İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Oytun Gökten şu ifadeleri kullandı;
"Değerli katılımcılar, hepinizi Eskişehir İnşaat Mühendisleri Odası ve şahsım adıma selamlıyorum. İyi ki buradasınız, iyi ki güçlü bir şehir oluşturmak adına ortak akıllı bir iş yapıyoruz. Öncelikle çok teşekkür ederiz bizleri buraya davet ettiğiniz için. Ortak akıl cümlesini oda olarak, şahsım olarak da çok önemsiyoruz.
Ayşe Ünlüce başkanımız geçenlerde, aynı sizin yaptığınız gibi bütün akademik odaları topladı ve projelerini bizlerle paylaşarak bir talepte bulundu; "Bizi eleştirin." dedi. Bu çok önemli bir şey. Bir kere her eleştiriye, her söze kıymet vermeliyiz ve buna tahammül etmeliyiz, katkı sunmayı bilmeliyiz. Bizler bu konuda kendimizi yetiştiren, büyüklerimizden aldığımız ödevlerle, derslerle, onlardan aldığımız tecrübelerle mesleğimizi bir arada götürmeye çalışan dinamik insanlarız.
Bizler mühendisiz, şehirleri inşa etmeye çalışan mimarlarız, şehirleri yaşanabilir bir hale getirmeye çalışan şehir plancılarıyız. Demin dediniz ya başkanım çok güzel bahsettiniz; şehirleri imar ederken hani nesilleri ihya etmezsek... Çok güzel ve çok anlamlı bir yaklaşım. Bizler ihya edemedik nesilleri, onun için maalesef ki hepimiz şehrin mahvoluşunu izlemek zorunda kalıyoruz. Onun için de bu çalıştayları yapmak zorunda kalıyoruz. Siyasetçilerin de aslında görevi, amacı da bu, çok da doğru bir şey.
Şimdi değerli katılımcılar, bizler Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerimizle, demin Mübeccel Hanım'ın da bahsettiği gibi bir altlık oluşturmak adına bir çalışma yürüttük. Bu çalışmada yaklaşık 52.000 binanın denetimini, ön denetimini, gözlemsel, tahribatsız anlamda bir denetimini yaptık. Bakın burada çok çarpıcı bir şey var, birçok sivil toplum kuruluşu burada. Arkadaşlar 6.000 bina acilen, bakın acilen yenilenmek zorunda, dönüşüme girmek zorunda. Bu binaların birçoğunda yarın yaşanabilecek 6 ve üzerindeki deprem durumunda gerçekten ciddi hasar olacak ve can kaybı olmama ihtimali çok az.
Şimdi bizlerin amacı şu; bizler şehirlerimizi dönüştürürken aynı zamanda da yaşanabilir bir şehir haline getirmekten geçiyor. Bu önerilerimizi de sıralamaya gayret gösterdik. Her basına açıklamalar yaptık. Çeşitli ilgili arkadaşlarımızla, değerli başkanlarımızla görüşürken teknik anlamda açıklamalarımızı, önerilerimizi ilettik. Bunların başında şu geçiyor; bakın depremle savaşılırken bir kere imarla barışamayız. Bunu bir kere aklımızın bir kenarına yazmamız gerekiyor. Erdoğan Başkan bahsetti, yani 1970'lerden bu tarafa bir imar affı sürecini yaşadık, yaşamaya maalesef devam ediyoruz. Kuralsızlık ve kanunsuzluk üzerine bir ülke inşa edilemez, edilmemelidir.
Bakın yenilerde bir düzenleme var, işte bahçe düzenlemeleri vesaire vesaire. Ben bir kamu görevlisiyim, aynı zamanda bir kooperatifçiyim. Yaklaşık 200 tane konutu imal etmeye çalışıyoruz ortak akılla, herkesi bir araya getirerek, bütünleştirerek, kolektif bir çalışmayla. Bunu başarmak için de her türlü kurala, kaideye uymak zorundayız ve bunun için var kanunlar, kurallar bunun için var. Kanunsuzluk üzerinden, kuralsızlık üzerinden bir siyaset devşirmeyi ben doğru bulmuyorum. Bunun üzerinden de insanları etkilemeyi, vatandaşları yönlendirmeyi de doğru bulmuyorum. Çünkü o insanlar da mağdur oluyor, o insanlar da bir yerden sonra çıkmazın içine giriyor.
