Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nazan Aksaray şu ifadeleri kullandı;

"Bugün 14 Mart 2026. Tıbbın ve hekimliğin kurucuları olan Hipokrat’ın ve Galen’in yaşadığı bu topraklarda, hekimliğin yalnızca insan sağlığına adanmış bir meslek değil, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu hatırlatan bir günün yıldönümünde bir aradayız.

14 Mart ilk kez işgal altındaki İstanbul’da bundan tam 107 yıl önce 14 Mart 1919’da kutlandı. Gururla andığımız bu kutlama, aslında emperyalist güçlere karşı bir grup tıbbıyelinin başkaldırı eylemi idi. Genç tıbbiyeliler, yaşadıkları topraklara, mesleklerine ve değerlerine duydukları sorumlulukla o gün İngiliz işgaline karşı tutum aldılar.

Modern anlamda ilk tıp fakültesinin Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin 14 Mart 1827’de kuruluşunun 92. yılını kutlamayı gerekçe göstererek Kurtuluş Mücadelemizde önemli yeri olan bir büyük toplantı ve eylem düzenlediler. “Bu ülke bizimdir!” dediler. O gün tıbbiyeliler, hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir, hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır, dediler.

O gün, biz hekimlerin bir özgürlük ve bağımsızlık hareketi olarak kutlanan ilk bayram günümüz oldu.

Bu nedenle 14 Mart sorumluluk demektir, direniştir, biz hekimler için.

O genç grubunun içinden henüz 18 yaşında olan Hikmet, tıbbiyeyi temsilen 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’ne katıldı ve mandacılığa karşı yaptığı ünlü konuşmasının ardından Mustafa Kemal onu destekleyen ve takdir eden bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal, tarihe nakş olan “Ya istiklal! Ya Ölüm!” sözünü o anda söylemiştir.

İşte biz hekimler 107 yıl önce bize teslim edilen bu meşaleyi taşıyoruz ve her zaman taşımaya devam edeceğiz.

Bizler, her zaman ülke sorunlarına duyarlı, bilimden, aydınlanmadan, laiklikten, adaletten, bağımsızlıktan, özgürlükten, barıştan, insan haklarından yana olduk ve olmaya devam edeceğiz.

Çünkü iyi hekimlik yapabilmek için gerekli ortamın ancak bu saydıklarımızla mümkün olduğunu biliyoruz.

14 Mart’lar bizler için hem gururla andığımız bu tarihimizi, andığımız, kutladığımız bir bayram günüdür hem de iyi hekimlik koşulları için mücadele inancımızı ve gücümüzü dile getirme ve artırma günüdür.

Bugün ülkemizin dört bir yanında hekimler, yaklaşık 23 yıldır uygulanan sağlıkta özelleştirme cenderesinin altında türlü zorluklarla mücadele etmektedirler.

Genç Cumhuriyet’in büyük zorluklarla inşa ettiği kamusal sağlık hizmeti sağlıkta dönüşüm adı altında piyasacı anlayışa terk edilmiştir.

Gelinen noktada bu para ve rant merkezli sağlık sistemi iflas etmiştir. Ancak maalesef geçen sürenin bedeli hem biz hekimler ve sağlık çalışanları hem de halkımız için çok ağır olmuştur.

Hekimler, kendilerine dayatılan, emeklerinin, bilgilerinin, deneyimlerinin yok sayıldığı, etik dışı, iyi hekimlik ilkelerine bütünüyle aykırı, güvensiz, güvencesiz, şiddete açık ve şiddet doğuran çalışma koşullarından dolayı mutsuzlar. Genç hekimler ülkemizde kendilerine bir umut, gelecek göremiyorlar, kendilerine değer verilen ülkelere gitmeyi tercih ediyorlar.

Bugün ülkemizin sağlık ortamı, tıp eğitiminde, birinci, ikinci, üçüncü basamak hastanelerde, kamuda veya özel sektörde hemen tüm birimlerinde büyük sorunlar yumağı halindedir.

Sağlık kurumları işletmeye dönüştürülmüş, hastaya ayrılan süreler 3-5 dakikaya indirilmiştir. Hekimler performans baskısı altında çalışmaya zorlanmakta, nitelik değil, sayı sorgulanmaktadır. Maalesef Sağlık Bakanı başvuran hasta sayısı ile övünmektedir. Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aşmış, kişi başına başvuru sayısı 12’yi geçmiştir. Bu oran Avrupa ortalamasının iki katıdır. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini göstermektedir.

Aile hekimlerimiz, asıl görevleri olan koruyucu sağlık hizmetine neredeyse hiç zaman ayıramamaktadırlar. Çalışma koşullarının, özlük haklarının düzeltilmesi bir yana hepinizin bildiği eziyet yönetmelikleriyle karşılarına yepyeni sorunlar getirilmiştir.

Acil servislerimiz, kötü sağlık sisteminin ve sosyal devlet ilkesinden uzaklaşmanın yükünü en çok çeken çalışma alanlarımızdandır. Acil servislere başvuru sayısı nüfusumuzun 2 katından fazladır. Bunun dünyada başka örneği yoktur.

