Odunpazarı Belediyesi YENİ Parti Meclis Üyesi Nihat Çuhadar şu ifadeleri kullandı;

"Fonlarla ilgili ben de bir çalışma yapıyorum. 2025'ten beri bir firmaya, CEO'su olduğum bir şirket olarak onlara girdik, sermaye piyasasına girdik. Bir yıldır çalışıyoruz. 2025'te bitirdik, 2026'nın başında verdik. Haziran ayında vereceklerdi, vermediler. Daha müsaade etmediler.

O kadar yani şey yapıyorlar ki ciddi inceleme yapıyorlar. Şimdi bakıyoruz, Sermaye Piyasası Kuruluna atanan bütün insanlar Cumhurbaşkanının imzasıyla atanan arkadaşlar. Buradaki sermaye piyasasını denetleyen kurumlarda.

Bunlar sermaye piyasasına girene kadar bu fonların, bu hisselerin bu kadar yükseldiğini görmediler mi? Bu atanan arkadaşlardan hangisi var?"

*

Odunpazarı Belediyesi AK Parti Meclis Üyesi Özlem Ünalır şu ifadeleri kullandı;

"Milletin parasına kim el uzatıyorsa uzatsın; hangi makamda olursa olsun, hangi partinin mensubu olursa olsun biz onun karşısında durmak zorundayız. Bizim anlayışımız AK Parti olarak budur.

Son günlerde kamuoyunun gündeminde olan son soruşturmalar üzerinden çok şey konuşuluyor. Bizim bu konudaki tavrımız nettir. Sayın Cumhurbaşkanımız da zaten bununla ilgili görüşlerini bildirmiştir. Soruşturma bütün yönleriyle yürütülsün. Varsa suç işleyenler ortaya çıkarılsın, varsa kamu zararı son kuruşuna kadar araştırılsın, olmayan da hukuk önünde aklansın. Biz bundan korkmuyoruz.

Çünkü biz hukuktan korkan değil, hukuka güvenen bir siyasi anlayışın mensuplarıyız. Bakın, bunu özellikle söylüyorum: AK Parti'nin içerisinde yanlış yapan varsa o yanlışı savunmak bizim görevimiz değildir. 'Bizim arkadaşımızdır, bizim partimizdir, dokunmayalım' demeyiz. Bizim için ölçü bellidir: Parti rozeti değil hukuk, makam değil millet, kişisel menfaat değil kamu hakkı... Kim yanlış yapmışsa hesabını verir, bu kadar açık.

Çünkü AK Parti'nin siyaset anlayışının temelinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve yolsuzlukla mücadele vardır. Bu yaklaşım partimizin resmî programında da açıkça ortaya konmuştur. Bizim için makam, millete hizmet etme emanetidir. Makam sahibi olmak hesap vermemek değildir. Tam tersine, makam büyüdükçe sorumluluklar da büyür. Yetki büyüdükçe hesap verme yükümlülüğü de büyür.

Millete emanetini taşıyan herkes gerektiğinde millete ve hukuka hesabını vermek zorundadır. Bizim kırmızı çizgimiz budur.

Ama şimdi ben soruyorum değerli meclis üyesi arkadaşlarımıza; hem CHP'li hem İYİ Parti'li arkadaşlara: Sizin kırmızı çizginiz nerede başlıyor, nerede bitiyor? AK Parti'de bir iddia olduğunda 'Sonuna kadar araştırılsın' diyorsunuz. Doğru, biz de aynısını söylüyoruz. Peki sizin belediyeleriniz hakkında ciddi iddialar gündeme geldiğinde neden aynı cümleyi kurmakta zorlanıyorsunuz, merak ediyoruz.

Demokrasiden bahsediyorsunuz, haktan, hukuktan bahsediyorsunuz, tahammül edemiyorsunuz. Biz de aynısını söylüyoruz. Peki sizin belediyeleriniz... Tekrar soruyorum soruyu: Sizin belediyeleriniz hakkında ciddi iddialar gündeme geldiğinde neden aynı cümleyi kuramıyorsunuz? Neden mesele kendi belediyelerinize geldiğinde 'Belediye başkanımızın arkasındayız' diye bağırıyorsunuz?

Bir soruşturma AK Parti ile ilgili olduğunda 'hukuk devleti', CHP ile, İYİ Parti ile ilgili olduğunda 'siyasi operasyon' mı oluyor? Bir iddia AK Parti'ye yöneldiğinde 'hesap sorma' oluyor, İYİ Parti'ye ya da CHP'ye yöneldiğinde 'saldırı' mı oluyor? Bu çifte standardı millet zaten görüyor.