Burada vatandaşlarımızı bizler siyasetçiler olarak, "bizler" dedim pardon, "sizler" siyasetçiler olarak doğru bir seviyeye getirmek en büyük göreviniz. Bizler de meslek odaları olarak, siyaset dışı unsurlar olarak aslında, sendikalar, sivil toplum örgütleri olarak (zaman zaman bu kelimenin altını çiziyorum) sizlere de istikamet çizmek zorundayız, kusura bakmayın. Bunu bizler yapmak zorundayız. Bu istikameti yanlış anlamayın bizi, sizi zapturapt altına almak için değil, mesleki kaygılarımızı toplum üzerinde gidermek adına yapmak zorundayız. Toplumcu bir mühendisliği aşılamak adına yapmak zorundayız, toplumcu hareket etmek zorundayız.
Bir de şuna değinmek istiyorum arkadaşlar; emperyalist bir paylaşım içerisine girmiş, kan emici bir şeytani bir siyonist akıl çok net bir şekilde ülkemizi kuşatmış durumda. Şimdi eğer bu akılla bizim baş edebilmemiz için, yani öyle bir bakış açısındalar ki kimin ne olduğu, neyin kime benzediğini anlayamıyoruz. Bunu sizler hele daha iyi biliyorsunuz. Onun için bu akılla baş etmek adına bir kere kendi küçük pragmatist faydacıklarımızdan vazgeçerek toplumsal faydacılığı öne çıkarmamız gerekiyor. Bunu yapmak hepimize düşüyor, bu görev hepimize düşüyor. Önce kendimizi iyi tahlil etmekten, toplumu iyi tahlil etmekten geçiyor. Bu tahlili yaparken de kimseyi dinine, ırkına, hayat görüşüne, ideolojik farklılıklarına göre yargılamaktan değil; bütünleşerek, ortak aklı şimdi sizin yaptığınız gibi kesişim kümelerini arttırmaktan geçiyor.
Bizler bu dönemde şöyle bir sloganla çıkmıştık yola, ben buradan tavsiye niteliğinde şunu söylemek istiyorum. Vatandaşa şunu söylemek zorundayız, vatandaş kızıyor, eleştiriyor diyor ki; "Şehir benim için ne yaptı?". Şunu dedirtmeliyiz ilk etapta; "Şehir benim için daha ne yapsın?". En son aşamaya geldiğimizde de "Ben şehir için ne yapabilirim?"i konuşmamız gerekiyor. İşte bu kolektif çalışmayla üretebilirsek başarabiliriz.
Şimdi teknik birkaç tavsiyelerde de bulunup daha fazla uzatmayayım. Birincisi yeni imar bölgeleri ile ilgili çok tartışmalar yaşanıyor. Maalesef bu tartışmaların odağında da genellikle ne hikmetse hep ticari odalar var. Ticari odalarımıza baktığımızda hepsi ne hikmetse "Orayı imara açın, burayı imara açın" diye tutturuyorlar. Bakın bu bir eleştiridir, ben meslek odasıyım, meslek açısından bakacağım, şehir açısından bakacağım. Arkadaşlar bizim şehrimizin Yunus Emre Caddesi, Atatürk Caddesi imarda, depremde yerle bir olacağı gerçeği dururken (parantez içinde o 6.000 dediğim binanın neredeyse %50'si de o caddelerde) biz imarı açarsak buralar nasıl yenileşecek? Sorarım size nasıl yenilenecek? Nasıl yenileceğiz? Hangi müteahhit bunu gelip yapacak? Bu bir.
