Kanal 26 ekranlarına konuk olan Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler şu ifadeleri kullandı:

“Ülke olarak uzun süredir yüksek enflasyonla mücadele ediyoruz. Bunun üzerine dünyada ve yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler de eklendi. Geçmişte ülke içerisinde ortaya çıkan ekonomik sorunları yönetmeye çalışırken bugün bölgesel ve küresel gelişmelerin etkileriyle de karşı karşıyayız.

Elbette bu sorunlar yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Dünyanın birçok ülkesinde benzer ekonomik sıkıntılar yaşanıyor. Ancak Türkiye'de bu süreç biraz daha uzun sürdü. Bunu özellikle belirtmek gerekiyor.

Üretim yapan sanayicimiz ve ticaretle uğraşan üyelerimiz, bir yandan yüksek enflasyonla mücadele ederken diğer yandan pazar kayıplarıyla karşı karşıya kaldı. İşletmelerimiz beklenmedik ekonomik şoklar yaşadı.

Avrupa'daki gelişmeler, Rusya-Ukrayna Savaşı, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gelişmeler, Suriye meselesi derken neredeyse her gün yeni bir sorunla yüzleşiyoruz. Bütün bunları birlikte değerlendirdiğimizde işletmelerimizin yalnızca kendi faaliyetlerinden kaynaklanan sorunlarla mücadele etmediğini görüyoruz. Ülke ekonomisi olarak dış etkenlerden de ciddi biçimde etkileniyoruz.

Biz yıllardır yüksek enflasyon koşullarında ticaret yapmaya alıştık. Ancak son dönemde yaşanan sorunların boyutu farklı. İşletmeler para kazanamadıkları sürece bu maliyetleri yönetme şansına sahip değil. Özellikle üretim yapan ve ticaretle uğraşan işletmeler açısından en büyük sorunlardan biri bu.

Merkez Bankası'nın faiz indirimleri de piyasalara beklenen ölçüde yansımıyor. Örneğin Merkez Bankası 100 baz puanlık bir faiz indirimi gerçekleştirdiğinde bunun reel piyasada karşılığını göremiyoruz. Bugün öncelikli olarak çözmemiz gereken iki temel sorun bulunuyor. Birincisi yüksek finansman maliyetleri, ikincisi ise krediye erişim.

Bazı üyelerimiz faiz oranına bakmaksızın kredi kullanmak istiyor ancak krediye ulaşamıyor. Bazı üyelerimiz ise krediye erişebilse bile yüksek faiz maliyetleri nedeniyle bu kaynağı kullanamıyor. Çünkü kullandığı kredinin maliyetini ticari faaliyetlerinden elde edeceği kazançla karşılaması mümkün olmuyor.

Bugün yüzde 45-46 seviyelerinde faizle kredi kullanan bir işletmenin, aylık yaklaşık yüzde 4'lük finansman maliyetini karşılayabilmesi son derece zor. Bu koşullarda işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve karlılıklarını koruyabilmesi giderek güçleşiyor.

Borsada işlem gören şirketlerin bilançolarına bakalım. Türkiye'nin en büyük 500 sanayi kuruluşunun mali tablolarını inceleyelim. Finansman giderlerinin işletmeler üzerinde ne kadar büyük bir yük oluşturduğunu görebiliriz. Finansman maliyetleri, işletmelerin elde ettikleri kazancın önemli bir bölümünü tüketiyor.

Bu durum işletmelerin karlılığını olumsuz etkilerken çalışma hayatında da sorunlara neden oluyor. İşverenlerle çalışanlar arasındaki iş barışı da ekonomik sıkıntılardan etkileniyor. Ekonomide bir sorun ortaya çıktığında bunun etkileri başka alanlara da yansıyor.

Bir tarafta piyasalardaki daralma, diğer tarafta bölgemizdeki ekonomik sorunlar var. Bunlara yüksek enflasyonu ve finansman maliyetlerini de eklediğimizde işletmelerimizin karşı karşıya kaldığı tablo daha da ağırlaşıyor.

Bütün bu gelişmeler üst üste geldiğinde işletmeler sürdürülebilirliklerini sağlamakta zorlanıyor. Artık karlılık üzerine sağlıklı bir planlama yapmak bile güçleşiyor. Çünkü sürekli yeni ekonomik şoklarla karşılaşıyoruz. İşletmeler bir sorunun etkilerini atlatamadan başka bir sorunla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu şokları karşılayacak ekonomik gücünüz kalmadığında ilk düşündüğünüz konulardan biri istihdamı azaltmak oluyor. İşletmeler küçülme kararı almak zorunda kalabiliyor. Ancak küçülmenin de kendi içerisinde ciddi maliyetleri bulunuyor.

İstihdamı azaltmak istediğinizde kıdem tazminatı gibi ilave yükümlülüklerle karşılaşıyorsunuz. Zaten ekonomik açıdan zorlanan bir işletme, faaliyetlerini yeniden düzenlemeye çalışırken başka maliyetlerle mücadele etmek durumunda kalıyor.

İşletmelerin faaliyetlerini istikrarlı biçimde sürdüremediği dönemlerde bu tür beklenmedik gelişmelere karşı dayanıklılığı da azalıyor. Bu durum ekonomik sorunların daha da büyümesine neden olabiliyor.

Elbette bu sorunların nedenlerini ortaya koymak ve çözüm üretmek hepimizin sorumluluğunda. Ancak öncelikle piyasalarda güven ortamının yeniden oluşması gerekiyor. İş dünyasının psikolojik olarak rahatlamaya ve geleceğini öngörebilmeye ihtiyacı var.

Bizim önümüzü görebilmemiz gerekiyor. Ekonomik koşullar belirli bir süre istikrarlı biçimde devam ettiğinde sanayicimiz ve tüccarımız buna çok hızlı uyum sağlayabilir. Altı ay, sekiz ay veya bir yıl boyunca öngörülebilir bir ekonomik ortam oluştuğunda işletmelerimiz gerekli planlamaları yaparak hızlı şekilde harekete geçebilir.

Türk iş dünyasının değişen koşullara uyum sağlama kabiliyeti oldukça yüksek. Ancak bu defa ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönem uzadı. Dolayısıyla bunun işletmeler üzerindeki olumsuz etkileri ve sıkıntıları devam ediyor.

Bir başka konu da açıklanan ekonomik verilerle piyasada yaşanan gerçekler arasındaki farklılık. Piyasada hissedilen enflasyonla Merkez Bankası'nın açıkladığı enflasyonun aynı olmadığını hepimiz biliyoruz. İşletmelerimiz ve esnafımız günlük ticari faaliyetlerinde bu farklılığı doğrudan yaşıyor.”