Ve millet artık şunu soruyor: 'Sizin için yolsuzluk kimin yaptığına göre mi değişiyor?' Bizim için değişmez. AK Parti'de yapan da yanlış yapmıştır, CHP'de yapan da yanlış yapmıştır, başka bir partide yapan da yanlış yapmıştır.

Çünkü yolsuzluğun partisi olmaz. Rüşvetin rengi olmaz. Kamu zararının ideolojisi olmaz. Yetimin hakkının da siyasi görüşü olmaz arkadaşlar. Bunu anlamak o kadar zor olmamalı herhalde.

Kimse hakkında kesin hüküm kurmuyoruz biz. Biz diyoruz ki: İddia varsa araştırılsın, delil varsa da değerlendirilsin. Ve buradan herkes duysun: AK Parti kendi içindeki yanlışa da bakar, karşısındaki yanlışa da bakar. Ama siz de aynaya bakma cesaretini gösterin lütfen.

Siyaset, başkasının çöpünü göstermek değil, kendi kapının önünü temiz tutmaktır. Biz kendi kapımızın önünü temiz tutacağız, sizden de aynısını bekliyoruz."

*

Odunpazarı Belediyesi YENİ Parti Grup Başkanvekili Emre Genç şu ifadeleri kullandı;

"Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ve hukuk kişilere göre değişmez. Çok doğru, katılıyoruz. Ancak şu eleştirimizi bile yanlış anlıyorsunuz. Biz diyoruz ki yargılanmaktan kaçmayın. Biz ne diyoruz? Bir suç varsa çağırırsın, ifadesini alırsın. Tutuklanma bir tedbirdir, gerektiğinde tedbir uygulanır diyoruz.

Buna rağmen... Müsaade edin, en azından müsaade edin. Gerekirse değil, hukuk bilmediğiniz için size hukuk dersi veremem şu anda. Bakın, net olarak söylüyorum: Hukuk kişilere göre değişmez, bizim söylediğimiz o.

Melih Gökçek'i ifadeye çağırıyorsunuz, Melih Gökçek ağzında sakız çiğneye çiğneye geliyor. Ondan sonra ifadeye giriyor, sonra çıkıyor. Son kriziyle ilgili olarak, "İfade verdi, çok büyük bir lütuf işledi" diyorsunuz.

Ama Mersin'de bir operasyon yapıyorsunuz, bazı görüntüler gerçekten içler acısı. Bir kadın kapıyı açıyor, pijamalı, çekiyorsunuz, yayınlıyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz. Sabahın ilk saatlerinde gidiyorsunuz, kadın diyor ki "Evde çocuklar var." Ona rağmen polisle gidiyorsunuz.

İfadeye çağırın, çağırmayın demiyoruz. Ama kişilere göre değil, hukuk sistemini evrensel ilkelere göre yapın. "Üsküdar Belediyesi seçimlerini alacağız" diye ne hikmetse seçimin olduğu gün belediye meclis üyelerini gözaltına alıyorsunuz. Sonra da biz eleştirince, "Kendinizi eleştirmiyorsunuz, suç var" diyorsunuz. Ya siz insanı çocuk mu kandırıyorsunuz?

Aziz İhsan Aktaş diye bir adam çıktı, suç örgütü lideri. Beraat etti. Rüşvet vermekten beraat etti, suç yok dedi. Alan, "aldı" iddiasıyla ceza aldı. E şimdi alsan... Böyle bir şey olabilir mi? Bunu eleştiriyoruz ama bu eleştirilerimizi de anlamıyorlar, farklı yere çekiyorlar."

*

Odunpazarı Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Kepez şu ifadeleri kullandı:

"Bu çalmanın, çırpmanın, hırsızlığın, arsızlığın, ahlaksızlığın etnik kökeni, partisi, kotası, siyasi görüşü olmaz. Bizim parti olarak bakış açımız budur.

Üzülerek şunu söyleyeyim: Onlar, çalma konusuyla ilgili zaten gerekenler yapılıyor. Cumhurbaşkanı gereken talimatı verdi. Hukuk, Adalet Bakanlığı bu işin üstüne gidiyor. Suçunun durumuna göre tutuklamalar, gözaltılar veya iadeler, hepsi yapılıyor. Şimdi biz bunların hiçbirisinin arkasında durmuyoruz.

Bakın, aramızdaki farkı anlatmak için söylüyorum. İki seneden beri CHP'li, YEP'li belediyeler var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin... Ne olursa olsun biz bunun iddiasındayız. Yani "Bizimki yapınca iyi, sizinki yapınca kötü" diye bir bakış açımız yok.

