Eskişehir’de konuşan Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici şu ifadeleri kullandı;

“Bugünkü ziyaretimizin biliyorsunuz asıl nedeni; bugün Eskişehir’imizde Türkiye genelinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız tarafından gerçekleştirilen 500.000 konut projesinin Eskişehir ayağının kura çekimi vardı. Bu kura çekimi törenine katıldık. Ben bir kez daha Eskişehir’imize 2.500 civarındaki bu yeni konutların hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Kura çekimi töreninde bu hususla ilgili konuşmamı gerçekleştirdim. Burada daha fazla detay vererek sizlerin de zamanını almak istemiyorum.

Sadece şunu ifade edeyim; Cumhuriyet tarihinin en büyük konut hamlesi olarak 500.000 konut aynı anda başlatıldı. Kuraları çekildi ve inşallah birkaç sene içerisinde de bu konutların yapımı tamamlanacak. Bu 500.000 konut projesinde ortalama şu andaki aile başına nüfus sayısına göre yaklaşık 1,5-2 milyon arası insanımız inşallah ev sahibi olacak. Hayırlı olsun. Ben başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bu projede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Bu arada bir konuyu daha Eskişehirlilerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz hem merkezimiz, ilçelerimiz için yine TOKİ İdaresi tarafından projelendirilmiş binalar var. Bunların bir kısmı bitti, teslim edildi. Bir kısmının da yapımı sürüyor. İnşallah onlarla birlikte bu 500.000 konut projesi hayata geçtiğinde konut ihtiyacının önemli bir kısmı da karşılanmış olacak.

Yine kura çekim töreninden sonra eski Atatürk Stadı'nın olduğu Millet Bahçesi'ni ziyaret ettik. Tabii Türk Dünyası Kültür Başkenti olduğu dönemlerde Millet Bahçesi'nin yapımı gerçekleştirilmişti ama o günden bugüne baktığımızda çok verimli olmadı. Şimdi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, TOKİ ve Emlak Yönetimi Genel Müdürlüğümüz bu millet bahçemizin, Eskişehir Millet Bahçesi'nin hem yapımını yeniden hem işletilmesini üstlenmiş durumda. İnşallah yapımıyla ilgili pek çok eksiklik, noksanlık giderildi. Kalanlar da kısa zaman içerisinde giderilecek. Ve inşallah çok daha güzel, vatandaşlarımızın hem sporunu yapabildiği hem eğlenebildiği, torunlarıyla, çocuklarıyla gezebildiği, nefes alabildiği, oturup ucuz bir çay kahve içebildiği, yemek yiyebildiği bir konseptte bürünüyor. Biz memleketimiz adına, Eskişehir'imiz adına bunu da önemli bir kazanç sayıyoruz ve tekrar emeği geçenlere şükranlarımızı sunuyoruz.

Binamıza gelirken esnafımızla da tokalaştık, hal hatır sorduk. Önümüzü kesen emeklilerimiz oldu, onlarla konuştuk. Bir kere daha üzerine basa basa söylüyorum. Son 3 yıl içerisinde emeklilerimiz büyük bir hak kaybına uğramışlardır. Ben kafadan emekli maaşı 30.000, 40.000 olsun demiyorum. Ben 3 yıl öncesi rakamları örnek vererek bir düzenleme yapılmasını istiyorum.

Ocak 2023'te en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı. Koyduk mu bir tarafa 7.500'ü? En düşük çalışan memur ve kamu işçisi maaşı da 11.000 liraydı. Ne yapıyor? Yani 2023 Ocağı'nda kamu işçisi ve memuru en düşük alanı 3 lira alırken, emekli 2 lira alıyordu. Yani en düşük emekli maaşı, en düşük kamu memuru ve işçisi maaşının 3'te 2'si idi. Bu denge 2023 Temmuz'unda bozuldu. En düşük emekli maaşı 7.500'de kaldı, kök maaşa zam yapıldığı için. Önce kamu işçisi 21.000 liraya çıktı, sonra kamu memuru Temmuz'da 22.000 liraya çıktı 2023'te. Ve neye düştü? 6 ay içerisinde 3'te 2 olan oran, 3'te 1'e düştü. Yani bir emeklinin bir maaşı buharlaştı.

