Kanal 26'da konuşan İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Oytun Gökten şu ifadeleri kullandı:
“Bizler 180 bin üyeyi aşmış bir inşaat mühendisliği ailesinin fertleriyiz. Ben bu göreve gelmeden önce de İnşaat Mühendisleri Odasının öğrenci örgütlenmesi olan Genç-İMO'da çeşitli görevlerde bulundum. O dönemden itibaren ciddi bir mühendis enflasyonu başladığını fark ettik. Meslek odalarımız da bunu gördü. Mühendis sayısındaki artışla birlikte ciddi hak kayıpları yaşanmaya başladı. Meslektaşlarımız kendilerini sahipsiz hissetmeye başladı.
Meslek odamız her dönem bu sorunlara ilişkin çalışmalar yürüttü. 'Her Şantiyeye Bir Şef' kampanyası gibi çalışmalarla sorunlarımızı kamuoyuna taşımaya çalıştık. Bu dönem öncesinde üyelerimizden sendikal nitelikte bir hareketin hayata geçirilmesine yönelik ciddi talepler geldi. Buna kayıtsız kalamazdık. Çünkü bizler de bu toplumun içinde yaşayan, mesleğimizi hangi sıfatla icra edersek edelim benzer sorunlarla karşılaşan insanlarız.
Genel merkezimizin çalışmalarıyla yapay zekadan da yararlanarak mesleğimizin farklı alanlarına yönelik bir süreç başlattık. Bu sürecin adını 'Talebimiz Geleceğimiz' koyduk. Kamuda çalışan mühendislerimiz, projecilerimiz, şantiye şeflerimiz, ücretli çalışanlarımız, yapı denetim sektöründeki meslektaşlarımız ve emekli mühendislerimiz var. Her grubun kendine özgü ciddi sorunları bulunuyor. Biz de bu sorunlara çözüm üretmek amacıyla taleplerimizi ortaya koyduk.
Mühendisliğin temel felsefesi çözüm üretmektir. Bir derenin karşısına geçmek için köprü yaparsınız. Şehirlerde yoğunluk artarsa yüksek katlı yapılar, toplu taşıma sistemleri ve hafif raylı sistemler geliştirirsiniz. Çevremizde gördüğümüz bütün yapısal işlerin temelinde inşaat mühendisleri vardır.
Ancak ne yazık ki her afetten sonra inşaat mühendisleri sorumlu tutuluyor, görüşlerine başvuruluyor ve zaman zaman günah keçisi ilan ediliyor. Buna karşılık mühendislerin yaşadığı sorunlar görülmüyor.
Biz üç matematik netiyle mühendis yetiştirilemeyeceğini söylüyoruz. Üniversitelerdeki kontenjanların acilen düşürülmesi gerekiyor. Toplumun bu gerçeği anlaması lazım. Üç matematik netiyle mühendis yetiştirirseniz daha sonra doğa olaylarının neden afete dönüştüğünü bize sormamalısınız.
Her şehre üniversite açılmasına karşı olduğumuzu söylemiyoruz. Ancak nitelikli, parasız, bilimsel ve demokratik bir eğitim istiyoruz. Bunu sağlayabiliyorsak üniversiteler açılsın. Aksi halde görünmeyen bir işsizler ordusu oluşturuyoruz.
Mezun sayısı giderek artıyor. Mesleğini yapmak istemeyen mühendislerin sayısı da yükseliyor. Yeni mezun arkadaşlarımızın istihdam sorununu doğru değerlendirmek zorundayız. İnsanların mesleklerine ve geleceklerine ilişkin beklentileri olmalı. Genç mühendislerin mesleklerine olan inançlarını korumamız gerekiyor.
Projecilik yapan meslektaşlarımızın da ciddi sorunları bulunuyor. Bir projeci fatura kestiğinde KDV, gelir vergisi ve stopaj gibi yükümlülüklerle karşılaşıyor. Üç liralık bir faturadan cebine bir lira ya kalıyor ya kalmıyor. Bu vergi yükünün yeniden düzenlenmesi gerekiyor.