Kamu hastanelerinde aşırı hasta yükü altında uzun süre çalışan hekimler, emeklerinin karşılığı olmayan yetersiz ücretlerle, yönetsel baskılarla karşı karşıyadırlar. Liyakate dayanmayan yönetici atamaları ve mobbing en önemli sorunlarımızın arasındadır.

Kamu kaynaklarının şirketlere aktarıldığı, o uğurda devlet hastanelerimizin yıkıldığı şehir-şirket hastaneleri başta hekimler olmak üzere çalışanlar ve hastalarımız için büyük sorunların yaşandığı işletmelerdir.

Üniversite hastanelerinde sağlık hizmeti eğitim ve araştırmanın önüne geçmiş durumdadır. Tıp eğitimi ve mezuniyet sonrası eğitim gün geçtikçe kan kaybetmektedir. Sistemlerine ucuz iş gücü sağlamak ve kadrolaşmak için açılan sözde eğitim kurumları büyük bir sorundur.

Kamu üniversiteleri ekonomik zorluklar, personel yetersizliği, malzeme yetersizliği sorunları yaşamaktadır.

Özel hastanelerde emek sömürüsü, ciro baskısı gibi meslek onurumuzu zedeleyen uygulamalar her geçen gün artmaktadır.

Tek çıkış yolunu muayenehanede bulan meslektaşlarımız bu kez Bakanlığın baskıcı uygulamalarına maruz kalmaktadır.

Emekli hekimlerimizin durumu ise ülkenin başka bir ayıbıdır. Ömürlerini, sağlıklarını bu ülkeye vakfetmiş hekimler bugün yoksulluk sınırının altında hatta açlık sınırında maaşa mahkûm edilmektedirler.

Sağlığı ticarileştiren bu ortam, şiddet doğurmaktadır. Çeteleşmelere ortam hazırlamıştır.

Bu saydıklarımız sağlıkta yaşadığımız genel sorun başlıklarıdır. Bunlar dışında neredeyse çalıştığımız her birimde liyakatsizlik ve değersizleştirmenin en önde giden sorun olduğu yüzlerce sorun yaşıyoruz.

Ülkemizin mevcut sosyoekonomik durumu ayrıca toplumumuzun sağlığını tehdit eder boyuttadır. Yoksulluk, işsizlik, şiddet, eğitim sisteminde yaşadığımız sorunlar, çevre kıyımları hepsi birer büyük halk sağlığı sorunudur. Eşitsizlikler hastalıkları artırdığı gibi, sağlığa ulaşmanın da önünde önemli bir engeldir.

Bugün yoksul halkımızdan devlet, genel sağlık sigortası, katkı katılım payı adları altında ödemeler beklemekte iken zengin sınıfın vergilerini affetmekte, teşvikler vermektedir.

Bu kötü sağlık sistemi sadece hekimlerin, sağlık çalışanlarının emeklerini, varlıklarını değil, halkın sağlık hakkını da yok saymaktadır. Ancak, sağlık ortamının bu karanlık görünümü bizleri asla ümitsizliğe sevk etmemelidir, edemez.

Biz hekimler, varız ve buradayız. Biz hekimler, halkımızın sağlık hakkını savunurken, emeğimize ve geleceğimize sahip çıkma taleplerimizi, sözümüzü daha gür söylemek için birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızla ve halkımızla bir aradayız.

Başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu biliyoruz. Türk Tabipleri Birliği’nin bizlere yol gösterici olarak sunduğu bu ilke ile başka bir sağlık sistemini birlikte omuz omuza görev yaptığımız ekip arkadaşlarımızla ve halkımızla birlikte inşa edeceğiz.

Ülkemizin dört bir yanından hekimler, geçtiğimiz yıl İstanbul’dan başlayıp Ankara’da tamamlanan onurlu Beyaz Yürüyüşümüzü, bu kez 11 Mart’ta Diyarbakır’dan başlatıp Şanlıurfa, Gaziantep, Osmaniye ve Adana’dan sonra bugün Ankara’da oldular. Başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu yürüyüşümüzle de haykıran meslektaşlarımıza buradan selamlarımızı iletiyoruz.

Bu sağlık sisteminde sağlığın bir hak olduğu ilkesiyle, sağlık hizmeti herkese eşit, nitelikli, erişilebilir, kamusal ve ücretsiz olacaktır. Güvenli, güvenceli, şiddetten uzak çalışma ortamları ve koşullarında, iyi hekimlik yapacağız ve koruyucu hekimliğin öncelendiği çağdaş, bilimsel sağlık hizmeti vereceğiz.

Bu sistem, merkezinde paranın değil, bilimin, emeğin, liyakatın olduğu, emeğimizin, bilgimizin, deneyimimizin değerinin bilindiği, katılımcı, adil, demokratik bir sağlık sistemi olacaktır. Bunu başarmanın çok kolay olduğunu biliyoruz. Burada önemli olan tercihini bundan yana yapan siyasi iradenin var olmasıdır.

Ancak biz hekimler, başka bir sağlık sisteminin ancak, adaletin, demokrasinin, özgürlüğün, barışın var olduğu başka bir Türkiye ile mümkün olduğunu biliyoruz ve “Başka Bir Türkiye Mümkün” diyoruz. Buna olan inanç ve mücadele ruhumuzla tüm meslektaşlarımızın 14 Mart Tıp Bayramını kutluyor ve hepinize saygılar sunuyoruz."