Odunpazarı Belediyesi YENİ Parti Meclis Üyesi Nihat Çuhadar şu ifadeleri kullandı:
“Bizler yerel yönetimlerde görev yapan insanlar olarak halkın kaynaklarını savunmak zorundayız. Bugün burada yalnızca ekonomik bir olaydan, borsada yaşanan bir krizden ya da birkaç şirketin batmasından söz etmek için konuşmuyoruz. Bugün burada Türkiye'de vatandaşın alın teriyle biriktirdiği parasının, geleceğe ilişkin umutlarının ve devlete duyduğu güvenin nasıl ağır yara aldığını konuşmak istiyoruz.
Ülkemizde yaşanan son skandalı artık sıradan bir finans olayı olarak değerlendiremeyiz. Bu olay, Türkiye'de ekonomik denetimin, kamu sorumluluğunun ve siyasi hesap verebilirliğin ne durumda olduğunu sorgulamamızı gerektiren ciddi bir olaydır.
Değerli arkadaşlarım, vatandaş ne yaptı? Emekli, yıllarca biriktirdiği parasını değerlendirmek istedi. Esnaf, ticaretten kazandığı parayı gelecek için korumak istedi. İşçi, alın teriyle kazandığını artırmak istedi. İnsanlarımız, devletin denetimine inandıkları finans kuruluşlarına güvendi.
Peki, sonuç ne oldu? 131 yatırım fonunun tasfiyesi gündeme geldi. Borsada büyük kayıplar yaşandı. Binlerce yatırımcının birikimleri ve gelecek planları sarsıldı.
Burada sormamız gereken çok önemli bir soru var. Vatandaşın parasını korumakla görevli olan devletin denetim mekanizmaları bütün bunlar yaşanırken neredeydi? Sermaye Piyasası Kurulu daha önce gerekli denetim ve müdahaleleri yapmadı mı? Bu kurumun başında bulunan yetkililer Cumhurbaşkanı tarafından atanmadı mı? Bu işler neden zamanında önlenmedi? Vatandaşın parasını yatırdığı kurumların denetiminde neden bu kadar büyük tartışmalar ortaya çıktı?
Bunlar siyasi polemikle geçiştirilecek sorular değildir. Bunlar doğrudan doğruya kamu yönetiminin sorumluluğuyla ilgili sorulardır.
Sayın AK Parti grubuna ve iktidar temsilcilerine özellikle seslenmek istiyorum. Türkiye'de devleti yönetmek, yalnızca iyi günlerde başarıyı sahiplenmek değildir. Devlet yönetmek, kötü günlerde sorumluluk üstlenmektir.
Ekonomi iyi giderken başarıdan söz etmek kolaydır. Ancak vatandaşın birikimi tehlikeye girdiğinde, piyasaya güven sarsıldığında, insanlar yılların emeğini kaybetme korkusuyla karşı karşıya kaldığında hesap vermek gerekir.
Bugün çıkıp finansal sistemin güçlü olduğunu söylemek, yaşanan mağduriyetleri ortadan kaldırmaz. Sorunun sınırlı sayıda fonda yaşandığını söylemek de o fonlarda parası bulunan vatandaşlarımız açısından yaşananları küçültmez.
Bizim meselemiz Türkiye ekonomisine zarar vermek değildir. Tam tersine, Türkiye ekonomisi güçlü olsun, vatandaşımızın parası korunsun, devletin kurumlarına güven duyulsun istiyoruz. Ama bunun yolu sorunları küçümsemek değil, gerçekleri ortaya çıkarmaktır.
İktidarın görevi, olay patladıktan sonra açıklama yapmak değil, olay yaşanmadan önce gerekli denetimleri sağlamaktır.
Değerli meclis üyeleri, bir başka önemli soru da siyasi sorumluluk meselesidir. Bu süreçte parası olan vatandaşlar ve devlet kurumları açısından ciddi sorular vardır.
Bir esnafın borcu olduğunda banka hesabına ve mallarına haciz işlemi uygulanmaktadır. Peki, milyonlarca liralık finans işlemleri söz konusu olduğunda denetim mekanizmaları neden aynı kararlılığı göstermemiştir?
Burada çifte standart olmamalıdır. Hukuk herkes için geçerli olmalıdır. Siyasi kimliği, ekonomik gücü, makamı ne olursa olsun sorumluluğu bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Hiç kimse siyasi dokunulmazlığına sığınarak korunmamalıdır.
Bizim istediğimiz de budur. Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Ancak hiçbir iddianın da üzerinin örtülmesini istemiyoruz.
Fon skandalıyla ilgili soruşturmalar bütün yönleriyle yürütülmelidir. Denetim görevini ihmal eden varsa onlar da ortaya çıkarılmalıdır.
AK Parti iktidarına soruyorum. Vatandaşın güveni yeniden nasıl kazanılabilir? Bu olayda denetim eksikliği varsa bunun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek? Yatırımcının kayıpları nasıl karşılanacak? Bir daha benzer olayların yaşanmaması için hangi önlemleri alacaksınız?
Bunlara cevap bekliyoruz. Bizim istediğimiz ayrıcalık değil, adalettir. Bizim istediğimiz siyasi hesaplaşma değil, hesap verebilirliktir. Bizim istediğimiz vatandaşın parasını, emeğini ve geleceğini korumaktır.
Sözlerimi tamamlarken şunu da ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir. Bu ülkenin kaynakları bir avuç insanın değil, 86 milyon vatandaşımızındır. Devletin kurumları kişilere değil, millete hizmet etmek zorundadır.
İktidarlar geçicidir, makamlar geçicidir, siyasi partiler geçicidir. Ancak milletin alın teri, devletin itibarı ve adalet duygusu kalıcıdır.
Bugün yaşanan fon skandalı bize bir kez daha göstermiştir ki ekonomik güvenin temeli yalnızca para ve piyasa değildir. Ekonomik güvenin temeli hukuk, denetim ve hesap verebilirliktir.
Bizler de yerel yönetimlerde görev yapan insanlar olarak vatandaşın hakkını, hukukunu ve kamu kaynaklarını savunmak zorundayız.
Hiç kimsenin birikimi sahipsiz kalmamalıdır. Hiç kimse denetimsizliğin bedelini ödememelidir. Hiçbir siyasi iktidar kamu yönetimindeki sorumluluğundan kaçmamalıdır.
Milletin parasını koruyamayan bir yönetim, milletin güvenini de koruyamaz.”





