla, üniter yapıyla, üretken kalkınmayla ve bağımsız dış politika iradesiyle başarıya ulaşabilir.

Çünkü bugün konuştuğumuz mesele, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin nasıl bir ülke olacağı meselesidir.

Bu gerçeği unutmamak gerekiyor. Bu nedenle asıl soru şudur: Terör sonrasında nasıl bir Türkiye kurulacaktır? Silahların susması kendi başına kalıcı bir barışa dönüşecek midir?

İşte onu yapabilecek vizyona ve iradeye sahip olan parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Herkes bunu bilmeli. Sorunu ilk keşfeden, ilk gören, ilk raporu hazırlayan, çözüm önerilerini getiren, bütün eleştirilere göğüs geren tek parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Kimse bu gerçeği unutmasın.

İşte bunu yapabilecek parti CHP olduğu için gücümüzü nereden alıyoruz?

Çünkü biz bu ülkeyi kuran partiyiz. Bu ülkenin mimarı biziz, Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Sorunlarını da çözmesini, akılcı politikalar üretmesini bilen bir partiyiz.

Biz bu sürece Cumhuriyet'i demokrasi ile taçlandırma süreci diyoruz. Bir daha ifade edeyim; biz bu süreci, Cumhuriyetimizi, güzel Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırma süreci diyoruz.

Peki Cumhuriyet'i demokrasi ile taçlandırmak nedir? Cumhuriyet'i demokrasi ile taçlandırmak; güvenliği hukukun yerine koymadan, özgürlüğü de güvenliğin karşısına dikmeden bu iki değeri aynı anayasal düzen içinde birleştirebilmektir. Bu kapasiteye siyasetin sahip olması lazım.

Cumhuriyet'i demokrasi ile taçlandırmak; silahın siyasetten tamamen çıkması, siyasetin de kapalı pazarlıklardan çıkarak Meclis'in, hukukun ve milletin denetimine girmesidir.

Cumhuriyet'i demokrasi ile taçlandırmak; farklı toplumsal aidiyetleri çatışma alanı olmaktan çıkarıp ortak Cumhuriyet yurttaşlığı içinde güvence altına almaktır.

Cumhuriyet'i demokrasi ile taçlandırmak; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğini yapmaktır.

Dolayısıyla bu sürecin başarısı yalnızca siyasi iradeye bağlı değil; hukuki güvenceye, şeffaflığa, toplumsal katılıma ve güven duygusunun yeniden inşasına bağlıdır.

Biz Cumhuriyetçi eşit yurttaşlık vaat ediyoruz. Benim ne hakkım varsa Kürt vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin de o kadar hakkı vardır.

Bu mesele sadece bir demokrasi ve hukuk meselesi de değildir. Bu mesele Türkiye'nin güvenliği ve dış politikası için de hayati bir meseledir.

Hiç kimse unutmasın. Biz bu meselemizi çözmeden güçlü, bölgesel bir aktör haline gelemeyiz. Bir daha ifade edeyim; bu temel meseleyi çözmeden Türkiye'nin güçlü bir bölgesel aktör haline gelmesi çok zor.

Hiç kimse unutmasın. Bu gerçeği hepimizin kabul etmesi gerekiyor.

Şunu da unutmamak gerekir. Önce Kürt vatandaşlarımızla, ardından Kürt komşularımızla kuracağımız güçlü bağlar Türkiye'nin gelecek vizyonunu da şekillendirecektir.

Bu noktada artık ilkesel bir çerçeve ortaya koyuyoruz. Terörün bitmesi ve üniter devlet yapısı bizim kırmızı çizgimizdir.

Bu bağlamda; silahın siyasetin dışına çıkmasına evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi merkezli sürece evet, hukuk devletine evet, eşit yurttaşlığa evet, demokratik siyasetin güçlenmesine evet, üniter yapının korunmasına evet, bölgesel barışa, sadece Türkiye'de değil bölgesel barışa evet.

Bu nedenle çağrımız çok açıktır. Sürecin tüm aşamaları bundan sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi merkezli yürütülmelidir. Çerçeve yasa, açık hukuk ilkelerinin ürünü olmalıdır. Silahsızlanma gerçek, denetlenebilir ve geri dönüşsüz olmalıdır. Demokratik siyasetin alanı genişletilmelidir. Üniter yapı ve egemenlik ilkesi korunmalıdır.

Bu ülkeyi kuran parti olarak sorumluluğumuzu biliyoruz. Hiçbir siyasi menfaat düşünmeden elimizi gerektiğinde taşın altına koymasını biliyoruz.

Ülkemizin huzuru, bölgemizin huzuru için açıkladığım çerçeve içinde üretilecek çözüm Türkiye'yi rahatlatacaktır. Türkiye rahat bir sürecin içine girecektir. Yeter ki bir kişi daha ölmesin, yeter ki Türkiye bu meseleden kurtulsun."