Onun için diyorum ki evet imara açalım ama şimdi değil. Buraların yenilenmesi için ortak akılla bir çözüm bulalım, buraları yenileyelim ondan sonra gidelim bilmem ne bölgesini açalım. Çünkü bu haksız bir rantiyenin de önünü açmak oluyor ama öbür türlü gerçekten hem depreme hem kentsel anlamda şehre hizmet etmek oluyor. Önereceğim en önemli şeylerden bir tanesi bu.
Tepebaşı Belediyemiz gerçekten büyük bir özveriyle ve gerçekten ortak akılla ve gerçekten şehrin muhalefeti olan şu anki iktidar partisinin de desteğini alarak bir çalışma yürüttü. Yeşiltepe Mahallesi'nde bir çalışma yapıldı. Ada bazlı, bakın bu cümle çok önemli, bizlerin her zaman önerdiği, yapmaya çalıştığı bitişik nizamdan kurtulup ada bazlı hem rahat şehirler hem depreme hazırlıklı şehirler yaratmak adına bunu yaptı. Ama gel gelelim ki maalesef ucuz bir siyasete kurban edilmeye çalışılıyor. Bu bizi üzüyor. Bakın buradan siyaset devşirmek çok doğru değil, yanlış yaklaşımlar. Mağduriyetler olabilir, mağduriyetler giderilir. Mağdur olanlara otururuz hep beraber bizler meslek odaları olarak da bunun önünü açabiliriz. Çünkü bizler tarafsızız, biz gelecek Erdoğan Bey'i de eleştireceğiz, biz gelecek Ayşe Ünlüce başkanımızı da eleştireceğiz yeri geleceğince. Ama bizler ortak ve doğru yapılan şeye de doğru anlamda katkıyı sunmakla mükellef bir meslek odasıyız.
Çalışmaları gerek partilerin gerek sivil toplum kuruluşlarının ve bizim gibi siyaset dışı unsurların desteklemesinin önünün açılması gerekiyor. Bizlerin de bu desteği yaptık diye bir tarafa çekilmemesi gerekiyor. Çünkü biz tarafsız bir şekilde doğrularımızı savunmaya devam edeceğiz.
Şehrin kentsel dönüşümünü artık bir program ya da bir sistem geliştirmeye çalıştık. Bu dönemde o kadar çok diğer odalardan arkadaşlar dedi ki, bir akademisyen arkadaşımızın yönetimdeki arkadaşımızın önerisiyle ortaya çıktı. Arkadaşlar, bu ülke artık bir mevzuat kirliliğine, mevzuat çöplüğüne dönüşmeye başladı. Her dakika bir şey değişiyor. Yenilerde depremle ilgili yıkılmış yapılardaki hasar tespit yönetmeliği değişti. Düşünebiliyor musunuz? Her dakika bir şey değişiyor. Bizler mesela oda olarak böyle bir talep olduğunu görünce Temas diye Teknik Mevzuat Alarm Sistemi diye bir sistem geliştirmek zorunda kaldık. Şaka gibi değil mi gerçekten?
Çünkü o kadar çok yeniliyoruz ki 1999 depremi bize her şeyi anlatmış olması lazımdı. Ondan sonra yaşanan Van depremi, sonraki büyük depremler bize bir şeyler anlatmış olması lazımdı. Ama geldiğimiz noktada şubat depremi ile birlikte yine hiçbir şey anlamadık. Bunun altını kocaman çiziyorum. Yine ucuz siyasete kurban gidecek ve ateş düştüğü yeri yakacak. Belki bir deprem olduğunda buradaki yarısının hayatta olmadığını gözünüzün önünden geçirin. Ya da yarınız hayatta kaldınız ama eviniz yok barkınız yok, yakınlarınızdan biri yok. Bu gerçeği biz her yerde söylemeye çalışıyoruz, inatla da söylüyoruz. Deprem konusunu son cümlemle bitireceğim. Trafikle ilgili birkaç bir şey söylemek istiyorum.