Bundan dolayı şu ana kadar Cumhuriyet Halk Partili veya YEP'li meclis üyelerinden veya şahsınızda belediye başkanlığından bu konuyla ilgili, yani bu belediyelerle ilgili, "Bunlar yargılansınlar, aklansınlar, temizlensinler, biz onların arkasında durmayız" demiyorsunuz. "Efendim, sabah 5'te niye alıyorlar?" Ya almasınlar, biz öyle bir şey alınsın falan demiyoruz. Ama Türkiye'deki uygulama herhalde böyle bir şey. Siz hukukçusunuz, daha iyi biliyorsunuz.

Bu yeni olan bir şey değil, bakın bu yeni olan bir şey değil. Daha önceden de biz bunlarla... Bundan önceki yıllarda da, AK Parti'den önceki hükümetler döneminde de aynı şeyler yaşandı. Gece yarısı, sabah erkenden operasyon... Herhalde suçun durumuna göre; örgüttür, terördür vesaire. Çalma, çırpma, kaçma endişesi vesaire, delilleri karartma gibi birtakım endişelerle hareket ediyor ki savcılık bunu yapıyor. Yapmayabilir de, onu biz bilmeyiz. Onu yargı kendisi bilir.

Bundan dolayı şimdi bunlar yapılınca hiç eleştirmiyorsunuz. Ya şu anda fonla ilgili ortaya konulan rakamlar sizin belediyelerinizde iddia edilen rakamların çok altında. Hiç bunlara bir şey demiyorsunuz. "Yok İhsan Aktaş şunu demiş de bunu demiş" bilmem ne...

Yani şöyle bir laf vardır, bakın: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Yani yapılanlarla ilgili hiç sesiniz... Bu birtakım iddialar varsa ortada, "Şu kadar para verdim" diyor adam, "Rüşvet verdim" diyor, öteki "Aldım" diyor. "Pavyonda paraları bölüştük" diyor, "Şunu yaptık, bunu yaptık" diyor.

Bunları AK Parti söylemiyor, biz söylemiyoruz. Kendi adamlarınız söylüyor, kendi başkanlarınız, danışmanları söylüyor, bilmem ne genel müdürleri söylüyor. Şimdi bunlara hiç sesiniz çıkmıyor. Burada buldunuz bir tane AK Partili birini, bu arabaya da vuruyorsunuz.

Biz diyoruz bak, biz konunun arkasında durmuyoruz. Biz sizin gibi kalkıp da "Bakar mısınız, bilmem ne grubu Cumhurbaşkanı adayı yapacağız" diye imza toplamıyoruz. Biz şunu söylüyoruz: Cezayı yapmışsa, bir üçkağıtçılık yapmışsa, bu durumdaysa cezasını çeksin.

Cumhurbaşkanımızdan en alt kademedeki parti üyemize kadar biz hiçbir zaman suçlunun, arsızın, ahlaksızın, rüşvetçinin arkasında durmuyoruz. Bu böyle biline.

Diğer taraftan bu fonlardır, şunlardır... Ya köfte arabasından milyarlık bütçeye sahip şirkete, bilmem neye sahip olanları hiç konuşmuyorsunuz. Oradan aldı götürdü, bunlardan hiç konuşmuyorsunuz.

Şimdi bunu biz... Kim suç işlediyse, kim suç işlediyse, çaldıysa, çırptıysa bunun partisi, klanı, ideolojisi, bilmem nesi olmaz. Herkes hukuk önünde hesap verecektir, vermelidir. Bu, bizim düşüncemiz bu.

Onun için de kalkıp da böyle "Yok şöyle yaptınız, böyle yaptınız..." Hukuk, herkese göre hukuk olmaz ki. Tabii ki tek hukuk olacak. Ama geçmişte nasıl hukuksuzluklar yapıldığını biliyoruz."

*

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt şu ifadeleri kullandı:

"Özlem Ünalır Hanım'ın söylediklerinin yüzde 90'ına aynen katılıyorum. Katılmadığım çok küçük bir kısmı var, o da belki de işin özü, esası.

Bir iddia bile yok bizim belediye başkanlarımızın hakkında. Dava bile açılmıyor. 10 ayda, 1 yılda iddianame hazırlanmıyor. Ama insanları sabahın köründe tutuklayıp, kelepçeleyip götürüyorlar. Şimdi sonra da Melih Gökçek'in işte o sakız çiğneyerek gelmesini insanlar eleştirince siz kızıyorsunuz, sinirleniyorsunuz.

"Eşit hukuk" diyor değil mi Kepez? Hukuk eşitse yani Vahap Seçer'e de eşit uygulanmalı, Melih Gökçek'e de eşit uygulanmalı. Vahap Seçer ile ilgili iddia ne şu anda? Hangi somut kanıt var?

