Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği (AHPADİ) Derneği Başkanı Mehmet Ektaş şu ifadeleri kullandı;

"Siyasi partilerin, faaliyetlerini sürdürmesi demokrasi açısından çok önemli. Siyasi partilerin seçimli süreçleri de siyasi partilerin demokrasiye katılımında çok değerli. Bu açıdan bütün süreçlerin dürüst, adil seçimler yoluyla yönetilmesi ve bunun yönetimlere yansıması da değerli. Bu çerçevede baktığımızda, siyasi partilerin de demokrasi içerisinde kolay kolay müdahalelere maruz kalmaması gerekir. Hukuk yoluyla siyasi partiler dizayn edilmemesi gerekir. Bunların hepsi genel ilkeler ve genel yaklaşımlar olmalı ancak siyasi partiler dahil, toplumun ya da bireylerin hayatını doğrudan etkileyen hiçbir konuda hukuksuzluğa, hukuk dışı eylemlere de izin verilmemesi gerekir. Siyasi partiler ve demokrasi çok önemli olduğu kadar, hukuk da çok önemlidir bireylerin haklarının korunması çerçevesinde. Meseleye bu ikisinin dengesi açısından bakmak gerekir. Hiçbir suç cezasız kalmamalıdır. Hiçbir hukuka aykırı eylem de etkisini devam ettirmemelidir. Bu hukukun en temel ilkelerinden bir tanesidir. Siyasi partiler de bundan ari değillerdir, muaf değillerdir.

Bugün içinde yaşadığımız mutlak butlan davasından kaynaklanan kriz, önemli bir kriz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içinde de çözüm üretmekte zorlandığı, dış müdahalelerin de olduğu görülen bir kriz şeklinde devam ediyor. Kamuoyunda da bunun her boyutuyla tartışmaları yapılıyor. Ben de o tartışmaları hem bir vatandaş olarak hem de bir hukukçu kimliğimle takip ediyorum. Kendi hukuk bilgilerimle değerlendirmek suretiyle de kendi yorumlarımı da oluşturuyorum tabii ki.

Öncelikle Yüksek Seçim Kuruluyla hukuk mahkemeleri arasında bir yetki karmaşası var mı? Ya da rol çalma var mı? Hukuk mahkemeleri yetkisiz olarak mı bu davayı yürütüyorlar? Öncelikle bu tartışmanın bu boyutunu değerlendirmek lazım çünkü birtakım çevreler, daha ilk yargılama başladığından itibaren asliye hukuk mahkemelerinin bu konuda yetkili olmadığını ileriye sürdüler. Birtakım çevreler de asliye hukuk mahkemelerinin yetkili olduğunu ifade ettiler.

Bu açıdan, Yüksek Seçim Kurulunun faaliyetleri yargı faaliyeti midir, değil midir, buradan bakmak gerekiyor. Anayasamızda cumhuriyetin temel organları yasama, yürütme ve yargı olarak 3 bölümde düzenlenmiş. 1. bölümde yürütme var. 2. bölümde, pardon yasama var. 2. bölümde yürütme var. 3. bölümde yasama var. Yasama, yargı faaliyetini yürütmekle olan, sorumlu olan mahkemeleri ifade ediyor. 2 bölümü var; genel hükümler bölümü ve yüksek mahkemeler bölümü var. Ne genel hükümler bölümünde ne de yüksek mahkemeler bölümünde Yüksek Seçim Kurulunun adı geçmiyor.

Bu çerçeveden baktığımda Yüksek Seçim Kurulu bir yargı birimi değil, yargılama yapan bir mahkeme değil. Yüksek Seçim Kurulu nerede geçiyor? Yasama bölümünde geçiyor. Yasama bölümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi alt bölümünde, seçimlerin yapılmasına ilişkin hükümde seçimlerin, yargının yönetim ve denetimde yapılacağı belirtiliyor. Burada da Yüksek Seçim Kuruluna bir görev veriliyor. Dolayısıyla Yüksek Seçim Kurulu bir kere bir mahkeme değil. Yargı faaliyeti yerine getirme, tam tam anlamlı yargı faaliyeti yerine getirme, tam yargı faaliyetini yerine getirmekle görevli ve yetkili bir kurum değil.

