CHP'li Muharrem İnce, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in yeni müfredatta "Kurtuluş Savaşı" yerine "Milli Mücadele" ifadesinin kullanılacağına ilişkin değerlendirmeleri üzerinden iki sayfalık yazılı bir açıklama yayımladı.
Muharrem İnce, açıklamasında şu ifadelere yer verdi;
"Tarikatların Milli Eğitim Bakanlığı temsilciliğine de soyunmuş olan Yusuf Tekin, yeni müfredatta "Kurtuluş Savaşı" yerine "Milli Mücadele" ifadesinin getirileceğini belirtmiş ve değişikliği "Neden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı." ifadesiyle gerekçelendirmiş.
Fizik öğretmeni Muharrem İnce olarak, doktorasını Mümtazer Türköne ile yapmış siyaset bilimi profesörüne tane tane anlatayım ve unuttuğunda tekrar bakması için buraya bırakayım. Kurtuluş Savaşı ile iki şeyden kurtulduk. Birincisi emperyalist işgaldir. Senin ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı dediğin Osmanlı'nın Kurtuluş Savaşı'ndan önce orduları dağıtılmış ve silahlarına el konulmuştu.
Başkenti İstanbul, İngiltere tarafından 13 Kasım 1918'de fiilen, 16 Mart 1920'de resmen işgal edilmişti. İngilizlerin izni olmadan hem şehir içinde seyahat edilemiyor, hem şehir dışına gidilip gelinemiyordu.
İngiltere İstanbul yanında, Çanakkale'yi ve boğazları, Musul, İskenderun, Maraş, Antep, Urfa, Bilecik, Samsun ve Merzifon'u işgal etmişti.
İngilizlerin İstanbul'u işgali, Refet Bele komutasındaki Türk Ordusunun İstanbul'u İngilizlerden teslim aldığı 6 Ekim 1923'e kadar tam beş yıl sürdü. Fatih İstanbul'u 1453'te fethetmişti, unutmamalısın ki Atatürk'te İstanbul'u beş yıl süren İngiliz işgalinden kurtararak ikinci defa fethetmişti.
Fransızlar Çukurova Bölgesi, Dörtyol ve Mersin ile Zonguldak kömür havzası, Trakya'daki demir yolu istasyonları ve Afyon istasyonunu işgal etmiş, İngiltere ile 15 Eylül 1919'da yaptıkları anlaşma ile İngiliz işgalindeki Urfa, Antep ve Maraş Fransızlara geçmişti.
İtalya, Antalya, Fethiye, Bodrum ve Kuşadası ile Konya ve Akşehir istasyonlarını işgal etmişti. İtalyan işgali, 28 Mart 1919'dan 5 Temmuz 1921'e kadar 2,5 yıl sürdü. Kars, Ardahan ve Batum İngiliz desteğiyle Ermenistan tarafından işgal edildi.
Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal ettiler ve Polatlı önlerine kadar ilerledikten sonra kahraman Türk Ordusunun 30 Ağustos 1922'deki büyük zaferinden sonra 9 Eylül 1922'de denize döküldüler.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, halkın temsilcilerine dayanarak Kurtuluş Savaşı'nı verirken, senin o büyük Osmanlı İmparatorluğu dediğin despot yönetim, ülkenin kurtuluşunu önlemek için doğrudan Anzavur Ahmet İsyanı ile Hilafet Ordusu İsyanını, işgalci emperyalist güçler ile işbirliği içinde Bolu, Düzce, Gerede ve Hendek İsyanı, Yozgat Çapanoğlu İsyanı, Konya Delibaş İsyanı, Afyon Çopur Musa İsyanı ve Milli Aşireti İsyanlarını çıkardılar.
Emperyalist işgalciler ile işbirlikçisi despotik Osmanlı rejimi, tüm çabalarına rağmen Kurtuluş Savaşı'nın zafere ulaşmasına engel olamadı.
Büyük dediğin Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahı 17 Kasım 1922'de işgalci emperyalist İngilizlerin zırhlı savaş gemisine binerek İstanbul'dan kaçtı.
Sanırım neden Kurtuluş Savaşı denildiğinin birinci nedenini anladın. Anlamadıysan tekrar okumanı, yukarıda yazdıklarım yetmediyse ayrıca Nazım Hikmet'in Kuvayi Milliye Destanı'nı da okumanı, okumak zor geliyorsa Genco Erkal'ın sahnelediği ve internette bulunan aynı isimli oyunu izlemeni öneririm.
Hala anlamıyor ya da anlamamakta ısrar ediyorsan bile en azından bu okumalar ile yurtseverliğin ne olduğu konusunda bir fikre sahip olacağına eminim.
İkincisi, biz Kurtuluş Savaşı ile vergisini alıp üzerinde saltanat sürdüğü halkına "reaya" yani sürü diyen ve sürü muamelesi yapan ve Kurtuluş Savaşı esnasında emperyalistlerle işbirliği yapan despotik Osmanlı rejiminden kurtulduk. Yetmedi, insan hak ve özgürlüklerine, kadın erkek eşitliğine, yurttaşlık temeline, bilime, çağdaş kültür ve sanata dayalı laik ve demokratik bir Cumhuriyet kurduk. Senin esas karın ağrının ve monarşi güzellemesi yapan ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın ağzıyla konuşup Türkiye'ye gelişinin öncesinde Trump'a selam çakmanın nedeni de bu.
Ancak hatırlatırım ki bu Cumhuriyet kamyon şoförünün oğlunu nasıl ki fizik öğretmeni, milletvekili ve Cumhurbaşkanı adayı yaptıysa, ÇAYKUR işçisi bir babanın oğlunu da hile ve hurdayla da olsa rektör ve Milli Eğitim Bakanı yapmıştır. Cumhuriyet kurulmasaydı, Cumhuriyetin Rize'de kurduğu çay fabrikasının kurulup kurulmayacağını ve babasının Erzurum Uzundere'den bu fabrikaya çalışmaya gidip gidemeyeceğini bilemem ama Yusuf Tekin'in yaşamını Osmanlı'nın reayası olarak sürdüreceğine eminim.
Kendisi Cumhuriyet sayesinde makama, gelire ve refaha kavuştuktan sonra reaya güzellemesi yapıp, geldiği yerin ve sınıfın çocuklarını reaya statüsüne taşıyacak eylem, söylem ve uygulamaların içinde olan Yusuf Tekin'i şiddetle kınıyorum."