Özellikle bireysel çalışan projecilerin üzerindeki gelir vergisi yükünün sınırlandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü meslektaşlarımız ekonomik koşullar nedeniyle çok düşük bedellerle iş yapmak zorunda kalıyor. Meslek odasının belirlediği fiyatların yüzde 10'una, yüzde 15'ine iş yapıldığını görüyoruz.
Ben artık bu insanları eleştiremiyorum. Çünkü o gün paraya ihtiyacı vardır, çocuğunun ihtiyacı vardır ve işi düşük bedelle kabul etmek zorunda kalıyordur. Burada kanun koyucunun meslek odalarının görüşlerini dikkate alarak düzenleme yapması gerekiyor.
Şantiye şefliğinde de benzer sorunlar var. Şantiye şefliğinin bir asgari ücret tarifesi olmalı. Berberler Odasının, esnaf odalarının ve lokantacılar odalarının belirlediği asgari tarifeler bulunuyor. Bizim ise tavsiye niteliğinde belirlediğimiz rakamlar var.
Geçmişte SGK ile bir protokol yapmıştık. Bu protokol sayesinde meslektaşlarımızın ücretlerinde iyileşme sağlanmıştı. Ancak işverenlerin açtığı dava sonucunda Danıştay protokolü iptal etti. Böylece yeniden düzensiz bir ücret ortamına dönüldü.
Bir inşaat mühendisinin işe başladıktan sonra çoğu zaman gecesi gündüzü kalmıyor. Mesai kavramı ortadan kalkıyor. Bir şantiyede asma tavan işi yapan bir arkadaşımızla karşılaştım. Beni tanıdığını söyledi. Nereden tanıdığını sorduğumda kendisinin de inşaat mühendisi olduğunu öğrendim.
Mesleğini neden bıraktığını sordum. Maaşının kötü olmadığını ancak çalışma koşullarının çok ağır olduğunu anlattı. On beş günde bir gün izin yapabildiğini, izin gününde bile telefonunun susmadığını söyledi. Bu nedenle mühendisliği bırakıp asma tavan işçiliğine başlamış.
Bu durumu dinlediğimde gerçekten üzüldüm. On beş günde bir gün tatil yapılması kabul edilebilir bir çalışma düzeni değildir. Böyle bir durumda sessiz kalamayız. Meslektaşlarımızın haklarını savunmak zorundayız.
Birlikte hareket etmeden sonuç alamayız. Müzakere edebilmek için güçlü olmak gerekiyor. Bizim de bu güce ulaşmak için mücadele etmemiz şart.
Şantiye şefleri mevcut mevzuatta işveren vekili sayılıyor. Ancak işveren vekili olarak tanımlanan mühendisin gerçekte ne kadar yetkisi var? Müteahhit, vekil tayin ettiği mühendise kendi sahip olduğu yetkileri veriyor mu? Vermiyor.
O halde bu düzenlemenin değiştirilmesi gerekiyor. İşveren vekilliği kavramının yalnızca sermayeyi koruyan bir yapıya dönüşmesine karşıyız. Mevzuatın çalışan mühendislerin haklarını da koruması gerekiyor.
Biz 'Her Şantiyeye Bir Şef' dedik. Ben bunu bir adım ileriye taşıyarak 'Her Şantiyeye Bir İş Güvenliği Uzmanı' diyorum.
Şantiye şefi sahaya çıktığında kalıbın doğru yapılıp yapılmadığını, demirin doğru bağlanıp bağlanmadığını, seramiğin ve yalıtımın doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemek zorunda. Bunun yanında işverenin talepleriyle uğraşıyor. Bir de iş güvenliğiyle ilgili bütün sorumlulukların kendisine yüklenmesi doğru değil.
İş güvenliği uzmanlığı ayrı bir uzmanlık alanıdır. Şantiyelerde iş güvenliği uzmanlarının bulunması zorunlu hale getirilmeli. Bu kişiler gerektiğinde ruhsat ve ilgili belgelere de imza atarak sorumluluk üstlenmeli.
Bizler attığımız imzalar üzerinden çok ağır sorumluluklar taşıyoruz. Elbette imzamızın arkasındayız. Ancak bütün sorumluluğun yalnızca mühendislerin imzası üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkıyoruz.