Aynı zamanda anayasadaki düzenleme Yüksek Seçim Kuruluna anayasal açıdan sadece Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ve Büyük Millet Meclisi seçimleri ile ilgili yetki ve görev veriyor. Belediyeler Kanunu atıfta bulunmak suretiyle kanunla Yüksek Seçim Kuruluna görev veriyor. Siyasi Partiler Kanunu da kendi düzenlemesi içerisinde Yüksek Seçim Kurulunu, seçim kurullarına bir görev addediyor ancak esas anayasada düzenlenmiş olan görevde sadece Cumhurbaşkanlığı ve Büyük Millet Meclisi seçimlerinden ibaret bir görev.

Anayasa Yüksek Seçim Kurulu bir mahkeme değildir dedik. Tam tam yargı faaliyetinde bulunmaz dedik. Bunu nerede de görüyoruz? Siyasi Partiler Kanunu'ndaki düzenlemede de görüyoruz. Yüksek Seçim Kuruluna yapılacak müracaatlar için konulan süre ve Yüksek Seçim Kurulunun inceleme ve karar verme süresi zaten Yüksek Seçim Kurulunun ya da seçim kurullarının tam yargılama yapmasına olanak vermez. Siyasi Partiler Kanunu'nun 20. maddesinde Yüksek Seçim Kurullarına yapılacak itirazların seçimin devamında yapılan işlemler ve tutanakların hazırlanmasından itibaren 2 gün içerisinde yapılabileceğini ve hakimin 1 1 gün içerisinde karar vereceğini veriyor. Şimdi, delillerin toplanması, örneğin tanık delili ileriye sürüldüğünde tanıkların dinlenmesi, delil toplanması için kurumlara yazı yazılması, örneğin MASAK raporlarının getirilmesi, kameraların getirilip incelenmesi, çözümlenmesi gibi bir yargılama faaliyetinde delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesi açısından çok önemli olan faaliyetlerin 1 gün içerisinde bir hakim tarafından incelenip karara bağlanması mümkün olabilir mi? Mümkün olamaz. Bu bu çerçeve bile Yüksek Seçim Kurulunun bir yargı kurumu olmadığı ortaya koyuyor. Öncelikle bunun altını çizmek gerekiyor bu tartışmalar açısından. Bu tartışmalarda eksik kalan çünkü yönler var.

Yüksek Seçim Kurulu tam yargı hakkına sahip değilse tam yargıyı ilgilendiren, seçimler sırasında meydana gelmiş usulsüzlükler açısından, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyen hukuksuzluklar açısından tam yargıyı etkileyecek yargı için nereye müracaat etmek gerekiyor? Tabii ki hukuk mahkemelerine müracaat etmek gerekiyor. Bunu da zaten Siyasi Partiler Kanunu bize elveriyor. Siyasi Partiler Kanunu'nda bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu ile Dernekler Kanunu'na ilişkin başka düzenlemeleri içeren kanunlara hükümlerinin geçerli olacağını ifade ediyor. Bütün bu çerçeve, asliye hukuk mahkemelerinin önüne gelen mutlak butlanla ilgili davaya bakmakla yetkili ve görevli olduğunu ortaya koyuyor.

Benim açımdan bu hususun tartışmasız olduğunu ifade etmek isterim. Başka hukukçular başka görüşlerde bulunuyor. Peki, mutlak butlan davası nasıl görülmeli? Mutlak butlan davasının iki boyutu var. Birincisi, bu davanın ceza mahkemesini ilgilendiren konuları. Nedir işte? Seçimlere hile karıştırılması, seçim sonuçlarının etkilenmesi gibi hususlar. Bu ceza davasını ilgilendiriyor.

Bir de bu nedenden dolayı seçimin iptali, bütün sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılması var. O da hukuk mahkemelerini ilgilendiriyor. Her ne kadar hukuk mahkemeleri ceza mahkemelerinin vereceği kararlarla bağlı olmasa da ceza mahkemelerindeki maddi gerçeğe ulaşmada reesen ceza mahkemelerinin görevli olmuş olması ve mahkemenin çok daha fazla delil toplama, maddi gerçeği ortaya çıkarma konusunda çok daha fazla olanağa elverişli olması nedeniyle birçok olayda, basit trafik kazalarında dahi hukuk mahkemeleri ceza mahkemeleri sonuçlarını bekler. Onların dosyaları tam oluştuktan sonra o dosyayı alıp inceler ve kendi kararlarını kurarlar.