İstanbul depremine karar aldık yönetim olarak. Her çıktığımız konuşmada İstanbul depremini vurgulamak istiyoruz. Nedeni şu; dünyada birçok ülkeden daha büyük nüfusa sahip olan, ülkenin gayrisafi milli hasılasının neredeyse %57’sinin geçtiği bir bölge olan İstanbul depremi, ülkemizi sadece etraftaki illeri değil, ülkemizin bağımsızlığını, ülkemizin ekonomik anlamda güçlü bir noktaya doğru erişmesini, her şeyi ama her şeyi kaybetmesine sebep olabilecek tehlikede, sebep olabilecek sıkıntıda bir depremdir. Ortada büyük bir Godzilla var amiyane tabirle ve bu ülkemize doğru yaklaşıyor. Lütfen ama lütfen değerli başkanım, sizlere de bunu bastırarak söylüyorum. Her gittiğiniz yerde bunu vurgulamaya gayret gösterin. Bunlar ucuz siyasete lütfen kurban edilmesin. Bunlar hepimizin canını, malını derinden etkileyecek ve hakikaten hepimizin bağımsızlığını, ekonomik bağımsızlığını, sosyal bağımsızlığını sıkıntıya çok sokacak bir gelişmedir. Bunun altını çizerek kentsel dönüşümle ilgili konuyu bitirmek istiyorum.
Eskişehir küçük bir şehir. Gerçekten bir kimliğe büründü. Hani bu konuda Sayın Yılmaz Büyükerşen'i de anmadan geçemeyeceğiz. Emekleri çok, diğer başkanlarımızla birlikte emekleri çok ama hakikaten bir şehir; tarımsal ve sanayi şehrinin yanına bir eğitim şehri, bir parklar şehri diye bir kimlik daha yerleştirdi. Bu önemli ve değerli bir şeydir. "Yiğidi öldür hakkını ver" demişler, bu konuda da teşekkürleri hak ediyor. Yalnız tabii bunlar yapılırken de yine teknik anlamda bazı konularda bizler dinlenmedi. Bunun da altını çizelim. Keşke bizlerin önerileri bunlar yapılırken daha dikkate alınsaydı, bugün trafik sorunu, bugün yaşadığımız işte bazı problemler yaşanmayacaktı.
Yine aynı şekilde bir önceki dönemdeki başkanımızı da anmadan geçemeyeceğim Orkun Başkanımızı. Onun döneminde de bir 7 maddelik bir tavsiye niteliğinde trafik sorunuyla ilgili çözümler üretmeye çalıştık. Bakın tramvay, gelişmiş dünyaya özgü güzel bir hafif raylı sistem olarak geçer, önemli bir şeydir. Burada artık şehir kalabalıklaşmaya başladıkça bu trafik sorunu, sorun haline gelmeye başladı. Aslında Eskişehir'de devasa bir trafik sorunu olduğunu da söylemiyorum açıkçası ama belli saatlerde tramvayların uzatılması, yani 256 kişilik kapasitenin 500 kişiye, 600 kişiye çıkarılarak bu şekilde duraklarda ve durakların da büyütülerek en azından yollarla kesişilen noktalarda daha az bir duraklamanın olacağını düşünüyoruz. Bu konuda da büyük bir öneri getirmek istiyoruz. İlk önce bundan başlanmalı diye düşünüyorum.