Ne olması lazımdı? 2023 Temmuz'unda en düşük kamu işçisi ve kamu memuru maaşının 22.000 lira olduğunda, en azından en düşük emekli maaşının da 15.000 lira olması gerekiyordu. Ama 7.500'de kaldı. Kayıp oradan başladı, bugüne kadar geldi; oran aynı kalsa da fark açıldı. Şimdi en düşük kamu işçisi ve kamu memuru 60.000 lira alıyor. Hatta taşerondan kadroya geçenler ikramiyeleriyle birlikte neredeyse 70.000 alıyor ama emekli 20.000 alıyor.

3'te 1. 3'te 2'den 3'te 1'e. 2,5 yıldır bu böyle devam ediyor. 2,5 yıldır emeklinin hak kaybı var. Yani 2023 Ocak dengesine getireceksek ne olması lazım? En düşük emekli maaşı 40.000 olması lazım, hakkı bu. Ama en azından onu yapamıyorsak bile ne yapmamız lazım? En azından ilk etapta bir 30.000 lirayı görmesi lazım en düşük emekli maaşının. Hakkı 40.000; yani o oranlamaya göre hakkı 40.000. Ama kademeli olarak o dengeyi sağlamak bütçe açısından daha uygun deniyorsa, o zaman hemen 30.000 liraya çıkarılmalı ve ondan sonraki artışlarla da emekli bu sefer gözetilerek 3'te 2 dengesine tekrar kavuşturulmalıdır.

Her gittiğimiz ilde, ilçede, köyde, şehirde emeklilerimiz bize soruyor, "Bizim halimiz ne olacak?" diyor. Adeta bizim yolumuzun üzerine çıkılıyor haklı olarak ve bize gelinerek bu dertler ifade ediliyor. Haklı, kime derdini söyleyecek? Elbette bize söyleyecek, biz de çare olmak için elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz.

Bu hususta gösterdiğimiz bu tavrı, yani bu haksızlığın, adaletsizliğin ortadan kalkması için verdiğimiz mücadeleye sizler de, Türkiye’miz de, ülkemiz de, emeklilerimiz de şahittir. Bu haksızlık ortadan kalkana kadar da, emekliler diğer çalışanlarımız gibi hakkını alana kadar da biz emeklilerimizle birlikte bu mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bir başka kesimimiz esnaflarımızı ziyaret ettik. Tabii bizim insanımız kanaatkâr, şükrediyor ama hali belli, hali ortada. Şimdi esnafı da tüccarı da hepsini de aynı kategoride değerlendiremiyoruz. Bir kesimi var ki hâlâ o ahilik kültürüyle esnaflık yapıyor, ticaret yapıyor. Yani terazisini şaşırtmıyor, eğri tutmuyor. Esnaflık ahlakıyla hareket ediyor.
Ama başka bir tarafta başka esnaflar ya da tüccarlar var. Onlar da ahilik kültürünü, Türk kültürünü, İslam kültürünü, inancını hepsini bir tarafa koymuş; sadece nasıl daha fazla kazanabilirim diyor. Haksızlık yapıyor umurunda değil, karaborsacılık yapıyor umurunda değil, fahiş fiyatla satıyor umurunda değil. Yani ölçüsüz bir şekilde yapıyor.

İşte Ramazan öncesindeyiz, bakıyorsunuz fiyatlara. Birbirine çok yakın olan esnafların ya da dükkânların raflarında ya da manavların tezgâhında aynı ürün neredeyse %100 farklı satılıyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Dün Adana'daydık, il kongremiz vardı. Orada Adana Hal Başkanı da vardı, Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı da vardı, Ticaret Odası temsilcileri de vardı, Esnaf Odası temsilcileri de vardı. Hepsiyle de konuştuk.

