İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Oytun Gökten şu ifadeleri kullandı:

"Son günlerde deprem güvenliği ve zemin koşullarıyla ilgili kamuoyunda çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Toplumun bu konuda doğru ve bilimsel bilgilerle bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Deprem riski yalnızca zemin ya da yapı üzerinden değerlendirilebilecek bir konu değildir. Zemin, yapı ve deprem tehlikesinin birlikte ele alınması gereken çok disiplinli bir mühendislik alanıdır. Bu nedenle herhangi bir ilin veya ilçenin tamamı için 'zemini oldukça uygundur', 'zemini sağlamdır' ya da 'zemini elverişsizdir' şeklinde genel ifadeler kullanmanın bilimsel bir karşılığı yoktur.

Yürürlükteki deprem yönetmeliklerinin her yapı için parsel bazında zemin ve temel etüdünü zorunlu tutmasının nedeni de budur. Aynı mahallede, aynı cadde üzerinde, hatta yan yana bulunan iki parselde bile jeolojik özellikler, yeraltı suyu koşulları ve deprem sırasındaki zemin davranışı farklı olabilir. Zemin özelliklerinin bu kadar kısa mesafelerde değişebildiği bilimsel olarak bilinirken, bir il veya ilçenin tamamı hakkında genelleme yapmak mühendislik açısından sağlıklı değildir.

Mikrobölgeleme çalışmaları kent ölçeğinde planlama yapılması ve risklerin belirlenmesi açısından önemli bir veri sağlar. Ancak güvenli yapılaşmanın temelinde parsel bazında gerçekleştirilen geoteknik etütler bulunmaktadır. Her yapının oturacağı zeminin mühendislik özellikleri ve zemin ile yapı arasındaki etkileşim ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Gerekli görülmesi halinde uygulanacak zemin iyileştirme yöntemleri de ilgili yönetmelikler doğrultusunda belirlenmelidir.

Sıvılaşma, ani oturma, konsolidasyon, diferansiyel oturma, taşıma gücü kaybı, deprem sırasında yumuşama, üzeri kapatılmış dere yatakları ve yapay dolgular gibi riskler ancak ayrıntılı ve parsel bazında gerçekleştirilecek çalışmalarla ortaya çıkarılabilir. Depreme dayanıklı kentleşmenin temel şartlarından biri de bu bilimsel yaklaşımın eksiksiz şekilde uygulanmasıdır.

Türkiye'nin son 100 yıllık deprem geçmişi de bu gerçeği açık biçimde gösteriyor. Depremlerin kayıt altına alınabildiği yaklaşık son 100 yıllık dönemde, büyüklüğü 7 ve üzerinde olan 14 büyük deprem meydana geldi. Bu depremlerde yaşanan ağır can ve mal kayıplarının önemli bir bölümü, genç alüvyon çökeller üzerinde gelişen ve çoğunlukla şehir merkezlerinin bulunduğu vadi merkezleri ile vadi tabanlarında gerçekleşti.

Bunun nedeni yalnızca bir bölgenin faya ne kadar yakın veya uzak olduğu değildir. Bilimsel çalışmalar; zemin büyütmesi, vadi etkisi, basen etkisi, sıvılaşma, yumuşama ve diğer yerel zemin koşullarının deprem hareketini önemli ölçüde değiştirebildiğini ve hasarın dağılımını doğrudan etkileyebildiğini gösteriyor. Kahramanmaraş, İzmit, Düzce, Van ve Elazığ depremlerinde yaşananlar bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor.

Eskişehir de bulunduğu deprem tehlikesi, genç jeolojik formasyonları, alüvyon zeminleri, yeraltı suyu koşulları ve geniş vadi yapısı nedeniyle yerel zemin davranışlarının ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gereken kentlerden biridir. Bunu toplumda bir kaygı oluşturmak amacıyla söylemiyoruz. Tam tersine, bilimsel veriler ışığında doğru planlama yapılabilmesi açısından bu özelliklerin bilinmesi ve dikkate alınması gerekiyor.

İnşaat mühendisliğinde bugün ulaşılan bilimsel bilgi bize zeminin türünün ve deprem sırasındaki davranışının yapı tasarımını doğrudan etkileyen temel mühendislik parametrelerinden biri olduğunu gösteriyor. Ancak yapı güvenliğini sadece yapı kalitesi veya sadece zemin üzerinden değerlendirmek de eksik ve yanıltıcı olur. Güvenli bir yapı; doğru zemin etüdü, doğru mühendislik tasarımı, doğru malzeme ve doğru uygulamanın bir arada sağlanmasıyla mümkündür.

Bu nedenle bir ilin veya ilçenin tamamı için zeminin uygun veya uygun olmadığı yönünde genel değerlendirmeler yapılmasının bilimsel bir temeli bulunmuyor. Bu tür açıklamalar toplumda yanlış bir güven duygusuna yol açabileceği gibi gereksiz bir endişenin oluşmasına da neden olabilir. Bunun doğurabileceği sonuçların sorumluluğu da oldukça ağırdır.

Deprem gibi toplumun tamamını doğrudan ilgilendiren teknik konularda kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Bunun da jeoloji, jeofizik ve inşaat mühendisliğinin ilgili alanlarında çalışan akademisyenlerin, uzman mühendislerin ve meslek odalarının ortak değerlendirmeleri doğrultusunda yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bilimsel uzmanlık alanının dışında yapılan yorumların kamuoyunu yanlış yönlendirme ihtimali göz ardı edilmemelidir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak toplumun can güvenliğini ilgilendiren her konuda bilimsel gerçekleri savunmayı ve kamuoyunu doğru bilgilerle bilgilendirmeyi temel sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. Aynı sorumluluğun ilgili tüm mühendislik disiplinleri ve bilim çevreleri tarafından ortak şekilde taşınmasının, afetlere karşı dayanıklı kentler oluşturulması açısından büyük önem taşıdığına inanıyoruz.

Deprem güvenliği konusunda izlenmesi gereken en doğru yol kişisel değerlendirmeler üzerinden hareket etmek değil; bilimsel verileri, mühendislik ilkelerini ve ilgili uzmanlık alanlarının ortak aklını esas almaktır."