Yan Yan Formunda konuşan Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray şu ifadeleri kullandı;

"Bugün burada farklı düşüncelerden, farklı mücadelelerden, farklı yaşam deneyimlerinden gelerek buluştuk. Her birimizin bu ülkeye ilişkin kaygıları, itirazları ve umutları var. Bizi yan yana getiren, bu ülkenin geleceğinde hepimizin söz sahibi olması gerektiğine duyduğumuz inançtır.

Çağrı heyetinde bulunan bir örgütün temsilcisi olarak ben de sizlere hoş geldiniz demek istiyorum.

Bir hekim olarak elbette sağlık hakkında konuşmak istiyorum.

Sağlık her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, sadece fiziksel değil, ruhsal ve sosyal olarak da tam iyilik halini ifade eder. Bunlardan birisi eksik olursa sağlıklı olmaktan bahsetmek mümkün değildir.

Geldiğimiz noktada ülkemizde sağlıklı bireyden bahsetmemiz maalesef olanaklı değil.

Biliyoruz ki sağlık, bir ülkenin nasıl yönetildiğinin, kaynaklarının kimler için kullanıldığının ve insan yaşamına ne kadar değer verildiğinin en önemli göstergelerindendir.

Ülkemizde ise sağlık hak olmaktan çıkarılmış, alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür. Halkın sağlığı, sağlık çalışanlarının emeği ve sağlığı gözü doymaz sermayenin kâr hırsına teslim edilmiştir. Sadece sağlık hizmeti alanında değil, insanın bulunduğu her nerede olursa orada sermayenin kâr hırsı uğruna halkın sağlığı yok sayılmakta, hatta böylece ortaya çıkan hastalıklardan da kâr elde edilmektedir.

Gelinen noktada hepimizin vergilerinin sermayeye transfer edildiği bu sistemde maalesef yoksullukla, açlıkla mücadele eden milyonlarımız, yoksulluk nedeniyle hem daha çok hastalanıyoruz hem de hak ettiğimiz sağlık hizmetini alamıyoruz. Hepimizin yaşadığı günlük gerçekler, randevu bulamıyoruz, yatak bulamıyoruz, katkı katılım paylarına rağmen ilaç bulamıyoruz, aşı bulamıyoruz. Çocuklarımız 21. yüzyılda kızamık oluyor bu ülkede hâlâ ve bu sayı her yıl giderek artıyor maalesef.

Geleceğimizi ipotek altına alan, şirketlerin şehir hastaneleri başlı başına büyük bir sorun.

Sağlık alanında yaşadığımız, kısaca mevcut hükümetin yarattığı, hastanın da çalışanın da mutsuz olduğu büyük bir kaos ve sermayenin beslendiği bir hastalandırma salgınıdır. 2025 yılında yaklaşık 1,4 milyar kez sağlık kurumu başvurusu olmuştur. Bu kişi başına yaklaşık 13 kez başvuru demektir.

Bir çocuğun yeterli beslenip beslenememesi; bir emeklinin evini ısıtabilmesi; bir işçinin akşam evine sağ dönebilmesi; bir kadının şiddet korkusu duymadan yaşayabilmesi, sağlığın temel meseleleridir. Temiz suya, temiz havaya, güvenli barınmaya ve nitelikli eğitime erişim de öyle.

Bu nedenle biz hekimler, hastalıkların toplumsal nedenleri karşısında sessiz kalmayız. Bizim insanları hasta eden koşulları değiştirme sorumluluğumuz var. Yoksulluğa, eşitsizliğe, şiddete ve doğanın tahribatına karşı söz söylemek, hekimlik sorumluluğumuzun bir parçasıdır.

Halkın sağlık hakkını savunurken sağlık hizmetlerinin kamusal ve kamucu olmasını savunuyoruz. Kamu kaynaklarının toplumun ihtiyaçları için kullanılmasını; koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği, herkesin eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmeti alabilmesini istiyoruz.

Bütün bunlar bizi demokrasi meselesine getiriyor.

Çünkü insanların kendi yaşamlarını etkileyen kararlara katılamadığı, itirazlarının duyulmadığı, hak aramanın baskıyla karşılandığı bir yerde sağlık hakkını da emek hakkını da çevre hakkını da korumak mümkün olmaz. Adaletin, özgürlüğün ve barışın olmadığı bir toplumda, hepimizin yaşamı ve geleceği zarar göreceğini biliyoruz.

İşte bu nedenle yan yana gelmemiz çok kıymetli.

Ama bu buluşmanın kalıcı bir güce dönüşmesi için birbirimize karşı da sorumluluklarımız var. Birleşik muhalefeti kurarken farklılıklarımızı açıkça konuşabilmeliyiz. Birbirimizi dinlemeli, eleştirilerimizi ifade edebilmeli, ortak kararlarımızı eşit katılımla oluşturabilmeliyiz.

Hepimiz aynı geçmişten gelmiyoruz. Her konuda aynı düşünmüyoruz. Buna rağmen insan onurunda, halkın haklarında, demokratik bir ülkede ve barış içinde bir yaşamda ortaklaşmak dileğiyle buradayız. Bu ortaklık, her birimizin sesinin duyulduğu ölçüde güçlenir.

Savunduğumuz demokrasiyi kendi ilişkilerimizde de yaşatmalıyız. Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve sözü yeterince duyulmayan herkesin karar süreçlerinde gerçek bir yeri olmalı. Güven, birbirimizin mücadelesine gösterdiğimiz özenle ve verdiğimiz sözleri tutmamızla büyür.

Birimizin hakkı ihlal edildiğinde, diğerimiz bunun kendi meselesi olduğunu görebilmeli. İşçinin greviyle hekimin çalışma koşulları, emeklinin geçim mücadelesiyle öğrencinin barınma talebi, köylünün toprağını savunmasıyla kentlinin temiz su hakkı arasında güçlü bağlar var. Bu bağları görünür kılmak, ortak mücadelemizin önemli bir görevidir.

Yan yana oluşumuzun gündelik yaşamda da karşılığı olmalı. Mahallelerde, iş yerlerinde, okullarda, sağlık kurumlarında insanların sorunlarını birlikte dinlemeliyiz. Somut talepler belirlemeli, bu taleplerin takipçisi olmalı, kazanımlarımızı birlikte büyütmeliyiz.

Hak arayanların yanında bulunmalı; hukuki, mesleki ve toplumsal dayanışmayı birlikte örgütleyebilmeliyiz.

İnsanlar yan yana geldiğimizde hayatlarında neyin değişebileceğini görmeli. Söylediğimiz söz, üstlendiğimiz işle güç kazanmalı.

Bu ülkenin birikimi çok büyük. Emeğimiz, bilgimiz, yaratıcılığımız ve dayanışma deneyimimiz var. Bunları ortak bir iradeye dönüştürebiliriz. Bunun için sabra, açıklığa ve birbirimize güvenmeye ihtiyacımız var.

Biz hekimler, insan yaşamını korumak için çalışıyoruz. Yaşamı koruma çabamız bizi halkın sağlık hakkını, emeği, doğayı, özgürlüğü ve barışı savunan herkesle buluşturuyor.

Çocukların geleceğe güvenle baktığı, gençlerin kendi ülkelerinde bir hayat kurabildiği, kadınların özgür ve eşit yaşadığı, emekçilerin insanca koşullarda çalıştığı bir ülke için sorumluluk almaya hazırız.

Bugün buradan birbirimizin sesine güç katarak ayrılmayı diliyoruz.

Halkın sağlık hakkı için, eşitlik için, özgürlük için, adalet ve barış için yan yanayız."