Mesela bir örnek verdiler oradan bize; salatalık. 20 liraya çıkıyor Adana'dan. Bakıyorsunuz Ankara'da manavda 130 lira. 20 liraya çiftçiden alınan bir ürün nasıl oluyor da 130 lira oluyor? Orada sordum Hal Başkanı'na canlı yayında: "Kardeşim sizin payınız ne kadar?" %7. %7 ekledik mi? Ne yaptı %7 eklediğin zaman? 21,40. Yani hal payını eklediğin zaman. Hadi kilo başına 5 liradan nakliye verelim, ne oldu? 26,40. Hadi 2-3 lira da Ankara'daki halci alsın parayı, toptancı; 30. Sen de sat 40’a, 50’ye; 130 ne?

Yani şimdi her ürün için değil ama dönem dönem her ürün için bu fiyatlar gerçek, yani bu soygunculuk. İşte buna kim müsaade etmemeli? İlgili bakanlık müsaade etmemeli, ilgili kurumlar müsaade etmemeli. Bunu yapanın yanına kâr bırakmamalı, canını yakmalı. En ağır cezayı vermeli maddi olarak. İşletmesini kapatmalı, iş hapis cezasına kadar gitmeli.

Ama bunları söylerken biraz önce girişte de söylediğim gibi; dürüst, temiz, ahlaklı, hâlâ bu topraklarda Ahilik kültürünü yaşatan esnaflarımız da var, onlara da teşekkür ediyorum. Onların varlığı zaten memleketimizi, milletimizi ayakta tutan şeydir.

Ülkemiz içinde başka siyasi tartışmalar da var, problemler de var. Onları dün Adana'da da değerlendirdik. Haftalık olağan basın toplantılarımızda da Ankara'da değerlendiriyoruz ama güncel olan bir konuyla ilgili yine görüşlerimizi ifade etmek istiyorum. O da dış politikadaki gelişmeler ya da dış işleri... Ama tabii buna dış işleri de diyemeyiz, dış politika da diyemeyiz. Çünkü Filistin, Gazze, Batı Şeria, Doğu Türkistan, Kırım, Balkanlar; bunlar bizim için aslında bir yerde aynı zamanda bir iç işleri meselesidir. Çünkü bu topraklar daha 100 sene öncesine kadar bizim ülkemizin topraklarıydı.

Osmanlı'dan sonra, yani Osmanlı'nın içinden 72 devlet çıkmış. Düşünün ki nasıl büyük bir devletmişiz ki şu anda Osmanlı toprakları üzerinde kurulan 72 devlet var. Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti ile beraber 73 ediyor. İşte buraların, özellikle Türk ve İslam olanların elbette ki biz toptan dış işleri olarak değerlendiremiyoruz. Yunanistan da 400-500 sene bizim toprağımız olmuş ama onunla ilgili aynı şeyleri konuşamıyoruz. Ama Batı Trakya ile ilgili konuşuyoruz, Kosova ile ilgili konuşuyoruz, Kırım ile ilgili konuşuyoruz, Doğu Türkistan ile ilgili, Filistin ile ilgili konuşuyoruz.
Tabii terörist İsrail; Gazze'deki soykırımından, katliamlarından ve yağmasından sonra onu Amerika'ya, Trump'a havale ederek şimdi kendisi Filistin'in bir başka ve en büyük parçası olan Batı Şeria'ya gözünü dikmiş vaziyette. Batı Şeria'nın Nablus bölgesinde bulunan El-Muradiye Tren İstasyonu'nun arkeolojik alanına İsrail bayrakları dikiyor. Yani buralar da benim artık diyor. Filistin'in tamamını işgal etme ve kendi toprağı yapma emelini, niyetini çok açık bir şekilde bu şekilde ortaya dökmüş oldu. Buna Türkiye sessiz kalmadı ama istiyoruz ki buna Mısır da sessiz kalmasın, Suudi Arabistan da sessiz kalmasın, Pakistan da sessiz kalmasın, İran da sessiz kalmasın, Endonezya da, Malezya da, Körfez ülkeleri de buna sessiz kalmasın.