Yapı denetim sektöründe de ciddi sorunlar bulunuyor. Bir yapının yaklaşık maliyetinin yüzde 1,44'ü üzerinden yapı denetim hizmeti verilmesini beklerseniz hizmette aksamalar yaşanabilir. Bu bedellerle yapı denetim kuruluşlarının çalışmalarını sağlıklı biçimde yürütmesi oldukça zor.
Geçmişte yüzde 5 seviyelerinde olan oranların yüzde 1,44'e kadar düşürülmesi sorgulanmalı. Yapı denetim hizmetinin niteliğini ve çalışanların koşullarını dikkate alan bir düzenleme yapılması gerekiyor.
Bir yapı denetim personelinin kamu görevlisi statüsünde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bir bina çöktüğünde olay kamusal bir mesele haline geliyor. O binanın yapım süreci de kamusal sorumluluk içeriyor. Bu nedenle yapı denetim çalışanlarının statüsü yeniden düzenlenmeli.
Yapı denetim sektöründeki çalışanlar da ciddi vergi sorunları yaşıyor. Bir müteahhitle bir projecinin ya da yapı denetim çalışanının aynı düzeyde vergi yüküyle karşılaşması adil değil. Eşit işe eşit ücret ve eşit çalışmaya eşit vergi anlayışının benimsenmesini istiyoruz.
Projecilik alanında yaşanan fiyat kırımları da mühendislik hizmetlerinin niteliğini etkiliyor. Çok sayıda mühendisin aynı alanda iş araması nedeniyle fiyatlar düşüyor. Bunun belirli bir düzene kavuşturulması gerekiyor.
6 Şubat depremlerinde Rönesans Rezidans örneğinde çok ciddi mühendislik hataları yaşandığını gördük. Büyük bütçelerle yapılan yapılarda bile bu tür hatalar ortaya çıkıyorsa sistemin nerede aksadığını sorgulamak zorundayız.
Emekli mühendislerimizin durumu da farklı değil. Emekli mühendislerimiz diğer emeklilerle aynı ekonomik sorunları yaşıyor. Hatta bazıları daha ağır koşullarla karşılaşıyor. Emekli olduktan sonra geçinebilmek için düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyorlar.
Bu durum hem emekli mühendislerin emeğinin karşılığını alamamasına hem de yeni mezun mühendislerin istihdam olanaklarının daralmasına neden oluyor.
Emekli mühendislerimizin haklarını korumak için de 'Talebimiz Geleceğimiz' diyoruz. Mühendislerin yok sayıldığı bir ülkede üretim ve gelişme süreçleri sağlıklı ilerleyemez. Biz kendimizi toplumun diğer kesimlerinden üstün görmüyoruz. Ancak emeğimizin karşılığını ve haklarımızı talep ediyoruz.
Emekli mühendislerin insanca yaşayabilmesi için 2008 yılındaki düzenlemelerin yeniden ele alınması gerekiyor. Emekli aylıklarının hesaplanmasında kullanılan sistemin değiştirilmesini istiyoruz. Çalışanlara verilen seyyanen artışların emeklilik hesaplamalarına da yansıtılması gerekiyor.
Bugün çalışan bir mühendisin aldığı ücretle emekli olduğunda bağlanan aylık arasında çok büyük fark oluşabiliyor. İnsanlar çalışma hayatları boyunca belirli bir yaşam standardına alışıyor. Emekli olduklarında gelirlerinin çok büyük bölümünü kaybediyorlar.
Emeklilikle birlikte gelirde belirli bir azalma olabilir. Ancak yaşam standardının yüzde 70 oranında düşmesi kabul edilebilir değil. Bu düzenlemelerin yapılması mümkün. Kanun koyucunun konuya yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor.
Son dönemde yaşanan fon skandalı gibi olayları da akılla ve mantıkla açıklamakta zorlanıyoruz. Gazetecilerin toplum adına denetim görevi yürüttüğünü unutmamak gerekiyor. Gazeteciler bugünkü hükümetleri de gelecekteki hükümetleri de kamuoyu adına denetleyen insanlardır. Bu görevlerini yerine getirmeleri nedeniyle baskıyla karşılaşmamaları gerekiyor.