Toplayacaklar delilleri. Deliller, bakın bu tür özellikle kamuoyunu ilgilendiren ihalelerde, alışverişlerde somuttur; belgedir, dosyadır. Yani bunu "delil araştırması" gibi bir şey söz konusu değildir. Bu delilin karartılması, kaçırılması, kaybolması mümkün değildir. Devletin arşivi güçlüdür. Devlet bunu bulur. Bulacak, hesabını soracak. Zamanında devlet görevini yapacak. Nasıl işte foncuları zamanında kaçırdı, şimdi arıyor.

Benzer şeyleri öfkelenmeden "Benimki iyi, seninki kötü" demeyin. Bizim hiçbir arkadaşımız "Kimse yargılanmasın" demiyor. Yargılansın ama adil yargılansın. Adaletten kuşkumuz var. Dolayısıyla bunu söyleyenler haklı.

İBB davasında iddianameye yazılması unutulan sanıklar var, tutuklular var. Adam tutuklu ama iddianamede sanık değil. Şimdi burada adil bir yargılama olduğunu söyleyebilir miyiz? Ve hâlâ içeride, şu anda alacağı cezayı yatmış olan insanlar var. Yani suç sabit olsa bile, suç sabit olsa bile yatacağı süre diyelim 15 ay, insan 18 aydır tutuklu. Burada şimdi hangi adaletten bahsedeceğiz? Hangi eşit haklardan bahsedeceğiz?

Bu yakıyor, insanın yüreğini yakıyor. İster istemez itiraz ediyor. E ama şimdi biz buna itiraz edince "Bunlar yargılanmasın mı?" diyorsunuz. Yargılansın, o zaman çabuk yargılayın. Yani 15 ayda yatıp çıkacak adamı niçin 18 aydır yargılamıyorsunuz? Yargılansın.

Dolayısıyla burada YEP'liyse, CHP'liyse "At zindana, beklesin. Adalet yerini bulur." Ne zaman bulur? Anayasa Mahkemesi kararlarına mahkemeler uymuyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi uymuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına mahkemeler uymuyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi uymuyor. Sonra da diyorsunuz ki "Eşit hukuk..."

Burada biraz vicdan sızlıyor. O nedenle arkadaşlarımız öfkeli, o nedenle biz bu itirazları yapıyoruz. Yoksa hırsıza biz niye sahip çıkalım? Hırsızın Allah belasını versin, cezasını çeksin. Ama hakikaten hırsız mı? Şu anda belli değil, atmışsınız adamın üstüne bir suçlama, yargılama bile yapmıyorsunuz. Sonra da efendim "Adalet yerini bulur." Ne zaman?

İşte bu var, 2 yıldır tutuklu insanlar. Ekrem İmamoğlu daha savunmasını yapmadı. Yüzlerce insan dinlendi, binlerce delil geldi, 100 küsur eylemden suçlanıyor. Daha savunmasını yapmadı. Bu zaman normal bir iş değil.

Yani sorun memlekette uygulanan adalette. O nedenle öfkelenmeden, sinirlenmeden elbette herkes hesabını versin. Hesap soralım, yargılayalım. A partisi, B partisi değil; herkes yargılansın.

Adaletin gözü bağlıdır. Bakmaz insanın kişiliğine, insanın hangi partili olduğuna, hangi ırktan, hangi cinsten olduğuna bakmaz adalet. Adalet böyle bir şey, ulvi bir şey. Mahkemeler... İşte ne derler eskiden, "Ankara'da hakimler var." Ankara'da hakimler olsun. Bu bize de zamanında ve yerinde baksın. Bizim talebimiz budur. Yoksa hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur.

Ama şimdi Tanju Özcan'ı tutmuş, içeri atmışlar, bir sürü suçlama yapılıyor, hepsinden beraat ediyor. E ne olacak şimdi? Ne olacak şimdi, yani bu 2 yıl yattığına "Pardon" mu diyeceğiz? Bir film vardı... Şimdi bu böyle olmamalı.

Yani yargılanan devlet memurları nasıl yargılanıyorsa, Melih Gökçek nasıl yargılanıyorsa bizim belediye başkanlarımız da öyle yargılansın. Ankara galiba değil mi, Keçiören Belediye Başkanı yargılandı, dosya istinafa gitti, oradan Yargıtay'a gitti, 5 yıl küsur ceza aldı, ondan sonra başkanlığı düştü. İnfaza başlandı mı, başlanmadı mı belli değil, bilmiyorum. Ama başkanlıktan düşürülmesi Yargıtay'dan karar kesinleştikten sonra oldu. Rüşvetten mi, zimmetten mi mahkûm oldu, 5 yıldan fazla ceza aldı. E şimdi o gayet doğal ama bizimkinin şüphesi var, hadi at içeri sabahın köründe... Bu vicdanı sızlatıyor, ben bunu vurgulamak istedim."