Hatta buna Batı da sessiz kalmasın, Avrupa Birliği niye sessiz kalıyor? Türkiye'deki en ufak, Türkiye'nin terör örgütlerine karşı kendisine yaptığı saldırılara karşı mukavemetine, iç işlerine müdahale etme hadsizliğinde bulunan Avrupa Birliği... Hadi Amerika'yı saymıyorum çünkü Amerika artık tamamen İsrail'in ortağı. Yani İsrail-ABD yapımı işler bunlar, bu bütün soykırımlar, Filistin'deki işgaller ABD ve İsrail yapımı işler ama Batı'nın sessiz kalmaması gerekiyor. İspanya’nın gösterdiği tepkiyi İngiltere'nin de göstermesi lazım, Hollanda'nın da, İtalya'nın da göstermesi lazım ama maalesef göstermiyorlar. Biz bir kez daha terörist İsrail'in katil başbakanını ve onun savaş kabinesini lanetliyoruz. Bu işgallerin bugün gücüyle bu bayrakları dikiyor ama günü geldiğinde bırakın Batı Şeria'daki Nablus El Mesudiye tren istasyonundaki arkeolojik alanı, inşallah gün gelecek Tel Aviv'deki bayraklarının da yok olduğunu görecekler.

Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyeleri için iddianame hazırlanmış. kim yetim malına, kim beytülmale dokunuyorsa, el atıyorsa, millete hizmet için harcanması gereken paraları şahsi çıkarları için ya da yandaşları için harcıyorsa, peşkeş çekiyorsa; partisine bakılmadan, hangi partiden olursa olsun bunlarla ilgili önce tabii ki Sayıştay raporları, İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin incelemesi ve daha sonra da bir delile rastlanırsa savcılık tarafından yürütülen soruşturmaların yapılması gerektiğini ifade ettim.

Ama biz genel konuşuyoruz, A partisi B partisi diye konuşmuyoruz. Kim yapıyorsa, partisine bakılmadan kim yolsuzluk, hırsızlık yapıyorsa, devletin malını kendi malı gibi yiyorsa, yandaşlarına peşkeş çekiyorsa elbette ki onunla ilgili Sayıştay da inceleme yapsın, İçişleri Bakanlığı da soruşturma izni versin, savcılık da soruştursun ve suçlu bulunurlarsa da cezalarını çeksinler. Bizim görüşümüz net, parti ayırmadan bunu söylüyorum.
Demokratik hukuk devletlerinde zaten bu böyle olur ve böyle olması gerekiyor. Burada dikkat etmemiz gereken nedir, o da masumiyet karinesidir. Bu herkes için geçerlidir. Suç kesinleşmeden, soruşturma da olsa kimseyi peşinen suçlu kabul edemeyiz, peşinen yolsuzlukla hırsızlıkla suçlayamayız; ta ki mahkeme kararını verene kadar bu böyledir.

Sadece yolsuzluk hırsızlık da değil, biliyorsunuz son dönemlerde belediyelerde gayriahlaki durumların da olduğu ortaya çıkmaya başladı. Orada da parti ayrımı önemli değil. A partisi, diyelim A belediyesi başka bir partiyle ilgili belediye başkanı itham edilirken, B belediyesinde de başka bir partinin belediye başkanı aynı konuyla itham ediliyor ya da tutuklanıyor ya da cezaevine gönderiliyor; fark etmez. Yani bunun partisi fark etmez. Hırsızın, yolsuzun, ahlaksızın partisine bakılmaz. Kim yolsuzluk, hırsızlık, ahlaksızlık yapıyorsa kanunlar işler ve gereği yapılır.