Diğer bir konu, çevre yolu muhabbeti. Arkadaşlar ben öğrenciydim, ben lisedeydim, çevre yolu konuşuluyordu. Ben büyüdüm, inşaat mühendisi oldum, hâlâ çevre yolu sorunu konuşuluyor. Ben inşaat mühendisliğini bitirdim, kamuda 15. yılımı neredeyse devirdim, hâlâ neyi konuşuyoruz? Güney Çevre Yolu'nu, Kuzey Çevre Yolu'nu konuşuyoruz. Ben bir keresinde şunu söylemiştim Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yetkililerine: "Arkadaşlar, sizlerin 20 yıllık, 25 yıllık iktidarınızda söylediğiniz en önemli bir şey var, haklısınız da bir şey demiyoruz; yol yaptık dediler." Doğru, güzel yollar yapıldı. Biz de diyoruz ki Eskişehir için; en iyi bildiğiniz şeyi yapın, yol yapın. Bize yolumuzu yapın, bu kadar basit. Yani Kuzey Çevre Yolu'nu hayata geçirin ki bizler de artık diyelim ki belediye sen bu yolu niye yapmıyorsun? Şimdi senin ana görevini sen yapmadığın zaman bizler teknik insanlar olarak palyatif çözümlere gitmeye çalışıyor belediye. Şu anda Atatürk Caddesi'nde yapılan, buradan da bu hadi iddialı bir cümle olsun, yapılan her çözüm palyatiftir. Bir yerden sonra kilitlenecek. Bunu meslek bakımından hocalarımız da söylüyor, üniversiteye destek olan hocalarımız da söylüyor. Bir yerden sonra kilitlenecektir. Ha, bunu toplu taşımayı teşvik ederek, toplu taşımanın önünü açarak engelleyebiliriz ama bir diğer taraftan yeni yollar açılabilmesi için demin Erdoğan Başkanım imar yolu dedi. Bakın bu çok önemli bir cümle; imar yolu. Şimdi imar yolunun imar hâline getirebilmemiz için bizim gerçekçi çevre yollarına ihtiyacımız var. Bunun için de sanırım açıklamalar devam ediyor yani hükümetin yetkilileri de bence gayret gösteriyorlar il bazında. Üretmeye çalışıyorlar ama bir yere kadar demek ki onların da etkisi olmuyor yani bu önemli bir sorun.
Trafik, bu çevre yolu yapılınca da bitmeyecek. Bilhassa da viyadük, köprülerimizi, o tarz sanat yapılarımızın depreme karşı dayanıklı olup olmadığının acilen incelenmesi gerekiyor. Yaşanacak bir depremde herhangi bir göçme sırasında Eskişehir'i kuzey ve güney olarak düşünün; kuzeyinden mi güneyine geçiş olmayacak? Bu çok büyük tehlike arz ediyor. Yine bir şeye daha değinmek istiyorum. Arkadaşlar bizler, Fesih Başkanım da öyle, belki 10 yıldır, 12 yıldır Tıp Fakültesi'nin güçlendirilmesi mi, yıkılması mı, yapılması mı bunlar tartışılıyor duruyor. Hep tartışılıyor ama hiç bir hamle yok ve maalesef fay hattına da çok yakın olduğu bilinen, belki de üstünden geçtiği tahmin edilen bir tıp fakültemiz var bizim nur topu gibi. Bunun acilen önlem alınması gerekiyor. Bakın ondan sonra bizim oda başkanımızdan bir tanesini Hatay depreminden sonra 83 yapısı ayakta, bir tanesi yıkılmış; 82 bina ayakta bir tanesi. O da altında kolon kesme var, illiyet bağı kesilmiş olmasına rağmen maalesef zoraki bir şekilde, zorlama bir şekilde arkadaşımızı içeri attılar. Sebebi de şu; oda başkanlığı süresince yaptığı bu açıklamaları da delil olarak koymuşlar. Bakın bir akıl tutulmasıdır bu. Tuz koktuysa ne yapsın vatandaş, ne yapsın tuz koktuysa? Hani bunun için hepimizin adalete, hakka, hukuka sahip çıkması gerekiyor. Bu haksızlık hukuksuzluk bir gün gelip hepimizi bulur.