Bu olayda ceza davaları devam ediyor. Ceza davası sonucunda gerçekten seçimlere bir hile karıştırılmış mı? Karıştırılmışsa kaç kişi bundan etkilenmiş? Etkilenen insanların sayısı seçimi iptal etmek için yeterli midir? Seçim sonuçlarını olumsuz etkileyecek sayıya ulaşmış mıdır gibi bütün hususlar ortaya çıktıktan sonra hukuk mahkemesinin bu konu ile ilgili bir karar vermesi gerekirdi. Hukuk mahkemesinin elindeki dosyadaki delillerin okuduğum, gördüğüm kadarıyla söylüyorum, mutlak butlanı kabul etmesi için yeterli olmadığını değerlendiriyorum.

Bu açıdan gerek ilk derece mahkemesi, gerek davayı ilk reddeden, gerekçe ikinci derece mahkemesi yani istinaf mahkemesi mutlak butlan kararı vererek eksik inceleme ile karar vermişlerdir. Eksik inceleme de tamamen hukuka aykırı bir yargılama usulüdür. Öncelikle dosyanın tamamlanması, ceza davalarının bütün delilleri ile birlikte tamamlanmış olması, orada oluşan delillerin getirilip sonuçlarının değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirdi. Daha dün kamuoyuna yansıdı. Cumhuriyet Başsavcılığı kanalıyla mahkemeler son gelişen olaylardan sonra yargılamalarda ismi geçenlerin para hareketlerini, tüm yargılamada ismi geçenleri değil özür dilerim, seçimlerde oy kullanmış üst kurul delegelerinin tamamının MASAK raporlarını istedi. Yani daha dosyada demek ki eksiklik var. Para hareketi oluşmuş mu, oluşmamış mı? Kimler açısından oluşmuş değil mi? Dosya oluşmamış. Oluşmayan bir dosyada eksik inceleme ile karar verilmesi de hukuka aykırı olduğunu değerlendiriyorum. Bu nedenle mutlak butlan kararı yanlıştır diyorum.

Diğer taraftan yine Yüksek Seçim Kurulunda tam hukuksuzluk kararı verme yetkisi de var aslında. Eğer bu konu Asliye Hukuk Mahkemelerine gitmeseydi, Yüksek Seçim Kuruluna müracaat edilseydi, bakın zaman aşımına tabi değildir tam hukuksuzluk. Yani 2 gün geçti, 1 günde karar verilir hükümlerine de tabi değildir. O halde de Yüksek Seçim Kurulunda yine bu dosyaları, eline gelen belgeler çerçevesinde inceleyip belki tam hukuksuzluk yönünden de değerlendirmesi gerekebilirdi. Daha önce de Cumhuriyet Halk Partisi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örneğin tam hukuksuzluk müracaatıyla, itiraz süreleri geçtikten sonra Yüksek Seçim Kuruluna müracaat etti. Yüksek Seçim Kurulu süre şartını aramadan incelemesini yaptı ve incelemesi sonunda da tam hukuksuzluk şartları oluşmadığı gerekçesiyle talebi reddetmişti. Bunu da hafızalarımızda hatırlıyoruz.

Bütün bu imkanların birlikte değerlendirildiğinde eğer bir seçim sürecinde seçmenlerin tehdit, rüşvet, menfaat temin etme gibi birçok farklı nedenlerle iradesini sakatlayacak müdahaleler oluşuyor ise bu mutlaka bir yargılamayı gerektirir. Yargılama sonucuna göre de bir karar almayı gerektirir. Hukuk da bunun teminatı olmalıdır.

Yine şunu görüyoruz. Türkiye'de birçok alanda olduğu gibi esas bu konunun bu yönü tartışılmalı. Birçok alanda olduğu gibi hukuk mevzuatımız çok karışık. Yetkiler, görevler yeterince açık değil. Bu yetkiler ve görevlerin yeterince açık olmamasının sıkıntılarını bir problem ortaya çıktığında öngörüyoruz. Sonra aceleyle reaksiyoner olarak o problemi ortadan kaldırmak için hemen yeni düzenlemeler yapıyoruz kanunlarımızda ama bu da üzerinde çok düşünülmediği için, büyük öngörülerle davranılmadığı için onlar da eksik ve hatalı olmaya devam ediyor. Siyasi Partiler Kanunu'nun baştan aşağı değişmesi gerektiği konusu hepimizin malumu, hepimizin talebi.

Bu da Türk hukuk sisteminde Türk siyasetçilerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama görevini yerine getiren milletvekillerine bir ders olmalı. Birçok açık, eksikler gibi bir an önce toplanıp Siyasi Partiler Kanunu çerçevesini yeniden düzenleyip demokratik, adil, dürüst seçimlere imkan veren, üyelerin katılımını güçlendiren yeni bir Siyasi Partiler Kanunu çıkarılmalı diyorum."