ESKİŞEHİR HABER

Özge Yaren Çilingir: "Bu ölümler patronların daha fazla kâr hırsının sonucudur"

Eskişehir’de 1 Mayıs’ta konuşan Özge Yaren Çilingir, ücret, çalışma koşulları ve sendikal haklar konusunda talepleri sıraladı, mevcut duruma tepki gösterdi.

Abone Ol

1 Mayıs Tertip Komitesi adına konuşan TMMOB üyesi Özge Yaren Çilingir şu ifadeleri kullandı;

"Bugün yalnızca bir günü kutlamak için değil, emeğimize, ekmeğimize, haklarımıza, özgürlüğümüze, barışa ve geleceğimize sahip çıkmak için buradayız.

Fabrikalardan, atölyelerden, depolardan, madenlerden, hastanelerden, okullardan, belediyelerden, tarlalardan, plazalardan, kamu kurumlarından ve sokaklardan yükselen ortak sesi Eskişehir’in kalbinde buluşturuyoruz.

Eskişehir’in fabrikalarında, atölyelerinde, kamu kurumlarında, üniversitelerinde, madenlerinde, tarlalarında ve mahallelerinde üreten herkesin ortak talebi insanca yaşamdır.

Biz bu ülkenin bütün değerlerini üretenleriz. Çalışıyoruz, üretiyoruz, yaşatıyoruz. Ama emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bu düzen adaletsizdir. Bu düzen insanca değildir. Bu düzen değişmelidir.

1 Mayıs, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. 1 Mayıs, insanca yaşayacak ücret, insan onuruna yaraşır çalışma koşulları ve 8 saatlik iş günü mücadelesinden doğmuştur. 1886’da Chicago’da yükselen 8 saatlik iş günü mücadelesinin üzerinden 140 yıl geçti. Aradan geçen 140 yıla rağmen işçi sınıfının insanca çalışma, insanca yaşama, örgütlenme, özgürlük ve barış mücadelesi hâlâ sürüyor. Bugün 1 Mayıs’ı yalnızca anmıyor, o büyük mücadele mirasını Eskişehir Cumhuriyet Meydanı’nda yeniden büyütüyoruz.

Taksim 1977’de katledilen işçileri ve emekçileri unutmadık, unutturmayacağız. 12 Eylül yasaklarını ve işçilerin meydanlara çıkma iradesinin yıllarca engellenmesini unutmadık. Anayasa Mahkemesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin kararlarına rağmen Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılmasını kabul etmiyoruz. 1 Mayıs’a yasak, emeğin sesine yasaktır.

Milyonlarca işçi, kamu emekçisi ve emekli açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamaya zorlanıyor. Ücretler daha cebe girmeden eriyor, kiralar, faturalar, gıda, ulaşım, eğitim, sağlık ve barınma giderleri her geçen gün ağırlaşıyor. İşçiler çalışıyor ama geçinemiyor. Emekliler yaşamıyor, ayakta kalmaya çalışıyor. Gençler okuyor ama geleceğini göremiyor. Eskiden yalnızca işsiz olan yoksul sayılırken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele ediyor. Bu tablo kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Bu tablo, emeği değersizleştiren ekonomik politikaların, vergi adaletsizliğinin, rant düzeninin ve sermayeyi koruyan tercihlerin sonucudur. Vergi yükünün ücretlilerin sırtına yıkılmasını kabul etmiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. Kaşıkla verilen ücret artışlarının kepçeyle vergi olarak geri alınmasına razı değiliz. Halktan toplanan kaynaklar sermayeye, ranta ve savaşa değil, eğitime, sağlığa, barınmaya, ulaşıma, emeklilere, gençlere ve kamusal hizmetlere ayrılmalıdır. İnsanca yaşayacak ücret istiyoruz. Güvenceli iş istiyoruz. Vergide adalet istiyoruz. İnsan onuruna yaraşır çalışma koşulları istiyoruz.

İnsanca yaşam yalnızca ücret meselesi değildir. Örgütlenme, toplu sözleşme, grev hakkı ve iş güvencesi olmadan emeğin hakkı korunamaz. Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Grev hakkımızın yasaklarla, ertelemelerle ve baskılarla gasp edilmesine son verilmelidir. Toplu sözleşme hakkı gerçek anlamda güvence altına alınmalıdır. Sendikaya üye olduğu için işten atılan, baskı gören, sürgün edilen, fişlenen hiçbir işçi ve emekçi yalnız değildir. Taşeron, kiralık, güvencesiz, kuralsız, esnek ve düşük ücretli çalışma düzenine hayır diyoruz. Kıdem tazminatı hakkımızın gasp edilmesine, fona devredilmesine ve budanmasına izin vermeyeceğiz.

İşyerlerinde mobbing, taciz, şiddet, keyfi soruşturma, baskı ve angarya düzenine karşı çalışanların onurunu savunuyoruz. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri istiyoruz. Emeğin hakkını savunmak, aynı zamanda işçinin yaşamını savunmaktır. Çünkü güvencesizlik, denetimsizlik ve kuralsızlık yalnızca ücretleri değil, canlarımızı da hedef alıyor. Her yıl binlerce işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Bu ölümler kader değildir. Bu ölümler, patronların daha fazla kâr hırsının, denetimsizliğin ve kuralsızlığın sonucudur.

Buradan açıkça söylüyoruz, İşçilerin sağlığı ve güvenliği, patronların kârından daha değerlidir. Ya onların kârı ya bizim canımız. Biz yaşamı savunuyoruz.”