Bir de küçücük su sorununa değinip yerime geçmek istiyorum izninizle. Umarım başınızı şişirmiyorumdur. Değerli arkadaşlar, Eskişehir bir su şehri gibi gözükse de aslında ülkemizin büyük bir kesimi gibi maalesef ilerleyen zamanlarda bir su fakiri bir ülke olacak ve bir şehir olacak. Eskişehir'deki su sorununun ortaya çıkmasının, bilhassa ben bir Çiftelerliyim, Çifteler bölgesinde o küçüklüğümüzde yüzdüğümüz ana göletin, işte o Gökgöz diye tabir edilen yerin susuz kalmasının ana sebebi mevcut başkanın oraya iki toprak, kum atmasından değil. Bu bir algı yönetmek, çok büyük hata ve yanlıştır. Ben bunu teknik kimliğimle söylüyorum. Asıl mevzu; Çifteler-Sakarya havzasında derin kuyu dediğimiz 300-400 metrelik kuyularla hidrojeoloji dediğimiz, yine bunlar bizim mesleğimizin bilimi içerisindedir, o hidrojeolojik yapının incelenmeksizin bir anda hoyratça o suyun çekilmesi. Yine tarım politikasına sizler vurgu yaptınız; tarım politikasına gidiyor. Sonrasında da ciddi anlamda yer altı suyu kalmadığı için; giren ve çıkanlar çok basit bir hesap. Ne kadar yağdı, ne kadar çıktı? Çok fazla çıkıp az yağarsa da çok basit su sorunu yaşıyorsunuz. Şimdi bunun bedelini kim ödeyecek? Tarım yapmaya çalışan, "beş dönüm pancar ekeyim de işte ekmeğimin parasını kazanayım" diyen insanlardan önce bunun hesabı sorulacak. Hep öyle olmuştur; en güçsüz çünkü en ayaklar altında kalandır.
Yine aynı şekilde Porsuk havzasıdır; aslında Eskişehir'i besleyen, Eskişehir'e su kaynağı olan Porsuk havzasıdır. Porsuk Barajı çok büyük bir barajdır düşündüğümüzde ve yaklaşık 300 milyon metrekare gibi bir alandan beslenir ancak maalesef ki o havzanın içerisine dört beş tane gölet yapılarak 300 bin olan kapasite 200 bine düşmüştür. Bu kapasiteden dolayı da Porsuk havzası, Porsuk havzasından oluşacak su, Porsuk Barajı'nda yeterince bir tutum gösteremediği için ciddi anlamda ileride Eskişehir'i bir su sıkıntısı beklemektedir. Bu konuda da DSİ'nin şu açıklamaları yapmaması gerekmektedir; "Kütahya şubesi biz oralara gölet yapmazsak Kütahya şubesi ne yapacak?" gibi açıklamalar yapılmaması gerekir. Çünkü akıl ve mantık teknikle birleştirilmelidir, beraber yürünmelidir bu yollar. Bu konuda da altını kocaman çizmek istiyorum. Etki konusuna da değinmek istiyorum. Hata yapılır, hata yapan bedelini öder, ödemelidir de ancak hata yapanın sanki bedeli ödememiş gibi bir hareket etmenin de kimseye faydası yoktur. Bu konuda da gerekli adımlar atılmalıdır, bizler de atılacağına inanıyoruz. Bu konuda halkın kesinlikle yanlışa sürüklenmemesi, halkın parasının kesinlikle korunması gerekmektedir. Ancak hataların üstüne de hatalarla gitmemeliyiz. Ortak akılla, şimdiki sizin yaptığınız gibi bir konsensüsle gitmeliyiz. Bu arada şunun bilgisini de vereyim; bizler Su Komisyonu'nu acilen toplantıya çağırdık. Bu hafta ilk toplantılarını yapacaklar. Değerli hocalarımız, konunun uzmanları, eski DSİ bölge müdürlerinden tutun konuya hakim olan arkadaşlarımız var ve yakın gelecekte de Eskişehir'in su sorunuyla ilgili geniş çaplı bir raporu sizlerin, bütün kamuoyunun huzuruna bir basın açıklamasıyla sunmayı planlıyoruz."