Kamuda çalışan mühendislerimizin sorunları da oldukça fazla. Son yıllarda mühendisler kendilerini sendika kurmak zorunda hissetti. Çünkü kamuda giderek geri plana itildiklerini ve ötekileştirildiklerini düşünüyorlar.
Siyasi baskılar bu sorunların başında geliyor. Devlet memurluğundan parti memurluğuna geçildiği yönünde ciddi bir algı oluştu. Görevde yükselme sınavlarında yaşanan sorunlar da mühendislerin çalışma hayatını olumsuz etkiliyor.
Liyakat yerine siyasi yakınlığın öne çıktığı uygulamalardan şikayet ediliyor. Sendikacılığın temelinde çalışanların haklarını savunmak vardır. Ancak yandaş sendikacılık anlayışı nedeniyle çalışanların haklarının yeterince savunulamadığını görüyoruz.
Kamuda çalışan mühendisler geçim sıkıntısı yaşıyor. İş yerlerinde mobbinge maruz kalan meslektaşlarımız bulunuyor. Kadın mühendislerimizin çalışma ortamlarında karşılaştıkları sorunlar ise ayrıca ele alınmalı.
Kadın mühendislerimiz yaşadıkları sorunları zaman zaman dile getiremiyor. Dile getirdiklerinde de erkek egemen çalışma anlayışı karşısında yeterli desteği bulamıyorlar. Bu nedenle mücadele etmekte zorlanan, çekinen meslektaşlarımız var.
Mühendislerin çalışma hayatındaki hareket alanları giderek daralıyor. İnsanların en temel çalışma koşullarını bile bir ayrıcalık olarak görmeye başladığı bir ortam oluşuyor. Eğitimli ve nitelikli çalışanların bu koşullara mahkum edilmesini kabul etmiyoruz.
Ücretli çalışan mühendislerimizin de gelecek kaygısı var. Bir ev almak istediklerinde işlerini kaybetme korkusuyla karşılaşıyorlar. Kredi taksitlerini nasıl ödeyeceklerini düşünüyorlar. İş güvencesi konusunda kendilerini rahat hissedemiyorlar.
Mesai saatleri belirsiz. Aileleriyle yeterince vakit geçiremiyorlar. İşveren baskısı altında çalışmak zorunda kalıyorlar. Kendilerine verilen işleri kabul etmediklerinde işlerini kaybetme tehdidiyle karşılaşabiliyorlar.
Bütün bunlar mühendislerde tükenmişliğe neden oluyor. Zamanla çalışanların mesleklerine olan ilgisi azalıyor. Bu durum yapılan işin niteliğini de olumsuz etkiliyor.
Ben burada meslektaşlarımızı suçlamıyorum. Çünkü bu bireysel bir sorun değil, sistem sorunudur. Elbette görevini yerine getirmeyen kişinin sorumluluğu vardır. Ancak çalışma hayatındaki bütün sorunları kişilerin üzerine yükleyerek çözüm bulamayız.
Biz mesleğimizin bütün alanlarında çalışan arkadaşlarımızın taleplerini savunacağız. Onların sesi olacağız. Hakları için mücadele edeceğiz. Bunun için 'Talebimiz Geleceğimiz' diyoruz.
12 Kasım'da mühendisler olarak iş bırakmak istiyoruz. Sorunlarımızı toplumun gündemine taşımak ve çözüm bulunmasını sağlamak istiyoruz. Kanun koyucularla güçlü bir meslek örgütü olarak müzakere etmek istiyoruz.
Ancak bugün geldiğimiz noktada mücadele etmek zorundayız. Bu mücadelede gücümüzü meslektaşlarımızdan ve örgütlü yapımızdan alıyoruz.
12 Kasım'da bize destek olmak isteyen, sorunlarımıza ortak ses vermek isteyen herkesi Ulus Meydanı'na bekliyoruz. Burada bir basın açıklaması ve yürüyüş gerçekleştirmek istiyoruz. İnşaat mühendislerinin de hakları için yürüdüğünü göstermek istiyoruz.”