Eskişehir ile ilgili birtakım konulardan bahsediyoruz. Yanlış anlaşılmasın yani mesela hangi talepleri olmuş da haklı talep yerine gelmemiş? Hangi projeleri ve talepleri ulaştırmışlar da bu noktada geri çevrilmişler? Ben bütün belediye başkanlarımıza söyledim, bunu her zaman söylüyorum. Eskişehirimiz için, merkez dahil, ilçelerimiz dahil ne lazımsa ben öncülük etmeye hazırım.

Yani Eskişehir'e lazım olan hizmetleri getirmek için her türlü gayreti göstermeye, tabiri caizse elimizi değil kafamızı taşın altına koymaya hazırız. Ben görüştüğüm bütün belediye başkanlarımıza da söyledim, ifade ettim. Ama bugüne kadar Cumhur İttifakı dışındaki belediye başkanlarımızdan bu konuda bize bir talep gelmedi. Yani şu konuda bizim bir projemiz var, Cumhurbaşkanlığında ya da işte şu bakanlıkta efendim bunun karşılığını alamıyoruz, çözemiyoruz, destek verir misiniz diyen olmadı. Yani bu konuda biz hazırız.
Abisi değil mesele, mesele memlekete sahip çıkmak yani. Ben bunu sadece Eskişehir için değil İstanbul için de Adana için de belediye başkanıyım. Dolayısıyla da her şehrimiz için yapmaya gayret ediyoruz. Ama tabii ki Eskişehirimiz için özel, yani Eskişehir için daha üstün bir gayret göstereceğimizi de belirtmek istiyorum. Çünkü biz Eskişehir'i evimiz addederiz ve yerine getirilmesi için de her türlü gayreti ortaya koyarız.
Biliyorsunuz burada milletvekili arkadaşlarımız, iki tane deneyimli milletvekilimiz var. Bir üçüncüsü iş adamı olan bir milletvekilimiz var. Bürokratlarımız var şehirde, il başkanlarımız var Cumhur İttifakı partilerimizin il başkanları var. Bizler varız, biz istişare ediyoruz, dönem dönem bunları konuşuyoruz. Mesela Eskişehirimiz için, özellikle de bizim bölgemiz için, Günyüzü için çok sevindirici bir gelişme oldu.

Ve 38 bin dönümlük bir arazi üzerine biliyorsunuz yeni bir sanayi bölgesi ilan edildi orası. Yani 38 bin dönümden bahsediyoruz. Yani İç Anadolu'nun en büyük sanayi bölgelerinden birisi Günyüzü'ne kurulacak, Eskişehir'e kurulacak. Bunu siz de takip ettiniz, izlediniz. Yani bunun gibi işte çevre yolu projesi, diğer projeler de bize iletilen her projede ben Cumhurbaşkanımızla görüşülmesi gerekirse onunla, ilgili bakanlarımızla görüşülmesi gerekirse onunla görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Yine mesela bizim Günyüzü'nde tamamlanan Gökpınar Barajı 130 milyon metreküp. Yani Eskişehir'in en büyük barajlarından bir tanesi. Yani 65 bin hektar sulanacak ilk etapta. Yani bunun ne kadar büyük bir sulama tarım arazisi olacağını, sulu tarıma geçireceğini buradan tahmin edebilirsiniz. Diğer ilçelerimizde de bu tür benzer yatırımlar var, yapılıyor.

Büyük kurultay hazırlıklarımızı büyük bir parça olarak ön hazırlıklarımızı tamamladık. Şimdi il kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Yarıdan fazlasını yani 40'tan fazlasını gerçekleştirdik. Nisan sonuna kadar bu il kongrelerimizin geriye kalan 41 il kongremizi de tamamlayacağız ve ondan sonra inşallah Mayıs ayında da büyük kurultayımızı gerçekleştireceğiz.

Eskişehir il kongremizi de inşallah bir aksilik olmazsa bugün de arkadaşlarımızla istişare edip şu önümüzdeki Mart ayı içerisinde Eskişehir il kongremizi de yapmış olacağız. Şimdiden hayırlı mübarek olsun diyorum. Katılımınız için sizlere şükranlarımı sunuyorum.”